*Messi'nin Fenerbahçe'ye transferi son anda iptal edildi. Bir süre önce Barcelona kulübüyle bonservis için 4 çuval bulgur, 2 bidon süzme yoğurt ve 10 kilo pancarda anlaşma sağlayan Fenerbahçe, ünlü oyuncuya da asgari ücret+yol+ssk önermiş ve olumlu cevap almıştı. Ancak taraflar imza aşamasına geldiğinde Messi'nin bacanağının Türkiye'ye gelmek istememesinden ötürü transferden son anda vazgeçildi. Messi'nin bacanağıyla aralarının çok iyi olduğu, her akşam hanımı alıp misafirliğe gittiği, zaten bacanağının da Barcelona'da işlek bir caddede büfe işlettiği ve bu kurulu düzeni bozmak istememesi transferin olumsuz sonuçlanmasında etkili olduğu söyleniyor.
*Geçen hafta alınan Kayserispor yenilgisinden sonra çıkışa geçmek için takım olarak kenetlenen Kasımpaşalı futbolcular o şekilde kitlenip kaldı. Yeni bir ekip oldukları için nasıl kenetlenildiğini bilmediklerini o yüzden böyle düğümlendiklerini belirten Kasımpaşalı futbolcular, belediye ekiplerinin getirdiği sıcak suyun üzerine dökülmesi sonucu tekrar açıldılar. Kasımpaşa daha sonra antremana tek kale maçla devam etti.
*Camdan bir bloğun, buzdan bir pistin üzerinde kaydırılarak içiçe geçmiş yuvarlaklara gönderildiği ve iki kişinin pisti fırçalamak suretiyle bu bloğa yön verdiği curling adlı sporun dün düzenlenen müsabakalarını kahvede eurosport izleyen 20 kişilik bir grup bastı. Tam iki yıldır bu maçları izlemelerine rağmen daha tek bir kuralını dahi anlayamadıklarını ve bu durumun içlerine dert olduğunu söyleyen çılgın grup bir yandan cam blokları kırarken bir yandan da fırçaları ellerine geçirip sporcuları kovaladı. Kovalama esnasında buzda kayma sonucu kaseyi inciten saldırganlardan bazıları tedavi altına alındı. Saldırıya ilk tepki Curling Sporunu Kalkındırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Helmutt Olsen'den geldi. Bu elim saldırıyı kınadıklarını belirten Olsen "Sanki biz biliyoruz da mı oynuyoruz bu mereti? Ben de kuralları tam bilmiyorum ama izliyorum. Bence herkes herkesin fikrine saygılı olmalı, yoksa bu şartlarda memlekette Curling sporu gelişemez." diye konuştu.
*100 metre koşuda yüzakımız olan atletimiz Tayyar Diripling, Golden League yarışlarında 100 metreyi 4,5 saniyede tamamlayarak ömrü boyu atletizm müsabakalarından men cezası aldı. Sonradan görme olduğu kadar şuursuz da olan atletimiz Tayyar'ın bu cezayı almasında, parkuru, önceki yarışlardan kazandığı paralarla aldığı Bugatti marka spor arabayla tamamlamış olması en büyük etken olarak gösterildi.
13 Kasım 2009
12 Kasım 2009
Nikâh Masası 2.0 Çıktı
Nasıl ki çok tutan filmlerin 2. si çekiliyorsa, Ümit Besen de son albümünde çok beğenilen şarkısı Nikah Masası'nın yeni versiyonuna yer verdi. Bir ileri aşamaya taşınmış şarkının adı Halay Pisti. Biyruun:
Halay Pisti
Düğününe beni çağır sevgilim
İstersen halaybaşın olurum senin
Bu enerjik kim diye soran olursa
Herhalde erkek tarafından dersin sevgilim
Kerizin biriysem oynayamaz mıyım
Mendili coşkuyla sallamaz mıyım
Halaydan anladığım belli olsun diye
Bi kaç ilginç figür yapamaz mıyım
Halay pistine çıktın işte
Oturmaya mı geldik bu mutlu günde
Kafayı sıyırdım böyle sevince
Çek artık halayı otur biran önce
Halay Pisti
Düğününe beni çağır sevgilim
İstersen halaybaşın olurum senin
Bu enerjik kim diye soran olursa
Herhalde erkek tarafından dersin sevgilim
Kerizin biriysem oynayamaz mıyım
Mendili coşkuyla sallamaz mıyım
Halaydan anladığım belli olsun diye
Bi kaç ilginç figür yapamaz mıyım
Halay pistine çıktın işte
Oturmaya mı geldik bu mutlu günde
Kafayı sıyırdım böyle sevince
Çek artık halayı otur biran önce
11 Kasım 2009
Türkiye'de Güzel Şeyler de Oluyor
Ülen bu memlekette hep millet birbirini mi doğruyor, sürekli cinnet hali mi var? Herkes bir trafik kazası sonucu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmeyi mi bekliyor? Ay sonunu zar zor mu getiriyor, uçan süpermene borcu mu var? İbo şov sonsuza kadar mı sürecek, Mehmet Ali Erbil her vasat filmde boy mu gösterecek? Bitmeyecek mi bu vatandaşın çilesi? Elbet bitecek, Türkiye'de güzel şeyler de oluyor. Haber merkezimiz siz değerli izleyicilerimiz için yurdun dört bir yanından derledi:
*Dün öğle saatlerinde Kordon'da yürümekte olan birbiriyle ilgisiz 23 kişi aniden gaza gelip beraber halay çekmeye başladı. Halayla ilgili sorularımızı cevaplayan halaybaşı Nuri Çayırçimen "Valla ben öyle gelmiş oğlanı gezdiriyodum. Birden noldu anlamadım, kendimi elde mendil sallayıp tey tey diye zılgıt çekerken buldum. Heralde bi mutluluk patlaması oldu. Halay arkadaşlarımın hepsine çok teşekkür ederim" dedi.
*Serdar Ortaç artık müziği bıraktığını, bundan sonra albüm çıkarmayacağını, ömrünün geri kalanını tekel bayi işleterek geçireceğini açıklaması yurt çapında büyük sevinç yarattı. Sokağa dökülen vatandaşlar kalabalıklar halinde toplanarak yer yer trafiğin tıkanmasına neden oldu. Hatta 4 vatandaş ömrü boyunca alacağı en sevinçli haberi aldığı için zirvede bırakıyorum demek suretiyle canına kıydı.
*Kurban bayramında bu sene hiç sahibinin elinden kaçan kurban dehşeti yaşanmadı. Tüm kurbanlıklar bu sene aldıkları ortak karar gereği, kendi hür iradeleriyle kesilmeye razı oldu. Konuyla ilgi konuşan kurbanlık dana Ertosun Mööö; "Sonuçta insanoğlu da dininin gereğini yerine getiriyor, zaten hepimizin gideceği yer kara toprak değil mi? Bunu bile bile ipini koparıp yol ortasında koşturmanın ne anlamı var?" dedi.
*Süper ligde bu hafta yapılan tüm maçlar, tarafların dengeli oyunuyla 1-1 berabere bitti. Böylece her takım hem gol atmış hem de puan almış oldu. Bu durum üzerine yüzlerini gevşek bir gülümseme saran futbolcuların bir an için hırstan uzaklaştığı ve samimi bir şekilde sarılıp öpüştükleri gözlendi.
*Geçen hafta mecliste yapılan görüşmeler sonunda Mehmet ali Birand'ın haber sunmasını yasaklayan bir yasa tasarısı oybirliği ile kabul edildi. Türkçe'nin yamulmaması, telaffuzun dimdik ayakta durabilmesi için bu kararı almak gerektiğini belirten hükümet sözcüsü muhalefete de desteğinden ötürü teşekkür etti. Daha sonra milletvekilleri toplu halde dereye atlayıp neşe içinde yıkandılar.
*Dün öğle saatlerinde Kordon'da yürümekte olan birbiriyle ilgisiz 23 kişi aniden gaza gelip beraber halay çekmeye başladı. Halayla ilgili sorularımızı cevaplayan halaybaşı Nuri Çayırçimen "Valla ben öyle gelmiş oğlanı gezdiriyodum. Birden noldu anlamadım, kendimi elde mendil sallayıp tey tey diye zılgıt çekerken buldum. Heralde bi mutluluk patlaması oldu. Halay arkadaşlarımın hepsine çok teşekkür ederim" dedi.
*Serdar Ortaç artık müziği bıraktığını, bundan sonra albüm çıkarmayacağını, ömrünün geri kalanını tekel bayi işleterek geçireceğini açıklaması yurt çapında büyük sevinç yarattı. Sokağa dökülen vatandaşlar kalabalıklar halinde toplanarak yer yer trafiğin tıkanmasına neden oldu. Hatta 4 vatandaş ömrü boyunca alacağı en sevinçli haberi aldığı için zirvede bırakıyorum demek suretiyle canına kıydı.
*Kurban bayramında bu sene hiç sahibinin elinden kaçan kurban dehşeti yaşanmadı. Tüm kurbanlıklar bu sene aldıkları ortak karar gereği, kendi hür iradeleriyle kesilmeye razı oldu. Konuyla ilgi konuşan kurbanlık dana Ertosun Mööö; "Sonuçta insanoğlu da dininin gereğini yerine getiriyor, zaten hepimizin gideceği yer kara toprak değil mi? Bunu bile bile ipini koparıp yol ortasında koşturmanın ne anlamı var?" dedi.
*Süper ligde bu hafta yapılan tüm maçlar, tarafların dengeli oyunuyla 1-1 berabere bitti. Böylece her takım hem gol atmış hem de puan almış oldu. Bu durum üzerine yüzlerini gevşek bir gülümseme saran futbolcuların bir an için hırstan uzaklaştığı ve samimi bir şekilde sarılıp öpüştükleri gözlendi.
*Geçen hafta mecliste yapılan görüşmeler sonunda Mehmet ali Birand'ın haber sunmasını yasaklayan bir yasa tasarısı oybirliği ile kabul edildi. Türkçe'nin yamulmaması, telaffuzun dimdik ayakta durabilmesi için bu kararı almak gerektiğini belirten hükümet sözcüsü muhalefete de desteğinden ötürü teşekkür etti. Daha sonra milletvekilleri toplu halde dereye atlayıp neşe içinde yıkandılar.
09 Kasım 2009
Kadın Çantalarından Çıkanları Derledik
Kanalımızın şuursuz bilimadamları çağımızın en çok merak edilen sorusuna sizin için cevap aradılar ve o kocaman kadın çantalarında neler taşındığını sizin için araştırdılar. Eklemek istediği olan çekinmesin, aha da bizimkilerin buldukları:
-ruj, göz kalemi, pudra, far vs.
-yarısı yenmiş eti form
-bir kadın dergisi
-para cüzdanı
-bir cep telefonu
-bir cep telefonu daha
-hijyenik ped
-tarak, ayna, cımbız
-kafam kadar bir anahtarlığa takılmış 3 anahtar
-bir peçeteye sarılmış elma
-şarj aleti
-bir şarj aleti daha (diğer telefon için)
-deodorant
-37 ekran televizyon (yaprak dokumu için)
-makyaj temizleme pamuğu
-eski erkek arkadaşının cesedi (ilişki bitmiş ancak terk etmeyi unutmuş)
-her birinden 1'er 2'şer tane alınmış 4 kağıt mendil paketi
-şehirler arası otobüste verilmiş topkek
-10-15 kolonyalı mendil
-incik, boncuk, demir, bakır, alüminyum
-kamyon tekeri iç lastiği (anlaşılamadı)
-kaldırım taşı (anlaşılamadı)
-ruj, göz kalemi, pudra, far vs.
-yarısı yenmiş eti form
-bir kadın dergisi
-para cüzdanı
-bir cep telefonu
-bir cep telefonu daha
-hijyenik ped
-tarak, ayna, cımbız
-kafam kadar bir anahtarlığa takılmış 3 anahtar
-bir peçeteye sarılmış elma
-şarj aleti
-bir şarj aleti daha (diğer telefon için)
-deodorant
-37 ekran televizyon (yaprak dokumu için)
-makyaj temizleme pamuğu
-eski erkek arkadaşının cesedi (ilişki bitmiş ancak terk etmeyi unutmuş)
-her birinden 1'er 2'şer tane alınmış 4 kağıt mendil paketi
-şehirler arası otobüste verilmiş topkek
-10-15 kolonyalı mendil
-incik, boncuk, demir, bakır, alüminyum
-kamyon tekeri iç lastiği (anlaşılamadı)
-kaldırım taşı (anlaşılamadı)
Fwd: Fwd: İlt: Fwd: İlt: Fwd: ÇOKKKK ÖNEMLİ !!!! MUTLAKA OKUYUN!!!!????
Bugün yayın merkezimize gelen bir maili, içeriği itibariyle çok önemli bulduğumuz için izleyicilerimize de gönderme gereği duyduk. Vatanını, milletini, paketteki son sigarasını seven herkes bu maili paylaşsın. Aynen aktarıyoruz:
>>>>>>>>>>>
>>>>>>>>>
>>>>>>>>>>>>>>>
>>>>
eğer ki bir sabah uyandığında bir serçecik pencerende cik cik ötüyorsa bil ki eski bir dostun seni hatırlamıştır. belki de bill gates birden aklını yitirip bütün servetini dağıtma kararı vermiş ancak öte yandan msni paralı yapmıştır. eğer ki ay sonunda messenger faturası görmek istemiyorsan git msn.com a bak. mavi msn adamı yeşil oluyor. bakmazsan adisin, şerefsizsin.
ülkemiz topraklarındaki 35 katrilyon dolarlık limonyum elementini çıkarmamıza engel olan emperyalist kamboçya hükümeti sözüm sana; bundan sonra hiç bir kamboçya ürününü kullanmayarak seni yerle bir edeceğiz. kahrolsun kamboçlar ve gizli kamboç hayranları. ayrıca migrosu da abdullah öcalan satın almış ama gizli güçler, dış mihraklar bunu bizden gizlemiş. migrosa gidip bölücü örgüte para kazandırmayalım, o sevimli yüzünün altında bir katil saklayan kangurunun kesesine keleşi sokturmayalım. bu mail hacdan geldiği için ayrıca bir önem arzediyor. mailin yazıldığı klavyeyi zemzemle yıkayıp hurmayla ovalamışlar. bunu ciddiye almayan pakistanlı bir günahkârı allah fareye dönüştürdü. aha da aşağıda ispatı: nal gibi fotoğraf. ben daha ne yapayım?

eveeeet. bütün hassasiyetlerinle oynadık mı, yeterince provoke oldun mu? eğer bu maili 500 kişiye göndermezsen vatan bölünecek, pkk azacak, beleş paradan olacaksın ayrıca cehennemde cayır cayır yanacaksın, yok eğer gönderirsen allah ne muradın varsa verecek. hadi türk gençliği, 29 ekime kadar 3 milyar kişiye ulaşıp bu alanda dünyanın en fonksiyonsuz, en gereksiz, en ipe sapa gelmez rekorunu kıralım. oh yeaaaa.
>>>>>>>>
>>>><
>>>>>>>>>>>>>
>>>>>>>>>>>
>>>>>>>>>
>>>>>>>>>>>>>>>
>>>>
eğer ki bir sabah uyandığında bir serçecik pencerende cik cik ötüyorsa bil ki eski bir dostun seni hatırlamıştır. belki de bill gates birden aklını yitirip bütün servetini dağıtma kararı vermiş ancak öte yandan msni paralı yapmıştır. eğer ki ay sonunda messenger faturası görmek istemiyorsan git msn.com a bak. mavi msn adamı yeşil oluyor. bakmazsan adisin, şerefsizsin.
ülkemiz topraklarındaki 35 katrilyon dolarlık limonyum elementini çıkarmamıza engel olan emperyalist kamboçya hükümeti sözüm sana; bundan sonra hiç bir kamboçya ürününü kullanmayarak seni yerle bir edeceğiz. kahrolsun kamboçlar ve gizli kamboç hayranları. ayrıca migrosu da abdullah öcalan satın almış ama gizli güçler, dış mihraklar bunu bizden gizlemiş. migrosa gidip bölücü örgüte para kazandırmayalım, o sevimli yüzünün altında bir katil saklayan kangurunun kesesine keleşi sokturmayalım. bu mail hacdan geldiği için ayrıca bir önem arzediyor. mailin yazıldığı klavyeyi zemzemle yıkayıp hurmayla ovalamışlar. bunu ciddiye almayan pakistanlı bir günahkârı allah fareye dönüştürdü. aha da aşağıda ispatı: nal gibi fotoğraf. ben daha ne yapayım?

eveeeet. bütün hassasiyetlerinle oynadık mı, yeterince provoke oldun mu? eğer bu maili 500 kişiye göndermezsen vatan bölünecek, pkk azacak, beleş paradan olacaksın ayrıca cehennemde cayır cayır yanacaksın, yok eğer gönderirsen allah ne muradın varsa verecek. hadi türk gençliği, 29 ekime kadar 3 milyar kişiye ulaşıp bu alanda dünyanın en fonksiyonsuz, en gereksiz, en ipe sapa gelmez rekorunu kıralım. oh yeaaaa.
>>>>>>>>
>>>><
>>>>>>>>>>>>>
08 Kasım 2009
Şimdi Haberleri Veriyoruz
*Her sene yeni bir virüs yaratmaya gönül vermiş olan biyolojik savaş uzmanları dün görkemli bir organizasyonla gelecek senenin moda virüsünü tanıttı. Yine bir grip virüsü yarattıklarını ve sebep olduğu hastalığa da Sevgi Kelebeği Gribi adını verdiklerini belirten tasarımcılar "Bu senekine Domuz adını verdiğimiz için pek rağbet görmedi, biz de daha şirin bir isim bulduk. Bu sefer her milletten insanın ilgi göstereceğini düşünüyoruz" dedi. Gecenin sonunda tüm katılımcılara hoş bir jest yapıldı ve topluca virüs bulaştırıldı. Virüsün bulaştığı şanslı kişiler de böylece gelecek seneyi beklemeden bu zevki tatmış oldu.
*Bebek sahillerindeki bir manavın fiyatlarını inceleyen vatandaşlar gözlerine inanamadı. Domatesin kilosu 14 liradan, armudun 23 liradan satılmasına anlam veremeyen halka dükkan sahibi tepki gösterdi. "Bu armudun bize gelişi zaten 22 lira, dükkan kirası, faturalar, kdv derken bize de işte anca bi çorba parası kalıyo allah sizi inandırsın" şeklinde konuşan manav maalesef inandırıcı bulunmadı.
*İzzet Altınmeşe tekrar televizyon dünyasına girmek istediği için dün ulusal bir kanalın canlı yayınını bastı. Yıllarca beni şarkı türkü programlarına çıkardınız, mikrofonu elime verip kâh uzun hava okuttunuz, kâh türkü söylettiniz. Sizin için rap soslu türkü bile yaptım ama işiniz bittikten sonra beni bir kenara attınız. Bunu sizin yanınıza bırakmam deyip "Gel kibarım kibarım, saçları kehribarım..." diye başlayan bir türkü okumaya başladı. Türkünün ortasında cebinden çıkardığı mendille çılgınlar gibi halay çekmeye başlayan İzzet Altınmeşe güvenlik görevlileri tarafından etkisiz hale getirilip stüdyodan uzaklaştırıldı.
*Bebek sahillerindeki bir manavın fiyatlarını inceleyen vatandaşlar gözlerine inanamadı. Domatesin kilosu 14 liradan, armudun 23 liradan satılmasına anlam veremeyen halka dükkan sahibi tepki gösterdi. "Bu armudun bize gelişi zaten 22 lira, dükkan kirası, faturalar, kdv derken bize de işte anca bi çorba parası kalıyo allah sizi inandırsın" şeklinde konuşan manav maalesef inandırıcı bulunmadı.
*İzzet Altınmeşe tekrar televizyon dünyasına girmek istediği için dün ulusal bir kanalın canlı yayınını bastı. Yıllarca beni şarkı türkü programlarına çıkardınız, mikrofonu elime verip kâh uzun hava okuttunuz, kâh türkü söylettiniz. Sizin için rap soslu türkü bile yaptım ama işiniz bittikten sonra beni bir kenara attınız. Bunu sizin yanınıza bırakmam deyip "Gel kibarım kibarım, saçları kehribarım..." diye başlayan bir türkü okumaya başladı. Türkünün ortasında cebinden çıkardığı mendille çılgınlar gibi halay çekmeye başlayan İzzet Altınmeşe güvenlik görevlileri tarafından etkisiz hale getirilip stüdyodan uzaklaştırıldı.
05 Kasım 2009
Şiir Saati
Bu hafta, yıllardır özenle sakladığı eski püskü aletleri ve makinaları karısı tarafından bir temizlik esnasında habersizce çöpe atılmış bir aile babasının feryadını aktaracağız sizlere. Bize bu ağıdı gönderen babanın emeğine yüreğine sağlık diyoruz. Gönül telimizi titretti, sıla hasreti, ağlamaklı olmak ve daha bir sürü gereksiz duygusal kelime...
Şair: Hurşit Gürbudak, 147 yaşında, 120 senedir şiir yazıyor.
KOLU KANADI KIRIK BABA AĞIDI
Ömrümce gözüm gibi sakındığım
Asker arkadaşımdan yakın gördüğüm
Bozuk bir teypten yaralı halde kurtardığım
Eskimiş hoparlörüm yok şimdi
Nasıl kıydın zalımın gelini
Kıydın da büktün belimi
Güya artık temizlediğin rafları
Al da başına çal şimdi
Lazım olur diye saklamıştım
Hatta özel kutu yaptırmıştım
Hepsini tek tek koklamıştım
O güzel musluk başlıklarım çöpte şimdi
Seninle evleneceğime contayla evlenseydim
Evlenseydim de bu günleri görmeseydim
Kutuya da acımamış atmışsın
Sana yarım kilo kına aldım, yak şimdi
Yıllarca kahrımı çektin beni korudun
Yağmur yağınca sığınağım oldun
Bir rüzgarda ters döndün kırıldın
Tamir edemeden yaban ellere gittin şemsiyem
Artık nah alırım sana yenisini
Karıştır çöpü getir eskisini
Dargın ayırdın bizi hayınsın
Ulan sen ne biçim bi kadınsın
Bir köşede öylece duruyordu
Kimseye zararı yoktu mahzun bakıyordu
Elbet kullanılırım diye bekliyordu
Gözleri açık gitti tahta kasam
Hiç mi acımadın hiç mi üzülmedin?
En azından kırar sobada yakarız demedin
Kolundan tutup dışarı attın
Beni onulmaz dertlerin içine saldın
Eve ilk getirdiğim günü hatırlarım
Siyah beyaz görüntünü herkese anlatırım
Uzaktan kumandan olmasa da seni severim
Bizi zorla ayırdılar eski televizyonum
Sana Dallas'ı, Yalan Rüzgarını izleten kimdi?
O plazmayı al da ananın evine git şimdi
Seninle artık aynı evde duramam
Televizyonum geri gelmeden huzur bulamam
Daha nelerim gitti anlatamıyorum
Şambrelimi, yarısı dolu pillerimi unutamıyorum
Çalar saatim da ortalarda yok görünmüyor
Daha birsürü şeyimi bulamıyorum
Seninle karşılaştığım güne lanet ederim
Artık gerekli evrakları alır avukata giderim
Celse sayısını minimumda tutarak
Boşanmak suretiyle seni hayatımdan silerim
Şair: Hurşit Gürbudak, 147 yaşında, 120 senedir şiir yazıyor.
KOLU KANADI KIRIK BABA AĞIDI
Ömrümce gözüm gibi sakındığım
Asker arkadaşımdan yakın gördüğüm
Bozuk bir teypten yaralı halde kurtardığım
Eskimiş hoparlörüm yok şimdi
Nasıl kıydın zalımın gelini
Kıydın da büktün belimi
Güya artık temizlediğin rafları
Al da başına çal şimdi
Lazım olur diye saklamıştım
Hatta özel kutu yaptırmıştım
Hepsini tek tek koklamıştım
O güzel musluk başlıklarım çöpte şimdi
Seninle evleneceğime contayla evlenseydim
Evlenseydim de bu günleri görmeseydim
Kutuya da acımamış atmışsın
Sana yarım kilo kına aldım, yak şimdi
Yıllarca kahrımı çektin beni korudun
Yağmur yağınca sığınağım oldun
Bir rüzgarda ters döndün kırıldın
Tamir edemeden yaban ellere gittin şemsiyem
Artık nah alırım sana yenisini
Karıştır çöpü getir eskisini
Dargın ayırdın bizi hayınsın
Ulan sen ne biçim bi kadınsın
Bir köşede öylece duruyordu
Kimseye zararı yoktu mahzun bakıyordu
Elbet kullanılırım diye bekliyordu
Gözleri açık gitti tahta kasam
Hiç mi acımadın hiç mi üzülmedin?
En azından kırar sobada yakarız demedin
Kolundan tutup dışarı attın
Beni onulmaz dertlerin içine saldın
Eve ilk getirdiğim günü hatırlarım
Siyah beyaz görüntünü herkese anlatırım
Uzaktan kumandan olmasa da seni severim
Bizi zorla ayırdılar eski televizyonum
Sana Dallas'ı, Yalan Rüzgarını izleten kimdi?
O plazmayı al da ananın evine git şimdi
Seninle artık aynı evde duramam
Televizyonum geri gelmeden huzur bulamam
Daha nelerim gitti anlatamıyorum
Şambrelimi, yarısı dolu pillerimi unutamıyorum
Çalar saatim da ortalarda yok görünmüyor
Daha birsürü şeyimi bulamıyorum
Seninle karşılaştığım güne lanet ederim
Artık gerekli evrakları alır avukata giderim
Celse sayısını minimumda tutarak
Boşanmak suretiyle seni hayatımdan silerim
04 Kasım 2009
İlânen Duyurulur
Pek muhterem trt2gibiadam blog izleyicisi halkı, blogla ilgili bazı bilgileri sizinle paylaşma ihtiyacı hissediyorum. Maddeler halinde sıralayayım:
1- Çeşitli blogların tasarımını gördükten sonra farkettim ki benim blogun tipi kayıkmış. Adeta Iker Casillas'ın yanında duran İbrahim Üzülmez gibiymiş. Bu yüzden tasarımında ufak değişiklikler yaptım, tipi düzelttim. Blog biraz adama benzedi. Kod falan bilseydim daha yakışıklı olurdu ama zaten o zaman direk site yapardım, blogla uğraşmazdım.
2- Blogun adının nereden geldiğine ilişkin link soldaki menüde vardı ama ben linkteki karikatürü bu kayıda taşıyorum. Umut Sarıkaya'ya ilhamları dolayısı ile selam ederim. Kendisi hemşerimdir, askerde umumiyetle çekinirdi benden, abi derdi.

3- Bazen uzun süre yazmadığım oluyor. O zamanlar ya tatile gitmişimdir, ya birden bloguma yabancılaşmışımdır ya da aklıma yazacak bişey gelmemiştir. Ama bu durumların hepsi gelip geçici şeyler. Aynı fani dünya gibi. Yazabildiğim kadar yazmak istiyorum.
4- Bi an böyle söyleyecek çok şey varmış gibi geldi ama bu kadar sürdü.
İlânen duyurulur.
trt2gibiadam yönetim kurulu adına
Bizzat KENDİM
1- Çeşitli blogların tasarımını gördükten sonra farkettim ki benim blogun tipi kayıkmış. Adeta Iker Casillas'ın yanında duran İbrahim Üzülmez gibiymiş. Bu yüzden tasarımında ufak değişiklikler yaptım, tipi düzelttim. Blog biraz adama benzedi. Kod falan bilseydim daha yakışıklı olurdu ama zaten o zaman direk site yapardım, blogla uğraşmazdım.
2- Blogun adının nereden geldiğine ilişkin link soldaki menüde vardı ama ben linkteki karikatürü bu kayıda taşıyorum. Umut Sarıkaya'ya ilhamları dolayısı ile selam ederim. Kendisi hemşerimdir, askerde umumiyetle çekinirdi benden, abi derdi.

3- Bazen uzun süre yazmadığım oluyor. O zamanlar ya tatile gitmişimdir, ya birden bloguma yabancılaşmışımdır ya da aklıma yazacak bişey gelmemiştir. Ama bu durumların hepsi gelip geçici şeyler. Aynı fani dünya gibi. Yazabildiğim kadar yazmak istiyorum.
4- Bi an böyle söyleyecek çok şey varmış gibi geldi ama bu kadar sürdü.
İlânen duyurulur.
trt2gibiadam yönetim kurulu adına
Bizzat KENDİM
01 Kasım 2009
İneceği Durağa Yaklaştıkça Akli Dengesini Yitiren Teyzeyle Konuştuk
Onu aslında hepimiz tanıyoruz. Belediye otobüslerinin heyecanlı, panikatak ve bir o kadar da sinirli teyzesi. Omzunuza dokunup "İnecek misiniz?" diye soran hatta kimi zaman bu soruyu sorma gereği bile duymadan kalabalığı yararak kapıya doğru ilerleyen teyze. Kendisini bulup konuştuk ve neden böyle yaptığını sorduk. Biz sorduk o anlattı.
-Merhaba teyzecim, adınızı öğrenebilir miyiz?
-Hamdiye Tezcan.
-Otobüste sakin sakin otururken neden böyle birden bire kendinizi kaybediyorsunuz, olaylar nasıl gelişiyor?
-Yavrucum ben böyle otobüse normal biniyorum. Teyzeyim ben, sırtımda hırkam, elimde de migros poşetleri var. Kartımı şoföre gösteriyorum ve ona beni gelinimin evinin orda indir diyorum.
-Gelinin evi?
-Aslında ineceğim durağı az çok biliyorum ama yine de nolur nolmaz. Ya durağı kaçırırsam, ya şoför beni otobüste alıkoyarsa, ya onunla beraber son durağa kadar gidersem, ya kaybolursam? Kocaman şehir, sonra ben naparım?
-Anlıyorum, sonra?
-Sonra boş koltuk varsa oturuyorum. Eğer boş koltuk yoksa son derece etkili bakışlar fırlatıyorum ve biri dayanamayıp bana yer veriyor. Yol boyu camdan dışarı bakıyorum acaba ineceğim yere geldim mi diye stresle bakıyorum. Bazen bi bakıyorum, durak çok tanıdık geliyor, ayy diyorum birden geldik galiba. Sonra bi bakıyorum meğer gelmemişiz.
-Peki inmeye yakın noluyor?
-İneceğim durağa 1 durak kala birden ayaklanıyorum. Yavrucuğum düğmeye basar mısın inicem ben diyorum. Kalabalığı yararak ilerliyorum. Böyle ilerleyişlerim esnasında çok adamın dengesini bozum devirdim ama hedefe ulaşmak için bu tür kazaları görmezden gelmeliyim. Ya inemezsem, ya son durağa gidersem. Son duraklar çok ıssız oluyor, böyle bi dağın başında, rüzgarlı yerlerde. Ayyy, içim ürperdi birden.
-Sonra?
-Böyle böyle otobüstekilerin 3 kuruşluk keyfinin içne sıçmak suretiyle kapının oraya kadar gidiyorum. Ama vardığımda bir de ne göreyim? Adamın biri kapının orda dikilmiş duruyor. Ya ben ineceğim zaman ordan çekilmezse, ya orda dikilir kalırsa, ya ben o sırada inemeyip otobüste mahsur kalırsam, son durağa kadar gidersem? Geceleri rüyama giriyor. Ben böyle tam inecekken o kapının önündeki adam beni indirmiyor, kolumdan tutup zorla otobüste bırakıyor. Sonra ben öylece kalıyorum. Adım atmak istiyorum atamıyorum, inecek vaaar diye bağırmak istiyorum sesim çıkmıyor. Kan ter içinde uyanıyorum, ayyy.
-O kadar oluyor yani?
-Oluyo valla. Sonra ben işimi garantiye almak için adamı omzundan dürtüyorum. İnecek misiniz diye soruyorum. Geçen yine birine sordum, şoför dahil hepmizi inicez, kimse kalmayacak bu otobüste dedi. Sen misin benimle dalga geçen, kolumla adamı yana savurdum, kapının önüne ben geçtim. Sonra kapı açıldı indim, kurtuldum otobüsten. Her seferinde böyle yapıyorum ben, kimse de bişey diyemez bana, teyzeyim ben, migros poşetim var.
-Evet, anlıyorum. Teşekkür ederiz efendim, bilgilendirici bi sohbet oldu.
-Ben teşekkür ederim. Aklınızda bulunsun, otobüste gidiyosanız kapının oralarda durmayın, problem çıkabilir.
-Merhaba teyzecim, adınızı öğrenebilir miyiz?
-Hamdiye Tezcan.
-Otobüste sakin sakin otururken neden böyle birden bire kendinizi kaybediyorsunuz, olaylar nasıl gelişiyor?
-Yavrucum ben böyle otobüse normal biniyorum. Teyzeyim ben, sırtımda hırkam, elimde de migros poşetleri var. Kartımı şoföre gösteriyorum ve ona beni gelinimin evinin orda indir diyorum.
-Gelinin evi?
-Aslında ineceğim durağı az çok biliyorum ama yine de nolur nolmaz. Ya durağı kaçırırsam, ya şoför beni otobüste alıkoyarsa, ya onunla beraber son durağa kadar gidersem, ya kaybolursam? Kocaman şehir, sonra ben naparım?
-Anlıyorum, sonra?
-Sonra boş koltuk varsa oturuyorum. Eğer boş koltuk yoksa son derece etkili bakışlar fırlatıyorum ve biri dayanamayıp bana yer veriyor. Yol boyu camdan dışarı bakıyorum acaba ineceğim yere geldim mi diye stresle bakıyorum. Bazen bi bakıyorum, durak çok tanıdık geliyor, ayy diyorum birden geldik galiba. Sonra bi bakıyorum meğer gelmemişiz.
-Peki inmeye yakın noluyor?
-İneceğim durağa 1 durak kala birden ayaklanıyorum. Yavrucuğum düğmeye basar mısın inicem ben diyorum. Kalabalığı yararak ilerliyorum. Böyle ilerleyişlerim esnasında çok adamın dengesini bozum devirdim ama hedefe ulaşmak için bu tür kazaları görmezden gelmeliyim. Ya inemezsem, ya son durağa gidersem. Son duraklar çok ıssız oluyor, böyle bi dağın başında, rüzgarlı yerlerde. Ayyy, içim ürperdi birden.
-Sonra?
-Böyle böyle otobüstekilerin 3 kuruşluk keyfinin içne sıçmak suretiyle kapının oraya kadar gidiyorum. Ama vardığımda bir de ne göreyim? Adamın biri kapının orda dikilmiş duruyor. Ya ben ineceğim zaman ordan çekilmezse, ya orda dikilir kalırsa, ya ben o sırada inemeyip otobüste mahsur kalırsam, son durağa kadar gidersem? Geceleri rüyama giriyor. Ben böyle tam inecekken o kapının önündeki adam beni indirmiyor, kolumdan tutup zorla otobüste bırakıyor. Sonra ben öylece kalıyorum. Adım atmak istiyorum atamıyorum, inecek vaaar diye bağırmak istiyorum sesim çıkmıyor. Kan ter içinde uyanıyorum, ayyy.
-O kadar oluyor yani?
-Oluyo valla. Sonra ben işimi garantiye almak için adamı omzundan dürtüyorum. İnecek misiniz diye soruyorum. Geçen yine birine sordum, şoför dahil hepmizi inicez, kimse kalmayacak bu otobüste dedi. Sen misin benimle dalga geçen, kolumla adamı yana savurdum, kapının önüne ben geçtim. Sonra kapı açıldı indim, kurtuldum otobüsten. Her seferinde böyle yapıyorum ben, kimse de bişey diyemez bana, teyzeyim ben, migros poşetim var.
-Evet, anlıyorum. Teşekkür ederiz efendim, bilgilendirici bi sohbet oldu.
-Ben teşekkür ederim. Aklınızda bulunsun, otobüste gidiyosanız kapının oralarda durmayın, problem çıkabilir.
30 Ekim 2009
Ölmeden Önce Yapılacak 17 Şey
Aslında 50 şey yazıcaz diye başladık ama sonradan zor geldi, biz de sayıyı 17' ye çektik. Siz ölünceye kadar bunları yapın, yapmasanız da canınız sağolsun.
1- Sabah kahvaltı yapmayın, öğlen de yemek yemeyin, hayvanlar gibi acıkın. Sonra da akşam bi kebpçıya gidip vali kebabı söyleyin. Ekmeğiyle, mezesiyle, ayranıyla önünzde duran kebabı olduğu gibi yiyin. Ne güzel olur, ne iştahlı olur...
2- Otobüste otoriter bir sesle "lütfen arkalara doğru lerleyelim" diye bağırın, kendinize güveniniz gelsin. Gelmesi muhtemel bir kaç ufak tepkiyi sallamayın, bişey olmaz.
3- Patronun odasına kapıyı tekmeleyerek girin. Masasının üzerine oturup gayet ciddi bir sesle "Lütfücüğüm, bizim develer vardı ya, nerdee?" deyin.
4- Çalışacak yeni bir iş arayın.
5- 3 aile birleşip kurban bayramında danaya girin. O tarif edilemez ortaklık duygusunu yaşayın.
6- Kalabalık bir caddenin ortasında birden yanınızdaki arkadaşınıza dönüp, yüksek sesle "seni pezevenklerin elinden aldım" diye bağırın. Sonra hiç bişey olmamış gibi yürümeye devam edin.
7- Seda Sayan'ın programına izleyici olarak katılın. Ne oluyo, ne bitiyo, o kadar kadın orda ne bok yiyo, bunların çoluğu çocuğu yok mu öğrenin. Öğrendikten sonra da gelip bize anlatın, biz de çok merak ediyoz.
8- Kereste yüklü, Bedford marka bir kamyonla Azer Bülbül dinleyerek Konya Ovası'nı geçin. Kamyon şoförlerinin hislerine tercüman olun.
9- Olimpiyatlara gidin, 5000 metre yarışlarına katılın ve yarışı normal tempoda yürüyerek bitirin. Kızarlar diye tırsmayın, eşşek gibi bekleyecekler yarışı bitirmenizi, nıahahha.
10- Esra Ceyhan'ın yanına sokulup; "Esracım elbet sen de birileriyle sevişiyosun, söyle allahaşkına kim bu herif?" diye sorun. Kadının bir anlık şaşkınlığından faydalanıp kaçın.
11- Bonservisi elinde olan futbolculardan birini transfer edin. Hiç bi iş yapmazsa pazara gider gelir, eşya taşır. Memnun kalmazsanız satış listesine koyarsınız.
12- Pazarda karpuzdan iyi anlıyormuş gibi yapıp etraftaki insanlar arasında gerksiz bir saygınlık uyandırın.
13- Feysbukta yolladığınız bir videoya not olarak; "eğer bu videoyu da paylaşmazsan allah senin bin belanı versin, evin ocağın batsın" yazın. Gelen tepkileri anlayışla karşılayıp makul cevaplar verin.
14- Bir düğünde, sakin sakin oturan sevmediğiniz bir akrabanızı zorla oynamaya kaldırın, daha sonra da adamı pistin ortasında bırakıp yerinize oturun. Dumura uğramış, oynamasını bilmeyen akrabanızın hüzünlü ve ebleh halini izlemek size büyük keyif verecektir.
15- Arkadaşınızı gece 3 te uyandırıp, "oğlum kalk saat 7 oldu, işe gitmiycen mi?" deyip telaşlandırın. Bu arkadaşınızla olan gece hayatınıza renk katacaktır.
16- Şehirlerarası otobüste verilen topkeki kibar bir şekilde reddedin. Sanki böyle bedava topkeke tamah etmiyomuş gibi takındığınız tavır sizi otobüsteki sıradan yolculardan daha üst bir mertebeye yerleştirecektir.
17- Siyasi bir parti kurup genel başkanı olun. Düzenlediğiniz ilk mitingte gelecek seçimlerde tek başına iktidar olma sözü verin. Etrafınızda önemli bir kalabalık biriktiğini hayretle göreceksiniz.
1- Sabah kahvaltı yapmayın, öğlen de yemek yemeyin, hayvanlar gibi acıkın. Sonra da akşam bi kebpçıya gidip vali kebabı söyleyin. Ekmeğiyle, mezesiyle, ayranıyla önünzde duran kebabı olduğu gibi yiyin. Ne güzel olur, ne iştahlı olur...
2- Otobüste otoriter bir sesle "lütfen arkalara doğru lerleyelim" diye bağırın, kendinize güveniniz gelsin. Gelmesi muhtemel bir kaç ufak tepkiyi sallamayın, bişey olmaz.
3- Patronun odasına kapıyı tekmeleyerek girin. Masasının üzerine oturup gayet ciddi bir sesle "Lütfücüğüm, bizim develer vardı ya, nerdee?" deyin.
4- Çalışacak yeni bir iş arayın.
5- 3 aile birleşip kurban bayramında danaya girin. O tarif edilemez ortaklık duygusunu yaşayın.
6- Kalabalık bir caddenin ortasında birden yanınızdaki arkadaşınıza dönüp, yüksek sesle "seni pezevenklerin elinden aldım" diye bağırın. Sonra hiç bişey olmamış gibi yürümeye devam edin.
7- Seda Sayan'ın programına izleyici olarak katılın. Ne oluyo, ne bitiyo, o kadar kadın orda ne bok yiyo, bunların çoluğu çocuğu yok mu öğrenin. Öğrendikten sonra da gelip bize anlatın, biz de çok merak ediyoz.
8- Kereste yüklü, Bedford marka bir kamyonla Azer Bülbül dinleyerek Konya Ovası'nı geçin. Kamyon şoförlerinin hislerine tercüman olun.
9- Olimpiyatlara gidin, 5000 metre yarışlarına katılın ve yarışı normal tempoda yürüyerek bitirin. Kızarlar diye tırsmayın, eşşek gibi bekleyecekler yarışı bitirmenizi, nıahahha.
10- Esra Ceyhan'ın yanına sokulup; "Esracım elbet sen de birileriyle sevişiyosun, söyle allahaşkına kim bu herif?" diye sorun. Kadının bir anlık şaşkınlığından faydalanıp kaçın.
11- Bonservisi elinde olan futbolculardan birini transfer edin. Hiç bi iş yapmazsa pazara gider gelir, eşya taşır. Memnun kalmazsanız satış listesine koyarsınız.
12- Pazarda karpuzdan iyi anlıyormuş gibi yapıp etraftaki insanlar arasında gerksiz bir saygınlık uyandırın.
13- Feysbukta yolladığınız bir videoya not olarak; "eğer bu videoyu da paylaşmazsan allah senin bin belanı versin, evin ocağın batsın" yazın. Gelen tepkileri anlayışla karşılayıp makul cevaplar verin.
14- Bir düğünde, sakin sakin oturan sevmediğiniz bir akrabanızı zorla oynamaya kaldırın, daha sonra da adamı pistin ortasında bırakıp yerinize oturun. Dumura uğramış, oynamasını bilmeyen akrabanızın hüzünlü ve ebleh halini izlemek size büyük keyif verecektir.
15- Arkadaşınızı gece 3 te uyandırıp, "oğlum kalk saat 7 oldu, işe gitmiycen mi?" deyip telaşlandırın. Bu arkadaşınızla olan gece hayatınıza renk katacaktır.
16- Şehirlerarası otobüste verilen topkeki kibar bir şekilde reddedin. Sanki böyle bedava topkeke tamah etmiyomuş gibi takındığınız tavır sizi otobüsteki sıradan yolculardan daha üst bir mertebeye yerleştirecektir.
17- Siyasi bir parti kurup genel başkanı olun. Düzenlediğiniz ilk mitingte gelecek seçimlerde tek başına iktidar olma sözü verin. Etrafınızda önemli bir kalabalık biriktiğini hayretle göreceksiniz.
28 Ekim 2009
Kültrülenelim Sanatlanalım
*Forward maillerin ünlü fotoğrafçısı Davut Diyafram, birbirinden şirin kedi fotoğraflarından oluşan ilk fotoğraf sergisinde çok dertliydi. Sergisine kimse gelmediği için salonun bir köşesinde çömelmiş ağlarken bulduğumuz fotoğrafçı hıçkırıklar içinde yaşadığı şaşkınlığı anlattı: "Çektiğim kedi fotoğrafları forward maillerde çok tutmuştu, herkes birbirine gönderip duruyordu. Aha bakın bi mailin yazıcıdan çıktısını aldım, 4 ayrı ülkede 2000'den fazla kişiye ulaşmış. "Fwd:Fwd:İlt:Fwd: Kedi resimleri çok şekeeerrr" diye başlık atmışlar. Ben de bunları görünce cesaretim yerine geldi, gittim sergimi açtım. Sergi açılma haberim de forwarddan forwarda koştu ama 4 gündür burdayım hiç kimse gelmedi. Sadece geçen gün bizim mahalleden 2 kedi geldi, telif olarak ciğer istediler, çok moralim bozuldu. İnsan olarak bi tek siz geldiniz, allahınızı severseniz dolaşın şu sergiyi." deyince biz de dolaşırmış gibi yaptık ama kapıya yaklaşınca aniden topuklayıp kaçtık. Fotoğraflar rezildi, kendimizi caddeye attığımızda adam sergi salonun kapısından bize şerfsizler diye bağırdı. Biz de basın mensupları olarak diyoruz ki; şerefsiz diye sana derler.
*Melankolik tarzıyla öne çıkan rock müzik sanatçısı Kunter Yıldırım dün rezillik çıkardı. Kız arkadaşıyla İstiklal Caddesi'nde dolaşırken ağzından salyalar akıtarak başka karılara baktığı diye sevgilisinden feci laf yiyen Yıldırım bir an kendini kaybedip sevgilisine "Seni pezevenklerin elinden aldım, vefasızsın, şerefsizsin" diye bağırdı. Bu laf üzerine yine sinirlenen genç kız Kunter Yıldırım'ı orada bırakarak hızla uzaklaştı. Olayın şokunu atlatamadan kameraların kendini çektiğini farkeden Yıldırım ise yerden taşı kaptığı gibi görevini yapmakta olan basın mensuplarının üzerine yürüdü. Melankolizmi, romantizmi bir tarafa bırakan ve ağıza alınmayacak küfürler savuran bu kendini bilmez insan iyice çileden çıkıp bağırarak ve küfürler ederek kendini yere çalmaya başladı. Bu acındırma numarasını yemeyen vatandaş ise beddualar ederek tepkisini dile getirdi.
*Melankolik tarzıyla öne çıkan rock müzik sanatçısı Kunter Yıldırım dün rezillik çıkardı. Kız arkadaşıyla İstiklal Caddesi'nde dolaşırken ağzından salyalar akıtarak başka karılara baktığı diye sevgilisinden feci laf yiyen Yıldırım bir an kendini kaybedip sevgilisine "Seni pezevenklerin elinden aldım, vefasızsın, şerefsizsin" diye bağırdı. Bu laf üzerine yine sinirlenen genç kız Kunter Yıldırım'ı orada bırakarak hızla uzaklaştı. Olayın şokunu atlatamadan kameraların kendini çektiğini farkeden Yıldırım ise yerden taşı kaptığı gibi görevini yapmakta olan basın mensuplarının üzerine yürüdü. Melankolizmi, romantizmi bir tarafa bırakan ve ağıza alınmayacak küfürler savuran bu kendini bilmez insan iyice çileden çıkıp bağırarak ve küfürler ederek kendini yere çalmaya başladı. Bu acındırma numarasını yemeyen vatandaş ise beddualar ederek tepkisini dile getirdi.
16 Ekim 2009
Çalışıyormuş Gibi Yapma Rehberi
Kanalımızın aykırı bilimadamları bu hafta sizler için "Nasıl çalışmadığım halde çalışıyormuş gibi yapabilirim?" in cevabını araştırdı. Aylak ofis elemanları, elindeki işi başkasına yıkmak isteyenler, arazi olmayı beceremeyenler, bu araştırma sizin için. İşte sonuçlar:
*Ofiste sürekli işlerinizin ne kadar yoğun olduğundan bahsedin. Ancak bunu stresli bir ses tonuyla söyleyin ki inandırıcı olsun. Gece işlerin rüyalarınıza girdiği falan söyleyin. Ama bu muhabbeti çok sık yapmayın, bıktırırsınız. Sabah işe gelindiğinde, molalarda, ya da işte lafı açılırsa makul süre bu konu hakkında konuşun. "Elimdeki işi bitirmeden yenisi geliyo ya, daha okumadığım 150 mail var, bi de bu toplantı çıktı, bittim ben" gibi bir cümle bu tür durumlar için yeterlidir.
*Önemli önemsiz farketmez, bilgisayarınızda mümkün olduğu kadar dosya açın. Olur da biri ekranınızı görürse, gözü mutlaka görev çubuğuna takılacaktır ve açık durumdaki 10-15 pencere onu etkileyecektir. İşte o an iş arkadaşınızın gözlerinin içine bakın ve onu çılgınlar gibi arzuladığınızı hissettirin... Bi dakka lan bu başka araştırma. Sakın öyle bişey yapmayın, pencereleri gördükten sonra salıverin gitsin herifi.
*Ofiste oturduğunuz masa sakın ha kapının yakınında ya da arkasından insanların geçtiği pencerenin dibinde falan olmasın. Yoksa siz internette dolaşırken ya da forward mail okurken birisi görür ve rezalet olur. Molalarda "ya bırak sen o herifi, geçen gördüm, çıplak kadın mailine bakıyodu" gibi muhabbetlere konu olursunuz. Bilgisayarınızın ekranı duvara baksın, çaktırmadan yapın yapacağınızı.
*Toplantılarda mutlaka lafa karışın, bişeyler biliyormuş gibi konuşun. Böylece ofisteki işlere hakimmiş izlenimi verirsiniz. Öyle bi kenarda konuşulanları dinlerseniz kimse sizi farketmez. Lafa girin, "aslında Mehmet bey de haklı, bu öyle olmazsa şöyle olur" gibi boş şeyler söyleyin.
*Gerekli gereksiz, sağa sola telefon açın, birilerine bişeyler sorun. Dikkat etmeniz gereken tek nota aynı kişiye aynı soruyu iki kere sormayın. Eğer olur da size birisi bişey sorarsa önce lafı geveleyin sonra da bu konuyla Hülya Hanım da ilgilenmişti isterseniz bi de onunla konuşun deyip telefonu Hülya'ya bağlayın. Şimdi Hülya düşünsün. Sizden çıksın, kimde patlarsa patlasın.
*Haftada 1-2 kere mesai kalın. İnandırıcı olabilmek için maalesef bu da gerekli. Mümkünse tek başınıza mesai kalın ve yarım saat takıldıktan sonra gidin. Ertesi gün mutlaka bundan bahsedin. Mesaiye kaldığınızı için maçı kaçırdığınızı, Yaprak Dökümü'nü izleyemediğinizi falan söyleyin. Alttan alttan verin gazı aslanlarım benim. Memleketi siz mi kurtaracaksınız?
*Başkalarına bok atın. Abi kadın patronun akrabası mıdır nedir, bütün gün yatıyo, hiç iş yaptığı yok falan deyin. Ama bu kişi sizin ofisten biri olmasın, mutlaka duyulur kavga çıkar. Başka ofistekilere bok atın.
Evet artık siz de çalışıyormuş gibi yapıp kaytarabiliyorsunuz. Tam vaktinde arazi olup, gerektiği anda olaya dahil olabiliyosunuz. Aldığınız maaş da baştan sona haram anasını satayım. Burnunuzdan gelir işallah.
*Ofiste sürekli işlerinizin ne kadar yoğun olduğundan bahsedin. Ancak bunu stresli bir ses tonuyla söyleyin ki inandırıcı olsun. Gece işlerin rüyalarınıza girdiği falan söyleyin. Ama bu muhabbeti çok sık yapmayın, bıktırırsınız. Sabah işe gelindiğinde, molalarda, ya da işte lafı açılırsa makul süre bu konu hakkında konuşun. "Elimdeki işi bitirmeden yenisi geliyo ya, daha okumadığım 150 mail var, bi de bu toplantı çıktı, bittim ben" gibi bir cümle bu tür durumlar için yeterlidir.
*Önemli önemsiz farketmez, bilgisayarınızda mümkün olduğu kadar dosya açın. Olur da biri ekranınızı görürse, gözü mutlaka görev çubuğuna takılacaktır ve açık durumdaki 10-15 pencere onu etkileyecektir. İşte o an iş arkadaşınızın gözlerinin içine bakın ve onu çılgınlar gibi arzuladığınızı hissettirin... Bi dakka lan bu başka araştırma. Sakın öyle bişey yapmayın, pencereleri gördükten sonra salıverin gitsin herifi.
*Ofiste oturduğunuz masa sakın ha kapının yakınında ya da arkasından insanların geçtiği pencerenin dibinde falan olmasın. Yoksa siz internette dolaşırken ya da forward mail okurken birisi görür ve rezalet olur. Molalarda "ya bırak sen o herifi, geçen gördüm, çıplak kadın mailine bakıyodu" gibi muhabbetlere konu olursunuz. Bilgisayarınızın ekranı duvara baksın, çaktırmadan yapın yapacağınızı.
*Toplantılarda mutlaka lafa karışın, bişeyler biliyormuş gibi konuşun. Böylece ofisteki işlere hakimmiş izlenimi verirsiniz. Öyle bi kenarda konuşulanları dinlerseniz kimse sizi farketmez. Lafa girin, "aslında Mehmet bey de haklı, bu öyle olmazsa şöyle olur" gibi boş şeyler söyleyin.
*Gerekli gereksiz, sağa sola telefon açın, birilerine bişeyler sorun. Dikkat etmeniz gereken tek nota aynı kişiye aynı soruyu iki kere sormayın. Eğer olur da size birisi bişey sorarsa önce lafı geveleyin sonra da bu konuyla Hülya Hanım da ilgilenmişti isterseniz bi de onunla konuşun deyip telefonu Hülya'ya bağlayın. Şimdi Hülya düşünsün. Sizden çıksın, kimde patlarsa patlasın.
*Haftada 1-2 kere mesai kalın. İnandırıcı olabilmek için maalesef bu da gerekli. Mümkünse tek başınıza mesai kalın ve yarım saat takıldıktan sonra gidin. Ertesi gün mutlaka bundan bahsedin. Mesaiye kaldığınızı için maçı kaçırdığınızı, Yaprak Dökümü'nü izleyemediğinizi falan söyleyin. Alttan alttan verin gazı aslanlarım benim. Memleketi siz mi kurtaracaksınız?
*Başkalarına bok atın. Abi kadın patronun akrabası mıdır nedir, bütün gün yatıyo, hiç iş yaptığı yok falan deyin. Ama bu kişi sizin ofisten biri olmasın, mutlaka duyulur kavga çıkar. Başka ofistekilere bok atın.
Evet artık siz de çalışıyormuş gibi yapıp kaytarabiliyorsunuz. Tam vaktinde arazi olup, gerektiği anda olaya dahil olabiliyosunuz. Aldığınız maaş da baştan sona haram anasını satayım. Burnunuzdan gelir işallah.
21 Eylül 2009
Yörelerimiz Türkülerimiz
Yeşil Başlı Gövel Antilop
yeşil başlı gövel antilop
böğürüyor çöle karşı
peşine takılmış bir kaplan
topukluyor bayır aşağı
toprak zeminde aslan kovalar
dereye sığınsa timsah yakalar
belgeselcileri görende
poz atıyor kameraya karşı
boynuzum var sürüm var
kıçımı döven toynağım var
mevlam besin piramidinin dibine yazmış
benim ah-ü zarım var
hani antilobum hani
çöl ortamının şamar oğlanı
kutup ayısı beni görende
bedeviyi bırakır bana verir ayarı
yöre: kenya
kaynak kişi: izzet altınmeşe
düzenleme: feridun düzağaç
yeşil başlı gövel antilop
böğürüyor çöle karşı
peşine takılmış bir kaplan
topukluyor bayır aşağı
toprak zeminde aslan kovalar
dereye sığınsa timsah yakalar
belgeselcileri görende
poz atıyor kameraya karşı
boynuzum var sürüm var
kıçımı döven toynağım var
mevlam besin piramidinin dibine yazmış
benim ah-ü zarım var
hani antilobum hani
çöl ortamının şamar oğlanı
kutup ayısı beni görende
bedeviyi bırakır bana verir ayarı
yöre: kenya
kaynak kişi: izzet altınmeşe
düzenleme: feridun düzağaç
15 Eylül 2009
Geleneksel Tatlarımızı Tanıyalım
Kanalımızın kadrolu, bağ-kur'lu gurmesi Satılmış Taşdöğen bu hafta sizler için geleneksel tadlarımızı geleneksel bir dille irdeliyor. Sendeyiz Satılmış.
Eveet sayın izleyicilerim yine ben. Yediklerinize dikkat ediyonuz deel mi? Çok yağlı yemeyin, ama açsanız yeyin gitsin anasını satayım. Açlık çok fena. Neyse ben bu hafta size tarhanayı irdeleyecem. Bizim hanım geçen de tarhana yaptı ama sadece çorbasını değil, bizzat sıfırdan tarhana üretti. Şöyle yapılışına bi göz attım, ulan o ne? Hangi anamızın ninemizin aklına gelmiş bunu yapmak? Sen tarhana otunu al, bunu kırmızı biber, domates, süzme yoğurt, unla karıştır, yoğur. Sonra efendime söylüm bi kaç gün beklettikten sonra rüzgarlık yere ser, kurut. Biraz da orda beklesin. Kuruyunca da toz haline getir, işi bitir. Bence bu kadar kompleks bir gıda maddesi insanın aya ayak basması ve hatta Nihat Doğan'ın sahneleri terketmesi kadar önemli bir olaydır. Kimin nasıl aklına gelir bu kadar şeyi karıştırıp, değişik işlemler uygulamak. Yoksa atalarımız yapacak başka işleri olmayan bu yüzden evde ne var ne yok karıştıran asosyal bir topluluk muydu? İşte ben bunları düşünürken uyuyakalmışım. Tarhana çorbasının kokusuyla uyandım, gittim hemen bi kaşık aldım tarhanadan ama bir de ne olsa beğenirsiniz? Tarhananın tuzu az. Hemen hanıma ters bir bakış fırlattım ve bu kadar şeyi karıştırıp tarhana oluşturmasına rağmen tuz gibi basit bir elemanı az miktarda ekleyerek ninelerimizin ruhuna saygısızlık ettiği için kendisini orta şiddette dövdüm. Sebebini kendisine açıklayınca o da bana hak verdi ve akşam mutlu bir şekilde var mısın yok musun izledik.
Ertesi gün eve geldiğimde ise hanım benden dayak yeme riskine rağmen yine zor bir yemek olan mantı hazırlamaktaydı. Bir hamuru olanca genişliğiyle açmış, minik karelere bölmüş ve içlerini minik kıymalarla doldurarak kapatıyordu. Ben akşama mantı yeme hayalini kurarak Yemekteyiz programını izlerken uyuyakalmışım. Ama o da ne? Ulan yine tarhana çorbası kokusu. Hemen mutfağa koşup mantının nerede olduğunu sordum. "Bütün gün mantı kapatmaktan belim kırıldı, yine tarhana yaptım" cevabını alınca çılgına döndüm. Sonra ne yaptığımı ben de hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde ifadesiz bir suratla Flash TV Ana Haber Bülteni izleyerek tarhana yiyordum. Hanım ise hayati tehlikeyi atlatmış dantel örüyordu. Mantıyı irdelemek ise başka bir programa kaldı malesef.
Bir programın daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarım ve hanımım adına hepinize esenlikler diliyorum. Pekmez yeyin, domates yeyin. Bunlar kırmızı renkli olduğu için kan yapar.
Eveet sayın izleyicilerim yine ben. Yediklerinize dikkat ediyonuz deel mi? Çok yağlı yemeyin, ama açsanız yeyin gitsin anasını satayım. Açlık çok fena. Neyse ben bu hafta size tarhanayı irdeleyecem. Bizim hanım geçen de tarhana yaptı ama sadece çorbasını değil, bizzat sıfırdan tarhana üretti. Şöyle yapılışına bi göz attım, ulan o ne? Hangi anamızın ninemizin aklına gelmiş bunu yapmak? Sen tarhana otunu al, bunu kırmızı biber, domates, süzme yoğurt, unla karıştır, yoğur. Sonra efendime söylüm bi kaç gün beklettikten sonra rüzgarlık yere ser, kurut. Biraz da orda beklesin. Kuruyunca da toz haline getir, işi bitir. Bence bu kadar kompleks bir gıda maddesi insanın aya ayak basması ve hatta Nihat Doğan'ın sahneleri terketmesi kadar önemli bir olaydır. Kimin nasıl aklına gelir bu kadar şeyi karıştırıp, değişik işlemler uygulamak. Yoksa atalarımız yapacak başka işleri olmayan bu yüzden evde ne var ne yok karıştıran asosyal bir topluluk muydu? İşte ben bunları düşünürken uyuyakalmışım. Tarhana çorbasının kokusuyla uyandım, gittim hemen bi kaşık aldım tarhanadan ama bir de ne olsa beğenirsiniz? Tarhananın tuzu az. Hemen hanıma ters bir bakış fırlattım ve bu kadar şeyi karıştırıp tarhana oluşturmasına rağmen tuz gibi basit bir elemanı az miktarda ekleyerek ninelerimizin ruhuna saygısızlık ettiği için kendisini orta şiddette dövdüm. Sebebini kendisine açıklayınca o da bana hak verdi ve akşam mutlu bir şekilde var mısın yok musun izledik.
Ertesi gün eve geldiğimde ise hanım benden dayak yeme riskine rağmen yine zor bir yemek olan mantı hazırlamaktaydı. Bir hamuru olanca genişliğiyle açmış, minik karelere bölmüş ve içlerini minik kıymalarla doldurarak kapatıyordu. Ben akşama mantı yeme hayalini kurarak Yemekteyiz programını izlerken uyuyakalmışım. Ama o da ne? Ulan yine tarhana çorbası kokusu. Hemen mutfağa koşup mantının nerede olduğunu sordum. "Bütün gün mantı kapatmaktan belim kırıldı, yine tarhana yaptım" cevabını alınca çılgına döndüm. Sonra ne yaptığımı ben de hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde ifadesiz bir suratla Flash TV Ana Haber Bülteni izleyerek tarhana yiyordum. Hanım ise hayati tehlikeyi atlatmış dantel örüyordu. Mantıyı irdelemek ise başka bir programa kaldı malesef.
Bir programın daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarım ve hanımım adına hepinize esenlikler diliyorum. Pekmez yeyin, domates yeyin. Bunlar kırmızı renkli olduğu için kan yapar.
06 Eylül 2009
İş Görüşmesinde Dikkat Edilecek Hususlar
Kriz hafifledi, millet gevrek aldı, gazoz aldı, ekonomiye can geldi, piyasa açıldı diye mi düşünüyorsunuz? Oğlum valla adam olmaz sizden, alayı palavra bunların. Bugün bi Lacoste triko olmuş 429 lira, ne giyecek bu fakir? Mango'su Zara'sı bomboş yatıyo, nice zarif bayan geçen sene aldıklarını giyiyor. Allah kimseyi böyle terbiye etmesin. Şimdi yakında av yasağı kalkar, iş görüşmesi sezonu açılır, cv ler elden ele dolaşır, nicedir yeni yüz görmeyen insan kaynakları departmanları misafir ağırlamaya başlar. E aday da çok olduğu için aradan sıyrılmak da zor tabi. İşte bu yüzden tam 12 kere işe girmiş ve bu süre zarfında da 80 civarı iş görüşmesi yapmış olan kanalımızın değerli üyesi Ökkeş Pirezantıbıl deneyimlerini siz değerli izleyenlerimize aktarıyor. Sendeyiz Ökkeş:
Sayın iş adayları, hepinizin yeni dönemde şansı bol olsun. İnşallah 5 sene sonra kendinizi iyi bi yerlerde bulursunuz. Ben mülakatlarda sorulan soruların cevaplarını ele geçirdim. Bunları iyi ezberleyin o zaman iş garanti. Şimdi siz cillop gibi giyindiniz, görüşme saatinden 15 dk. önce firmaya vardınız ve bekliyorsunuz. Gidin bi elinizi yüzünüzü yıkayın önce, leş gibi terlemişsiniz sıkıntıdan. Bi dahakine de o jöleyi az sürün, saçınız kazık gibi olmuş. Geçelim kritik sorulara:
-İnglizce seviyeniz?
-Eğer ki bu soruyu orta diye yanıtlarsanız, mülakatçı dolaptan Sabri Sarıoğlu'nu çıkarıp sizi ortalıyor. E ortayı Sabri yaptığı için dağlara taşlara gitmeniz de kaçınılmaz oluyor. Bu sorunun yanıtı "iyi seviyede" olmalıdır. Ha ama "Let's continue in Engilsh" derlerse benim yapabileceğim pek bi şey yok. Yaradana sığınıp okey, olrayt deyip idare edeceksiniz. Bi ihtimal beklemediğiniz bi performans sergiler durumu kotarırsınız. Ama kesinlikle orta demeyin, dolapta Sabri var.
-Bir önceki işinizden ayrılma nedeniniz nedir?
-İnsanların %80'i nin önceki işinden ayrılma nedeni düşük maaştır ama çaktırmayın. Sigortamı yatırmadı şerefsizler deyin, şirket battı canımı zor kurtardım deyin, müdür gaydi akşam mesaisinde bana hallendi deyin ama kesinlikle maaş azdı demeyin. Sizi paragöz sanırlar ve vereceği maksimum 1500 lirayı sizden esirgerler.
-Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?
-Çoğu kez benim de bu soruya "Bir ağustos akşamında, denizden 300 metre açıkta bir sandalın içinde soğuk biramı yudumlarken görüyorum" cevabı veresim geldi. Hatta bi keresinde söyledim ve bana hemen kapıyı gösterdiler. Kapı öyle pek sıradışı bir özelliği olmayan gri renkli bir ofis kapısıydı. Gördüğümü söyledim ve görüşmeye kaldığımız yerden devam ettik ama bu cevabım görüşmeye pek olumlu bir katkı sunmadı. Hani belki edebiyat dergisine yazar arayan bir yerle görüşüyor olsaydım hayal gücüm geniş diye prim yapabilirdim ama öyle bir yer değildi.
Siz şimdiki pozisyonumdan en az bir kademe yüksek bir yerde görüyorum deyin, müdür olcam deyin, parayı basıp fabrikayı içindekilerle beraber satın alıcam, ilk iş olarak da seni kovacam eşşooleşşek deyin. Ya da bu son dediğimi demeyin, kıllanıp sizi işe almayabilirler. Evet saçma bir soru. Ama bunu soruyorlar hep.
-Neden bu pozisyona başvurdunuz?
-"E oğlum bu pozisyona ilan vermişsiniz biz de geldik işte" derseniz ofiste çok soğuk bir hava esiyor. Yan tarafta fotokopi çeken stajerler bile dönüp size bakıyor. Mülakatçı cvnin üzerine kocaman bir çizik atıyor ve size kapıyı gösteryiorlar. Siz kapıyı inceledikten sonra bi de arkanızı dönüp bakıyorsunuz ki kimse yok, hepsi kaçmış. Boynu bükük ortamı terk ediyorsunuz. Bu yüzden siz o pozisyonu övdükçe övün. Özelliklerinizin ne kadar da o pozisyon için uygun olduğundan bahsedin. Hayatım boyunca overlokçu olmak istemiştim, kısmet bugüneymiş deyin. Ama bunları doğal bir tonlamayla söyleyin. Öyle kağıttan okur gibi söylerseniz olmaz. Sıradaki lütfen diye bağırırlar, kapıya baka baka odadan çıkarsınız.
Eveeeet, hepsini ezberledik mi? Hadi bakalım koşun şimdi firmalara, içinde masa ve sandalyeden başka bi bok olmayan mülakat odalarına. Rastgele gençler.
Sayın iş adayları, hepinizin yeni dönemde şansı bol olsun. İnşallah 5 sene sonra kendinizi iyi bi yerlerde bulursunuz. Ben mülakatlarda sorulan soruların cevaplarını ele geçirdim. Bunları iyi ezberleyin o zaman iş garanti. Şimdi siz cillop gibi giyindiniz, görüşme saatinden 15 dk. önce firmaya vardınız ve bekliyorsunuz. Gidin bi elinizi yüzünüzü yıkayın önce, leş gibi terlemişsiniz sıkıntıdan. Bi dahakine de o jöleyi az sürün, saçınız kazık gibi olmuş. Geçelim kritik sorulara:
-İnglizce seviyeniz?
-Eğer ki bu soruyu orta diye yanıtlarsanız, mülakatçı dolaptan Sabri Sarıoğlu'nu çıkarıp sizi ortalıyor. E ortayı Sabri yaptığı için dağlara taşlara gitmeniz de kaçınılmaz oluyor. Bu sorunun yanıtı "iyi seviyede" olmalıdır. Ha ama "Let's continue in Engilsh" derlerse benim yapabileceğim pek bi şey yok. Yaradana sığınıp okey, olrayt deyip idare edeceksiniz. Bi ihtimal beklemediğiniz bi performans sergiler durumu kotarırsınız. Ama kesinlikle orta demeyin, dolapta Sabri var.
-Bir önceki işinizden ayrılma nedeniniz nedir?
-İnsanların %80'i nin önceki işinden ayrılma nedeni düşük maaştır ama çaktırmayın. Sigortamı yatırmadı şerefsizler deyin, şirket battı canımı zor kurtardım deyin, müdür gaydi akşam mesaisinde bana hallendi deyin ama kesinlikle maaş azdı demeyin. Sizi paragöz sanırlar ve vereceği maksimum 1500 lirayı sizden esirgerler.
-Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?
-Çoğu kez benim de bu soruya "Bir ağustos akşamında, denizden 300 metre açıkta bir sandalın içinde soğuk biramı yudumlarken görüyorum" cevabı veresim geldi. Hatta bi keresinde söyledim ve bana hemen kapıyı gösterdiler. Kapı öyle pek sıradışı bir özelliği olmayan gri renkli bir ofis kapısıydı. Gördüğümü söyledim ve görüşmeye kaldığımız yerden devam ettik ama bu cevabım görüşmeye pek olumlu bir katkı sunmadı. Hani belki edebiyat dergisine yazar arayan bir yerle görüşüyor olsaydım hayal gücüm geniş diye prim yapabilirdim ama öyle bir yer değildi.
Siz şimdiki pozisyonumdan en az bir kademe yüksek bir yerde görüyorum deyin, müdür olcam deyin, parayı basıp fabrikayı içindekilerle beraber satın alıcam, ilk iş olarak da seni kovacam eşşooleşşek deyin. Ya da bu son dediğimi demeyin, kıllanıp sizi işe almayabilirler. Evet saçma bir soru. Ama bunu soruyorlar hep.
-Neden bu pozisyona başvurdunuz?
-"E oğlum bu pozisyona ilan vermişsiniz biz de geldik işte" derseniz ofiste çok soğuk bir hava esiyor. Yan tarafta fotokopi çeken stajerler bile dönüp size bakıyor. Mülakatçı cvnin üzerine kocaman bir çizik atıyor ve size kapıyı gösteryiorlar. Siz kapıyı inceledikten sonra bi de arkanızı dönüp bakıyorsunuz ki kimse yok, hepsi kaçmış. Boynu bükük ortamı terk ediyorsunuz. Bu yüzden siz o pozisyonu övdükçe övün. Özelliklerinizin ne kadar da o pozisyon için uygun olduğundan bahsedin. Hayatım boyunca overlokçu olmak istemiştim, kısmet bugüneymiş deyin. Ama bunları doğal bir tonlamayla söyleyin. Öyle kağıttan okur gibi söylerseniz olmaz. Sıradaki lütfen diye bağırırlar, kapıya baka baka odadan çıkarsınız.
Eveeeet, hepsini ezberledik mi? Hadi bakalım koşun şimdi firmalara, içinde masa ve sandalyeden başka bi bok olmayan mülakat odalarına. Rastgele gençler.
17 Ağustos 2009
Fotoğraf Sevinci
"Ülen biz tatilde boş oturacak adam mıyız?" dedi ve sarıldı makineye. Tam deklanşöre basacakken kadının biri kareye girdi. Fotoğraf çekene has bir sinir-sabır karışımı duyguyla bir süre kadının kareden çıkmasını bekledi. Kadın gider gitmez deklanşöre bastı. Fotoğrafı görmek için ekrana baktığında sağlam bir küfür savurdu. Makine manuel ayarda kalmış, fotoğraf kapkara çıkmıştı. Birden durdu, "Lan amma da gerilim yaptım, altı üstü bi fotoğraf" dedi ve elinde makinasıyla ufukta kayboldu.








08 Ağustos 2009
Yıllık İzin
07 Ağustos 2009
Türkiye Sahillerinde Yeni Bir Canlı Türü Keşfedildi (Flash TV Gibi Adam)
Tatil için Türkiye'ye gelen bir grup İsviçreli bilim adamı sahil sahil dolaşırken yeni bir canlı türü keşfetti. Büyük ölçüde insanı andıran ve kısakalınküt sapiens adı verilen bu canlının evrim sürecinde ortaya çıkmış olan bir ara form olabileceği düşünülüyor. Aha da fotoğrafı:

Bu canlıyı tanıyalım:
Mutlaka evli ve 5 çocuğu var. Vücudu büyük ölçüde kıllıdır. Neredeyse özerkliğini ilan etmiş değirmen taşı gibi bir göbeğe sahiptir. Boy 1.50 civarı, bel çevresi 140 cm. Kimi türlerinde bel çevresinin boya oranı 1'in üzerinde. Vücut kalın ve küt. Kalas yapısından ötürü ilk bakışta farkedilemese de bir ayak bileği bulunur. El bileği ise yoktur, koldan sonra her hangi bir eklem olmadan direk el başlar. Fotoğrafta da görüldüğü üzere işaret parmağı bile 4 cm uzunluğundadır. Bütün parmakları başparmak gibi tek boğumdur, serçe parmak ise kullanılmadığı için körelmiştir. Elinin şekli bir boks eldivenini andırır. Bıyık olmazsa olmazdıdır ve genellikle badem tabir edilen şekildedir.
Kafada mutlaka sıhhi tesisatçıdan alınmış bir eşantiyon şapka vardır. Denize kamyon iç lastiğiyle (şambrel) girer ve girdiğinde su seviyesinde belirgin bir yükselme meydana gelir. Ancak plajdaki vaktinin çoğunu etraftaki kadına kıza bakarak geçirir. Sırtını kayaya dayar ve bu halde kıpırdamadan 1 saat boyunca etrafı izleyebilir.Gözleri denizde yüzen en uzaktaki kadını dahi görebilecek kadar keskindir. Avını dikkatle izler ancak herhangi bir fiziksel müdahalede bulunmadan bütün işi kafasında bitirir. Denizede labada lubada yüzmesinden ötürü etraftaki kayalara çarptığı için bacaklarında bazı morluklar bulunur. Günün yorgunluğunu peynir domates yieyerek atar ve gün sonunda dolmuşa binip eve döner.

Bu canlıyı tanıyalım:
Mutlaka evli ve 5 çocuğu var. Vücudu büyük ölçüde kıllıdır. Neredeyse özerkliğini ilan etmiş değirmen taşı gibi bir göbeğe sahiptir. Boy 1.50 civarı, bel çevresi 140 cm. Kimi türlerinde bel çevresinin boya oranı 1'in üzerinde. Vücut kalın ve küt. Kalas yapısından ötürü ilk bakışta farkedilemese de bir ayak bileği bulunur. El bileği ise yoktur, koldan sonra her hangi bir eklem olmadan direk el başlar. Fotoğrafta da görüldüğü üzere işaret parmağı bile 4 cm uzunluğundadır. Bütün parmakları başparmak gibi tek boğumdur, serçe parmak ise kullanılmadığı için körelmiştir. Elinin şekli bir boks eldivenini andırır. Bıyık olmazsa olmazdıdır ve genellikle badem tabir edilen şekildedir.
Kafada mutlaka sıhhi tesisatçıdan alınmış bir eşantiyon şapka vardır. Denize kamyon iç lastiğiyle (şambrel) girer ve girdiğinde su seviyesinde belirgin bir yükselme meydana gelir. Ancak plajdaki vaktinin çoğunu etraftaki kadına kıza bakarak geçirir. Sırtını kayaya dayar ve bu halde kıpırdamadan 1 saat boyunca etrafı izleyebilir.Gözleri denizde yüzen en uzaktaki kadını dahi görebilecek kadar keskindir. Avını dikkatle izler ancak herhangi bir fiziksel müdahalede bulunmadan bütün işi kafasında bitirir. Denizede labada lubada yüzmesinden ötürü etraftaki kayalara çarptığı için bacaklarında bazı morluklar bulunur. Günün yorgunluğunu peynir domates yieyerek atar ve gün sonunda dolmuşa binip eve döner.
Maziden Futbol Anıları
Hiç unutmam sene 1969 muyduu, 1754 müydüü işte o sıralar büyük bi maç var. Karagümrük İdman Ocağı'yla Tasarruf-u Teşkilatiye maç edecek. O zamanlar takımların bir kısmına divan edebiyatından esintiler taşıyan antika isimler koymak mecburiydi. Koymayanlara 50 sopa atıyorlar, o takımın bütün toplarını sinirli bıyıklı amcalara bıçakla kestiriyorlardı. Neyse efendim takımlar yanlarına meşin yuvarlaklarını da alıp maçın yapılacağı Aşağıbayır top sahasına geldiler. Hakem Karagümrük eşrafından Vehbi Bey, yardımcıları ise zamanında Vehbi Bey'in yanında bulunmuş, çokca ekmeğini yemiş, sonra da çoluk çocuğa karışmış efendi insanlar olan Galip Rıza ile Bahadır Kamil idi. Hakem zurnayı çaldı, maç başladı. O zamanlar düdük henüz icad olunmadığı için geleneksel çalgılarla başlardı maçlar.
İlk 20 dakika hal hatır sormayla geçti. Önce sırayla Vehbi Bey'in eli öpüldü, daha sonra da uzun zamandır görüşemeyen rakip takım fitbolcuları birbirlerine sarılıp hasret giderdi. Ölmüşler rahmetle anıldı, hastalara acil şifalar dilendi, pederlerin, validelerin elleri öpüldü. Muhabbet iyice koyulaşıp, topçular çimlere yayılınca hakem tekrar zurnayı çaldı ve bütün oyunculara sarı kart gösterdi. Ama oyuncular gidip af dileyince hakem kararını geri aldı. Bu babacan tavrın neticesinde çok duygusal anlar yaşandı. İşte o maçı anlatan bendeniz bu olay üzerine türk spor literatürüne "ağlamak istiyorum sayın seyirciler" lafını kazandırdım.
Maçtaki ilk gol bir iddia üzerine geldi. Karagümrüklü Hasan rakip takımın kalecisi Şevki'ye "Şevki bey biladerim, alim allah ben seni 40 metreden avlamaya haizim" deyince Şevki de "var mısın iddiasına?" diye karşılık verdi. Neyse efendim top konuldu, baraj kuruldu, hasan gerildikçe gerildi. O sıra staddan çıt çıkmıyordu. Hasan olanca hızıyla topa koştu ve sağ ayağının içiyle topa öyle bir falso verdi ki kaleci önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakıp direğe tosladı. Top da tabiri caizse laaap diye 90 a takıldı. Hasan hem takımını öne geçirdiği hem de iddiadan 10 mecidiye kazandığı için epey bahtiyar oldu. İDDAA oyunu da işte bu olayın neticesinde ortaya çıkmıştır.
İkinci yarıyı ben de pek hatırlamıyorum. Zira önüme o zamanın ünlü kabadayılarından Gürbüz Davut dikilmiş idi. Davut hem enine hem boyuna geniş olan babayiğit bir insandı. Bendenizde de Davut'a önümden çekilir misin diyecek büzük olmadığı için artık Davut'un sağından, solundan, omzunun üstünden maçı ne kadar görebilirsem o kadar anlattım. Davut o gün haki yeşil bir ceket giymişti ve ense traşı gayet düzgündü. Bi ara yine seyirciler sevince gark oldu, muhtelemelen Tasarruf-u Teşkilatiye beraberlik golünü buldu diye düşündümse de maç sonunda öğrendim ki meğer Karagümrük 2-0 yapmış. Efendime söyleyeyim maç bitti. Futbolcular toplu halde sahanın kenarındaki dereye girip yıkandılar. Zaten akşam ezanı da okunmuş idi, millet hepten dağıldı. Ben de akşam hanımı alıp kayınbabamlara gittim falan.. Öyle işte.
İlk 20 dakika hal hatır sormayla geçti. Önce sırayla Vehbi Bey'in eli öpüldü, daha sonra da uzun zamandır görüşemeyen rakip takım fitbolcuları birbirlerine sarılıp hasret giderdi. Ölmüşler rahmetle anıldı, hastalara acil şifalar dilendi, pederlerin, validelerin elleri öpüldü. Muhabbet iyice koyulaşıp, topçular çimlere yayılınca hakem tekrar zurnayı çaldı ve bütün oyunculara sarı kart gösterdi. Ama oyuncular gidip af dileyince hakem kararını geri aldı. Bu babacan tavrın neticesinde çok duygusal anlar yaşandı. İşte o maçı anlatan bendeniz bu olay üzerine türk spor literatürüne "ağlamak istiyorum sayın seyirciler" lafını kazandırdım.
Maçtaki ilk gol bir iddia üzerine geldi. Karagümrüklü Hasan rakip takımın kalecisi Şevki'ye "Şevki bey biladerim, alim allah ben seni 40 metreden avlamaya haizim" deyince Şevki de "var mısın iddiasına?" diye karşılık verdi. Neyse efendim top konuldu, baraj kuruldu, hasan gerildikçe gerildi. O sıra staddan çıt çıkmıyordu. Hasan olanca hızıyla topa koştu ve sağ ayağının içiyle topa öyle bir falso verdi ki kaleci önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakıp direğe tosladı. Top da tabiri caizse laaap diye 90 a takıldı. Hasan hem takımını öne geçirdiği hem de iddiadan 10 mecidiye kazandığı için epey bahtiyar oldu. İDDAA oyunu da işte bu olayın neticesinde ortaya çıkmıştır.
İkinci yarıyı ben de pek hatırlamıyorum. Zira önüme o zamanın ünlü kabadayılarından Gürbüz Davut dikilmiş idi. Davut hem enine hem boyuna geniş olan babayiğit bir insandı. Bendenizde de Davut'a önümden çekilir misin diyecek büzük olmadığı için artık Davut'un sağından, solundan, omzunun üstünden maçı ne kadar görebilirsem o kadar anlattım. Davut o gün haki yeşil bir ceket giymişti ve ense traşı gayet düzgündü. Bi ara yine seyirciler sevince gark oldu, muhtelemelen Tasarruf-u Teşkilatiye beraberlik golünü buldu diye düşündümse de maç sonunda öğrendim ki meğer Karagümrük 2-0 yapmış. Efendime söyleyeyim maç bitti. Futbolcular toplu halde sahanın kenarındaki dereye girip yıkandılar. Zaten akşam ezanı da okunmuş idi, millet hepten dağıldı. Ben de akşam hanımı alıp kayınbabamlara gittim falan.. Öyle işte.
03 Ağustos 2009
Kültürlenelim Sanatlanalım
-Yarı ünlü tiyatro sanatçısı Celal Mermer bir an önce ünlü olmak istediğini bu yüzden bu dönem yayınlanacak ağalı marabalı dizilerden birinde rol almak istediğini belirtti. Ana tarafının bir ucunun Mardin'e dokunduğunu bu yüzden böyle ağaların, bazı bıyıklı adamların ve sürekli ağlayan kadınların olduğu dizilerde rahatlıkla rol alabileceğini ifade eden Mermer "Benim o dizilerde oynayanlardan hiç bir eksiğim yok, ben de gayet güzel bir şekilde, yerel bir şiveyle babo, napirsen, yıkıl karşımdan diyebilirim. "Oğul oğul, al bu silahı git hasmımızı vur" ya da "gün bugündür, artık bakkaldan topkek almanın vakti gelmiştir" gibi cümleler kurabilirim. Efendi karakterli ağa görünümü çizip derebeyleriyle, düklerle, baronlarla mücadele edebilirim,. Yapımcı abilerimin beni keşfetmesini bekliyorum" diye konuştu.
-"Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi" ruhu yaşıyor. 75 yıl aradan sonra şehre tekrar senfoni orkestrası gelmesinin ardından, 75 yıl önceki atalarının torunları olduğunu iddia eden bir grup Bayburtlu işkence gördüklerini söyleyerek soluğu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde aldı. Malesef yurtiçindeki yargı yollarının tükendiğini, bu eziyete bir son vermek için AİHM'e başvurmaktan başka çare kalmadığını belirten grup adına konuşan Bilal Zurna "Bizi İsmail Türüt geldi diye kandırdılar, meğer senfoni orkestrasıymış. 2 yengem aşırı yüklemeden bayıldı, benim de kulaklarım hala gıy gıy diye çınlıyor, bunun hesabını elbet soracağız" diye haykırdı.
-Dün açılan 5. İstanbul Bienali'nde enteresan anlar yaşandı. İçeriye yanlışlıkla giren bir vatandaş o sırada sohbet etmekte olan bir grup entelektüele "Bienal ne demek?" diye sordu. Soru üzerine birbirine bakan diğer ziyaretçiler "Valla biz de tam bilmiyoruz. Hakkatten lan, her sene gider geliriz, nedir bu bienal?" diye karşılık verince ortalık bir an karıştı. O kadar şarap, kanepe, ara sıcak ve bir takım sanatsal eserler yerlere yuvarlandı telef oldu. Yazık lan, yapılır mı bu vicdansızlar?
-Zuhal Olcay, dün öğle saatlerinde yemek yediği restoranda aniden sesli bir şekilde geğirince sinir krizi geçirdi. Bu yaşa kadar çizdiği zarif bayan imajının 10 cm3 gaz yüzünden yerle bir olmasına dayanamayan Zuhal Olcay kendini yerden yere vurdu. Etraftakilerin müdahalesiyle evine götürülen deneyimli sanatçıdan hala haber alınamadı.
-"Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi" ruhu yaşıyor. 75 yıl aradan sonra şehre tekrar senfoni orkestrası gelmesinin ardından, 75 yıl önceki atalarının torunları olduğunu iddia eden bir grup Bayburtlu işkence gördüklerini söyleyerek soluğu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde aldı. Malesef yurtiçindeki yargı yollarının tükendiğini, bu eziyete bir son vermek için AİHM'e başvurmaktan başka çare kalmadığını belirten grup adına konuşan Bilal Zurna "Bizi İsmail Türüt geldi diye kandırdılar, meğer senfoni orkestrasıymış. 2 yengem aşırı yüklemeden bayıldı, benim de kulaklarım hala gıy gıy diye çınlıyor, bunun hesabını elbet soracağız" diye haykırdı.
-Dün açılan 5. İstanbul Bienali'nde enteresan anlar yaşandı. İçeriye yanlışlıkla giren bir vatandaş o sırada sohbet etmekte olan bir grup entelektüele "Bienal ne demek?" diye sordu. Soru üzerine birbirine bakan diğer ziyaretçiler "Valla biz de tam bilmiyoruz. Hakkatten lan, her sene gider geliriz, nedir bu bienal?" diye karşılık verince ortalık bir an karıştı. O kadar şarap, kanepe, ara sıcak ve bir takım sanatsal eserler yerlere yuvarlandı telef oldu. Yazık lan, yapılır mı bu vicdansızlar?
-Zuhal Olcay, dün öğle saatlerinde yemek yediği restoranda aniden sesli bir şekilde geğirince sinir krizi geçirdi. Bu yaşa kadar çizdiği zarif bayan imajının 10 cm3 gaz yüzünden yerle bir olmasına dayanamayan Zuhal Olcay kendini yerden yere vurdu. Etraftakilerin müdahalesiyle evine götürülen deneyimli sanatçıdan hala haber alınamadı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
