SİVEREK
Hande Yener'in olmadığı bi yerde,
yaşamak isterdim
Es kaza gözüme görünürse,
dövmek isterdim
CD'lerinin üzerinden dozerle,
geçmek isterdim
Şarkısına eşlik edeni,
yolmak isterdim
Harran'a da gittim birader
Siverek'te de yaşadım
Sorun Şanlıurfa'da değildi
Hande Yener'den kaçamadım
Kendime huzurlu bi vilayet bulamadım
14 Eylül 2010
16 Temmuz 2010
Resim Sevinci
Önceki bölümden devam...
Fotomaç gazetesiyle ortaklaşa gerçelşetirdiğimiz proje kapsamında yaptığımız resme kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şimdi orta sahanın ortasına bir adet Xavi yerleştircem. Peki bunun için ne kullanıcam? Boya? Hayır bilemediniz, saç jölesi. Bildiğimiz gibi Xavi'nin %70'i jöle, %30'u da isabetli pastan oluşmaktadır. O yüzen ben de dayıyorum jöleyi. Xavi tahmin edebileceğiniz gibi Beşiktaş'a gidiyor. Çünkü Xavi'nin yıllardır aynı takımda oynamak için can attığı oyunucu İbrahim Üzülmez tam olarak Beşiktaş'ın taç çizgisinin hemen oralarda oynuyor. Bu nedenle Beşiktaş Xavi'ye ücret ödemeyecek, Deli İbo'nun deneyimlerinden yararlanma karşılığı boğaz tokluğuna oynayacak.
Kanatlarda yıllardır sorun yaşadığı için bir türlü 2. lig 4. gruptan çıkamayan Belediye Vanspor, Christiano Ronaldo ve Lionel Messi'yi aynı anda transfer ederek sorunu çözdü. Bonservis ücreti olarak Van'ın tamamının Barcelona ve Real Madrid'e verilmesi, 15.07.2010 tarih ve 3558 sayılı belediye meclisi kararıyla kabul edildi. Van gölü ise Ronaldo ve Messi arasında paylaştırılacak. Tatvan yine Bitlis'te kalacak. O yüzden ben de hemen boyama biraz tiner katıp inceltiyorum ve civelek gibi iki adet futbolcuyu sağa sola yerleştiriyorum.
Forvet arkası mevkii için ta yıldızlar takımında oynadığı dönemden beri ısrarla transfer çalışması yürüten Fenerbahçe sonunda Diego Forlan'ı yıldırdı ve takıma gelmeye ikna etti. Forlan'ın ikna olmasında 9 gün 8 gece süren yeşil Karadeniz turunun da etkili olduğu söyleniyor. Tur boyunca tip olarak kendine benzeyen yüzlerce insan gören Forlan kütüğünü de Rize'ye aldıracak. Ben de napıyorum, halis Adıyaman mavisi ve Hacı Şükrü sarısı kullanarak, hemen şuraya mutlu mu mutlu, sepsevimli, şapşahane bir Forlan çiziktiriyorum.
Yıllardır süper lig kapısından dönen Altay, gol yollarındaki sıkıntıyı Milito ve Rooney transferleriyle halletti. Gelen transfer haberi üzerine camiada yükselen Milito'yla Rooney beraber oynayamaz seslerine en güzel cevabı yin aynı ikili, Bornova'da bir oyun salonunda eşli batak oynayarak verdi. Oyun boyunca gereksiz yere ihale almayan, aldıkları ihaleden alnının akıyla çıkan ve tam bir uyum içerisinde oynayan ikili camiayı da rahatlatmış oldu. Altaylı yöneticiler bu sene de süper lige çıkamazsak kulübü kapatıp balık restorana çevirmeyi düşünüyoruz diye konuştular. Ben de o yüzden ileri uca bu iki arkadaşı,1 deste iskambil kağıdını ve skor tablosunu çiziyorum.
Böylece resmimiz tamamlanmış oldu. Bir sonraki sene yesyeni transfer haberleri eşliğinde, başka bir futbol sahası resminde görüşmek üzere esen kalın.
Fotomaç gazetesiyle ortaklaşa gerçelşetirdiğimiz proje kapsamında yaptığımız resme kaldığımız yerden devam ediyoruz. Şimdi orta sahanın ortasına bir adet Xavi yerleştircem. Peki bunun için ne kullanıcam? Boya? Hayır bilemediniz, saç jölesi. Bildiğimiz gibi Xavi'nin %70'i jöle, %30'u da isabetli pastan oluşmaktadır. O yüzen ben de dayıyorum jöleyi. Xavi tahmin edebileceğiniz gibi Beşiktaş'a gidiyor. Çünkü Xavi'nin yıllardır aynı takımda oynamak için can attığı oyunucu İbrahim Üzülmez tam olarak Beşiktaş'ın taç çizgisinin hemen oralarda oynuyor. Bu nedenle Beşiktaş Xavi'ye ücret ödemeyecek, Deli İbo'nun deneyimlerinden yararlanma karşılığı boğaz tokluğuna oynayacak.
Kanatlarda yıllardır sorun yaşadığı için bir türlü 2. lig 4. gruptan çıkamayan Belediye Vanspor, Christiano Ronaldo ve Lionel Messi'yi aynı anda transfer ederek sorunu çözdü. Bonservis ücreti olarak Van'ın tamamının Barcelona ve Real Madrid'e verilmesi, 15.07.2010 tarih ve 3558 sayılı belediye meclisi kararıyla kabul edildi. Van gölü ise Ronaldo ve Messi arasında paylaştırılacak. Tatvan yine Bitlis'te kalacak. O yüzden ben de hemen boyama biraz tiner katıp inceltiyorum ve civelek gibi iki adet futbolcuyu sağa sola yerleştiriyorum.
Forvet arkası mevkii için ta yıldızlar takımında oynadığı dönemden beri ısrarla transfer çalışması yürüten Fenerbahçe sonunda Diego Forlan'ı yıldırdı ve takıma gelmeye ikna etti. Forlan'ın ikna olmasında 9 gün 8 gece süren yeşil Karadeniz turunun da etkili olduğu söyleniyor. Tur boyunca tip olarak kendine benzeyen yüzlerce insan gören Forlan kütüğünü de Rize'ye aldıracak. Ben de napıyorum, halis Adıyaman mavisi ve Hacı Şükrü sarısı kullanarak, hemen şuraya mutlu mu mutlu, sepsevimli, şapşahane bir Forlan çiziktiriyorum.
Yıllardır süper lig kapısından dönen Altay, gol yollarındaki sıkıntıyı Milito ve Rooney transferleriyle halletti. Gelen transfer haberi üzerine camiada yükselen Milito'yla Rooney beraber oynayamaz seslerine en güzel cevabı yin aynı ikili, Bornova'da bir oyun salonunda eşli batak oynayarak verdi. Oyun boyunca gereksiz yere ihale almayan, aldıkları ihaleden alnının akıyla çıkan ve tam bir uyum içerisinde oynayan ikili camiayı da rahatlatmış oldu. Altaylı yöneticiler bu sene de süper lige çıkamazsak kulübü kapatıp balık restorana çevirmeyi düşünüyoruz diye konuştular. Ben de o yüzden ileri uca bu iki arkadaşı,1 deste iskambil kağıdını ve skor tablosunu çiziyorum.
Böylece resmimiz tamamlanmış oldu. Bir sonraki sene yesyeni transfer haberleri eşliğinde, başka bir futbol sahası resminde görüşmek üzere esen kalın.
13 Temmuz 2010
Resim Sevinci
trt2gibiadam ve fotomaç gazetesinden siz izleyenlere dev hizmet. Medyanın bu iki güçlü ismi güçlerini takımların transfer gündemindeki futbolculardan oluşan bir tablo yapmak için birleştirdi. Fotomaç muhabirleri anlattı, kanalımızın maaşlı, ssk'lı ve yol paralı ressamı Zulmet Kuğuboynu çizdi. Sendeyiz Zulmet.
Efenim öncelikle şu mis gibi sıfır kilometre, bembeyaz tuvale son bir kez bakıyoruz, zira az sonra her yerine boya sürcez, rengarenk olcak. Futbolcuları sahaya yerleştireceğimiz için öncelikle titanyum beyazıyla, normal yeşili karıştırıp cıvık bir yeşil elde ediyoruz, sonra da malayla tuvale sıvıyoruz. Oldu mu sana saha? Ben natürist bir sanatçı olduğum için kale direklerini kavak ağacından yapıyorum, saha çizgileri yerine küçük, sevimli, masmavi su kanalları açıyorum.
Öneclikle kaleciyi koyalım. Fotomaç muhabirlerinin edindiği bilgiye göre şu an Real Madrid'de oynayan, dünya kupasının parlayan yıldızı, cillop gibi bir hatunu sevgili olarak bağlamış bulunan İker Casillas eşşek yüküyle para kazanmasına rağmen Galatasaraylı yöneticilerin Türkiye'nin jeopolitik konumunun önemine binaen yaptığı konuşmadan sonra gelmeye ikna oldu. Oyuncu 3500 lira net maaaş alacak ve ayrıca kendisine Zeytinburnu'nda kirasını Galatasaray'ın ödeyeceği bir ev tahsis edilecek. Sevgilisine ise eş durumundan Flash TV'de spor muhabirliği ayarlanacak.
Defans dörtlüsüne öncelikle sol bek olarak Philipp Lahm'ı çiziyorum. Bu Almanlar ekseriyetle sarışın olduğu için veriyorum tuvale sarıyı. Fenerbahçe'nin gündeminde olan Lahm, uzun süren ikna konuşmalarının sonunda geçen Avrupa Kupası'nda son dakika golüyle bizi finalden ederek çok büyük şerefisizlik yaptığına ve bunu ancak bir Türk takımında oynayarak telafi edeceğine inandırıldı. Sağ bek için ise paletime öncelikle van dyke kahverengisi ve biraz siyah alıyorum, çünkü Çaykur Rizespor sürpriz yaparak dünyaca ünlü basketbolcu Lebron James'i yeşil mavili renklere bağlamayı başardı. Bir futbol takımının neden bir basketbolcuyla anlaşmaya vardığı gizemini korurken, yaklaşık 60 milyon dolarlık transfer ücretini ise Rizeli hayırsever mafya adamı Sedat Peker'in ödediği söyleniyor.
Defansın göbeği için yaklaşık 1 senedir arayış içinde olan Galatasaray Barcelona'lı defans Pique ile anlaştı. Yıllardır değişmeyen sakal uzunluğuyla dikkat çeken defans oyuncusunu ikna etmek için örnek olarak Kenan Işık ve Haşmet Babaoğlu'nun varlığından bahseden Galatasaraylı transfer yetkilileri standart uzunluktaki sakal konusunda Pique'nin içini rahatlattı ve imzayı bağladı. Bu haberin üstüne 2. müjde de Barcelona'dan geldi. Defans bloğunu ikili takım halinde satan İspanyol kulüp Puyol'u da Galatasaray'a vereceğini açıkladı. Bunun üzerine ben de durur muyum? Çizdim ikisini de yanyana, sarının yanına da alizarin kırmızısını ekleştirdim forma niyetine. Ama Puyol'un saçları çizmek biraz zor tabi. O kıvırcık etkiyi verebilmek için bulaşık süngeri kullanıyorum.
Yarın: Bir köstebek gizliliği ile çalışan Fotomaç Muhabirleri hangi transfer bombalarının haberini aldı? Ortasaha ve forvete hangi takımlar hangi futbolcuları transfer ediyor. Ressam Zulmet Kuğuboynu hangi orijinal renkleri kullanacak. Yağlıboyanın kilosu nalburda kaçtan gidiyor? Hepsinin cevabı programın 2. bölümünde.
Efenim öncelikle şu mis gibi sıfır kilometre, bembeyaz tuvale son bir kez bakıyoruz, zira az sonra her yerine boya sürcez, rengarenk olcak. Futbolcuları sahaya yerleştireceğimiz için öncelikle titanyum beyazıyla, normal yeşili karıştırıp cıvık bir yeşil elde ediyoruz, sonra da malayla tuvale sıvıyoruz. Oldu mu sana saha? Ben natürist bir sanatçı olduğum için kale direklerini kavak ağacından yapıyorum, saha çizgileri yerine küçük, sevimli, masmavi su kanalları açıyorum.
Öneclikle kaleciyi koyalım. Fotomaç muhabirlerinin edindiği bilgiye göre şu an Real Madrid'de oynayan, dünya kupasının parlayan yıldızı, cillop gibi bir hatunu sevgili olarak bağlamış bulunan İker Casillas eşşek yüküyle para kazanmasına rağmen Galatasaraylı yöneticilerin Türkiye'nin jeopolitik konumunun önemine binaen yaptığı konuşmadan sonra gelmeye ikna oldu. Oyuncu 3500 lira net maaaş alacak ve ayrıca kendisine Zeytinburnu'nda kirasını Galatasaray'ın ödeyeceği bir ev tahsis edilecek. Sevgilisine ise eş durumundan Flash TV'de spor muhabirliği ayarlanacak.
Defans dörtlüsüne öncelikle sol bek olarak Philipp Lahm'ı çiziyorum. Bu Almanlar ekseriyetle sarışın olduğu için veriyorum tuvale sarıyı. Fenerbahçe'nin gündeminde olan Lahm, uzun süren ikna konuşmalarının sonunda geçen Avrupa Kupası'nda son dakika golüyle bizi finalden ederek çok büyük şerefisizlik yaptığına ve bunu ancak bir Türk takımında oynayarak telafi edeceğine inandırıldı. Sağ bek için ise paletime öncelikle van dyke kahverengisi ve biraz siyah alıyorum, çünkü Çaykur Rizespor sürpriz yaparak dünyaca ünlü basketbolcu Lebron James'i yeşil mavili renklere bağlamayı başardı. Bir futbol takımının neden bir basketbolcuyla anlaşmaya vardığı gizemini korurken, yaklaşık 60 milyon dolarlık transfer ücretini ise Rizeli hayırsever mafya adamı Sedat Peker'in ödediği söyleniyor.
Defansın göbeği için yaklaşık 1 senedir arayış içinde olan Galatasaray Barcelona'lı defans Pique ile anlaştı. Yıllardır değişmeyen sakal uzunluğuyla dikkat çeken defans oyuncusunu ikna etmek için örnek olarak Kenan Işık ve Haşmet Babaoğlu'nun varlığından bahseden Galatasaraylı transfer yetkilileri standart uzunluktaki sakal konusunda Pique'nin içini rahatlattı ve imzayı bağladı. Bu haberin üstüne 2. müjde de Barcelona'dan geldi. Defans bloğunu ikili takım halinde satan İspanyol kulüp Puyol'u da Galatasaray'a vereceğini açıkladı. Bunun üzerine ben de durur muyum? Çizdim ikisini de yanyana, sarının yanına da alizarin kırmızısını ekleştirdim forma niyetine. Ama Puyol'un saçları çizmek biraz zor tabi. O kıvırcık etkiyi verebilmek için bulaşık süngeri kullanıyorum.
Yarın: Bir köstebek gizliliği ile çalışan Fotomaç Muhabirleri hangi transfer bombalarının haberini aldı? Ortasaha ve forvete hangi takımlar hangi futbolcuları transfer ediyor. Ressam Zulmet Kuğuboynu hangi orijinal renkleri kullanacak. Yağlıboyanın kilosu nalburda kaçtan gidiyor? Hepsinin cevabı programın 2. bölümünde.
21 Haziran 2010
Beyaz Perdede Bu Hafta
Gayet sağlam bi yerden ayarladığı torpille okulu bitirir bitirmez kanalımızda sinema eleştirmeni olarak işe başlayan genç insan, taze kan, geleceğimizin teminatı, İçişleri Bakanının yeğeni olan insan (Kıbrıs'ı da o kurtarmış diyolar) Düriye Popkorn bu haftadan itibaren vizyon giren filmleri sizden önce izleyip ona göre gidin, gitmeyin ya da isterseniz gidin diyecek. Sendeyiz Düriye.
Ayyy yayında mıyız? Saçım nasıl duruyo, öhmm şey, afedersiniz. Lafı dolandırıp iyice boka sarmadan hemen izlediğim filmlerden bahsedeyim.
Recep İvedik 17: Daha önce yapmış olduğu 16 adet Recep İvedik filminin ilgi görmesi üzerine seriyi devam ettiren Şahan Gökbakar, serinin 3. filmde boku çıkmış olmasına rağmen beklenmeyen ilgiden ötürü böyle bir karar aldığını açıklamıştı. Filmde Recep İvedik adıyla izlediğimiz kıllı ayı önceki filmlerde olduğu gibi yine sadece geğiriyor, gaz çıkartıyor, kıçını kaşıyor, küfrediyor ve tiksindiriyor. Zaten başka da bişey yok.
Karakterin yaratıcısı Şahan Gökbakar'ın filmin çekim maliyetinin çok masraflı olmadığını, hatta beynini bile kullanmadığını, zaten hepten otomatiğe bağladığını ve sonsuza kadar böyle süreceğini söylemesi sinema camiasında tedirginliğe yol açtı.
Eğer hakkınızda "Mevzubahis kişi ne olursa olsun bu filme gitmeli. Eğer gitmezse direkman 30 yıl ağır hapis cezasına çarptırılacak" diye bir kanun hükmünde kararname varsa filme gidin. Sonuçta 30 yıl önemli bi rakam, bi film için harcamaya değmez. Ha ama yoksa rahat olun, evde oturup tele tubbies falan izleyin daha iyi.
Yenge Kayınço Ayırmam: Daha önce 48 bölüm halinde televizyonda dizi olarak oynayan Hüseyin Şevki Topuz'un ölümsüz eseri "Yenge Kayınço Ayırmam" ı bu sefer 112 dakikalık bir film halinde izleyeceğiz. Filmin başrol oyuncusu Dayanç Saplıkuğu, filmde 2. ve daha üst dereceden akrabalarını bir şekilde becermeye and içmiş sarışın, kaslı ve yakışıklı bir oğlanı oynuyor. Sırayla yengesini, baldızını, eniştesinin kızkardeşini ve doğum kayıtlarından konut bilgilerine ulaştığı ebesini beceren yakışıklı jön, iyice kontrolden çıkıp kayınçosuna da merdiven altında hallenince olaylar iyice karışıyor. Filmin iyi bir gişe hasılatı yapması beklediğini söyleyen yönetmen Bünyamin Traktör "Valla bu filme çok güveniyorum. Filmin, kadın akrabalarını inceden süzen piç kurusu yeğenlerin sesi olacağını düşünüyorum" dedi.
Eğer ayda 5000 lira harçlık alan, yapacak bir işi ve yengesi olmayan biriyseniz filme gidip para ve zaman harcamanızda bi sakınca yok. Ha değilseniz evde sigortayı indirip karanlıkta oturun daha iyi.
Bu haftalık bu kadar. Filmleri youtube'dan falan da izleyebiliyoruz ama sinemanın havası başka abi yaa. Verdiğin paraya değiyo yani. Herkes kendine iyi baksın, bir sonraki programda görüşmek üzere.
Ayyy yayında mıyız? Saçım nasıl duruyo, öhmm şey, afedersiniz. Lafı dolandırıp iyice boka sarmadan hemen izlediğim filmlerden bahsedeyim.
Recep İvedik 17: Daha önce yapmış olduğu 16 adet Recep İvedik filminin ilgi görmesi üzerine seriyi devam ettiren Şahan Gökbakar, serinin 3. filmde boku çıkmış olmasına rağmen beklenmeyen ilgiden ötürü böyle bir karar aldığını açıklamıştı. Filmde Recep İvedik adıyla izlediğimiz kıllı ayı önceki filmlerde olduğu gibi yine sadece geğiriyor, gaz çıkartıyor, kıçını kaşıyor, küfrediyor ve tiksindiriyor. Zaten başka da bişey yok.
Karakterin yaratıcısı Şahan Gökbakar'ın filmin çekim maliyetinin çok masraflı olmadığını, hatta beynini bile kullanmadığını, zaten hepten otomatiğe bağladığını ve sonsuza kadar böyle süreceğini söylemesi sinema camiasında tedirginliğe yol açtı.
Eğer hakkınızda "Mevzubahis kişi ne olursa olsun bu filme gitmeli. Eğer gitmezse direkman 30 yıl ağır hapis cezasına çarptırılacak" diye bir kanun hükmünde kararname varsa filme gidin. Sonuçta 30 yıl önemli bi rakam, bi film için harcamaya değmez. Ha ama yoksa rahat olun, evde oturup tele tubbies falan izleyin daha iyi.
Yenge Kayınço Ayırmam: Daha önce 48 bölüm halinde televizyonda dizi olarak oynayan Hüseyin Şevki Topuz'un ölümsüz eseri "Yenge Kayınço Ayırmam" ı bu sefer 112 dakikalık bir film halinde izleyeceğiz. Filmin başrol oyuncusu Dayanç Saplıkuğu, filmde 2. ve daha üst dereceden akrabalarını bir şekilde becermeye and içmiş sarışın, kaslı ve yakışıklı bir oğlanı oynuyor. Sırayla yengesini, baldızını, eniştesinin kızkardeşini ve doğum kayıtlarından konut bilgilerine ulaştığı ebesini beceren yakışıklı jön, iyice kontrolden çıkıp kayınçosuna da merdiven altında hallenince olaylar iyice karışıyor. Filmin iyi bir gişe hasılatı yapması beklediğini söyleyen yönetmen Bünyamin Traktör "Valla bu filme çok güveniyorum. Filmin, kadın akrabalarını inceden süzen piç kurusu yeğenlerin sesi olacağını düşünüyorum" dedi.
Eğer ayda 5000 lira harçlık alan, yapacak bir işi ve yengesi olmayan biriyseniz filme gidip para ve zaman harcamanızda bi sakınca yok. Ha değilseniz evde sigortayı indirip karanlıkta oturun daha iyi.
Bu haftalık bu kadar. Filmleri youtube'dan falan da izleyebiliyoruz ama sinemanın havası başka abi yaa. Verdiğin paraya değiyo yani. Herkes kendine iyi baksın, bir sonraki programda görüşmek üzere.
14 Haziran 2010
Spor Haberleri - Dünya Kupası Özel
-Dünya Kupası'nı işkenceye çeviren vuvuzeladan nihayet kurtuluyoruz. Yürütülen etkili faaliyetler sonucu Güney Afrika hükümetini ve FIFA'yı ikna eden Türk Dışişleri Bakanlığı bu iğrenç aletin yerini milli çalgımız zurnanın almasını sağladı. Konuyla ilgili açıklama yapan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu kararı almadan önce vuvuzelayı bizzat kendisinin incelediğini, bu aletin sadece üflemek suretiyle sabit bir ses çıkardığını, oysa ki bir virtüözün eline verilmiş zurnayla türlü senfoniye takla attırılabileceğini ve her durumda o borazandan bozma alete bin basacağını ifade etti. Dışişleri Bakanlığı'nın turnuvanın ortasında neden böyle bir girişimde bulunduğu hala anlaşılamadı.
-Köktendinci kimliğiyle bilinen Vakit gazetesi çalışanlarını dünya kupası nedeniyle bu günlerde bir endişe aldı. Olası bir ABD-Kuzey Kore eşleşmesinde hangi tarafı destekleyeceklerinin kararını bir türlü veremeyen çalışanlar yüzünden Vakit gazetesi 3 gündür aynı gazeteyi piyasaya sürüyor. Allahsız gomonist Kuzey Kore'den mi, yoksa siyonist destekçisi şeytan ABD'den yana mı taraf tutacakları konusunda sert bir tartışmaya giren ekip adına konuşan Abdurrahman Dilipak "Şimdi mesela ABD-Cezayir maçı olsa saniye düşünmem. Hemen çekerim yeşil beyaz eşortmanı, alırım elime cezayir bayrağını, yürü küffarın üstüne şanlı cezo diye bağırır maçı izlerim. Ama burda durum çok farklı, kimi desteklesek büyük günah. O yüzden biz de yesinler birbirlerini diyerek maçı izlememe kararı aldık. Bu karar spor kamuoyuna ve tüm müslüman alemine hayırlı olsun" diye konuştu.
-Şu ana kadar oynanan maçların biri hariç hepsinin alt bitmesi üzerine olağanüstü toplanan FIFA yetkilisi bir grup ceketli kravatlı adam toplantı bitiminde şu açıklamayı yaptı: "Bakın arkadaşlar, saygı değer futbolcular ve taktik veren teknik direktörler. 3 ya da üçten fazla gol atmanızın inanın hiç bir sakıncası, kanunda cezası falan yok. Neden böyle yapıyosunuz, keriz gibi top oynuyosunuz, allahını seven defansa gelsin diye bağırıyosunuz? Bakın Almanlar'a, aslanlar gibi 4 tane atıp gittiler. Birimiz de bişey dedik mi, Klose'yi tenhada kıstırıp dövdük mü? Sen söyle Şıvaynşıtayger sana bugüne kadar bir fiske olsun vurdum mu? Vurmadım... Ama şimdi bakıyosunuz koskoca Arjantin'e 6. dakikada atıyor golü, biz de sincap gibi bekliyoruz fark gelecek diye, ama yok, kalan 84 dakikada kahveciye çalışıyoruz. Bakın rica ediyorum, ileri, biraz daha ileri, arapaslarla ceza sahasının oraya gelin, kaleyi gördüğünüz yerden şut çekin. Hadi göreyim sizi"
Açıklamanın takımlar üzerinde olumlu etki yapacağı umuluyor.
21.06.2010 tarihli ekleme: Nitekim bu uyarı etkisini göstermiş ve o tarihten sonra oynanan bir çok maç üst bitmiştir. Hele Portekiz 7 tane salladı Kuzey Kore'ye, vay be!
-Köktendinci kimliğiyle bilinen Vakit gazetesi çalışanlarını dünya kupası nedeniyle bu günlerde bir endişe aldı. Olası bir ABD-Kuzey Kore eşleşmesinde hangi tarafı destekleyeceklerinin kararını bir türlü veremeyen çalışanlar yüzünden Vakit gazetesi 3 gündür aynı gazeteyi piyasaya sürüyor. Allahsız gomonist Kuzey Kore'den mi, yoksa siyonist destekçisi şeytan ABD'den yana mı taraf tutacakları konusunda sert bir tartışmaya giren ekip adına konuşan Abdurrahman Dilipak "Şimdi mesela ABD-Cezayir maçı olsa saniye düşünmem. Hemen çekerim yeşil beyaz eşortmanı, alırım elime cezayir bayrağını, yürü küffarın üstüne şanlı cezo diye bağırır maçı izlerim. Ama burda durum çok farklı, kimi desteklesek büyük günah. O yüzden biz de yesinler birbirlerini diyerek maçı izlememe kararı aldık. Bu karar spor kamuoyuna ve tüm müslüman alemine hayırlı olsun" diye konuştu.
-Şu ana kadar oynanan maçların biri hariç hepsinin alt bitmesi üzerine olağanüstü toplanan FIFA yetkilisi bir grup ceketli kravatlı adam toplantı bitiminde şu açıklamayı yaptı: "Bakın arkadaşlar, saygı değer futbolcular ve taktik veren teknik direktörler. 3 ya da üçten fazla gol atmanızın inanın hiç bir sakıncası, kanunda cezası falan yok. Neden böyle yapıyosunuz, keriz gibi top oynuyosunuz, allahını seven defansa gelsin diye bağırıyosunuz? Bakın Almanlar'a, aslanlar gibi 4 tane atıp gittiler. Birimiz de bişey dedik mi, Klose'yi tenhada kıstırıp dövdük mü? Sen söyle Şıvaynşıtayger sana bugüne kadar bir fiske olsun vurdum mu? Vurmadım... Ama şimdi bakıyosunuz koskoca Arjantin'e 6. dakikada atıyor golü, biz de sincap gibi bekliyoruz fark gelecek diye, ama yok, kalan 84 dakikada kahveciye çalışıyoruz. Bakın rica ediyorum, ileri, biraz daha ileri, arapaslarla ceza sahasının oraya gelin, kaleyi gördüğünüz yerden şut çekin. Hadi göreyim sizi"
Açıklamanın takımlar üzerinde olumlu etki yapacağı umuluyor.
21.06.2010 tarihli ekleme: Nitekim bu uyarı etkisini göstermiş ve o tarihten sonra oynanan bir çok maç üst bitmiştir. Hele Portekiz 7 tane salladı Kuzey Kore'ye, vay be!
02 Haziran 2010
Tarihte Hitler
*Bir gün yaveri Hitler'e sorar:
-Führer'im neden Türkiye'ye saldırmıyoruz?
Bunun üzerine Hitler hışımla döner ve elinde bıyıklarını düzelttiği permatik jilet olmasına rağmen hiddetle şunu söyler:
-Sen ne dediğinin farkında mısın lan keriz? Türkler öyle bir millettir ki bu niyetmizi duydukları anda Berlin'e kamyonla adam yığar hepimizin ebesini zker. Bi daha böyle ortalık yerde konuşma, aramızda ajanlar olabilir der.
*Hitler yine bir gün evinin bahçesine çıkmış falçatayla yahudi yontuyormuş. O sırada onu gören yaveri "Führerim bütün yahudileri kesip doğradınız, bari 3-5 tane bıraksaydınız, bakkala permatik almaya gönderecek adam bile kalmadı" demiş. Hitler de alnına doğru sarkıttığı saçlarını gururlu bir Alman gibi savurarak "Bir gün gelecek, bana öldürmediğim her yahudi için ayrı ayrı küfredeceksiniz, ben de bu küfredenleri bulup hepsinin etini kemiğinden sıyırcam, suyundan da çorba yapıcam" demiş. Bunu duyan yaver hemen ordan topuklamış ve onu bir daha gören olmamış.
*Hitler bir gün Alman ırkçısı olmasına rağmen, bahçesinde yetiştirdiği domatesi öven emekli öğretmen edasıyla Türkler'i övmektedir. Bunu duyan yaveri saklandığı yerden çıkıp "Führerim acaba bu katliam, faşizm maşizm ayaklarını bırakıp komple Türkiye'ye mi sığınsak" der. Bunun üzerine führer yaklaşık 4 dk boyunca yaverinin gözlerinin içine bakar ve şu tarihi sözleri söyler: Siktirgitlanburdan!! Bunun üzerine de yaveri hemen ordan topuklar. Çünkü adamın şafağı 23 tür, plakalardan Dresden'e gelmiştir. Askerliğini yakmak istememiştir.
*Hitler bir gün topu tüfeği kucaklamış kâh Sovyetler'e kâh Polonya'ya saldırmakta imiş. Bu durum olayları takip eden Türk hükümetini çok gücendirmiş ve Hitler'i cepten ödemeli arayıp neden bize de saldırmıyorsunuz diye sormuş. O sırada yahudilerden yaptığı sabunla ellerini yıkamakta olan Hitler birden yaverine dönmüş ve "Türkler öyle bir millettir ki böyle bişeye kalkışırsak hepsini öldürmemiz gerekir ama şimdi ellerim sabunlu uğraşamıycam" demiş. Yaver de bunun üzerine "Führerim rica ederim beni bu işe karıştırmayın, benim Türk arkadaşlarım da var" demiş.
*Hitler bir gün Feysbuk'a girmiş, bilgisayar programcılarına yaptırdığı özel uygulamayı kullanarak profiline kimlerin baktığını kontrol ediyormuş. Birdenbire kendisini ziyaret eden bir çok Türk milliyetçisinin profilinde kendi fotoğrafını görünce hemen oracıkta kahrından ölmüş. Çünkü uygulama feysbuk onaylıymış ve %100 çalışıyormuş. Bunun üzerine 2. Dünya Savaşı'da durur mu? Hemen bir barış antlaşması imzalayarak kendi kendini feshetmiş ve böylece bir grup hıyar feysbuk kullanıcısının sayesinde yurtta sulh cihanda sulh olmuş.
-Führer'im neden Türkiye'ye saldırmıyoruz?
Bunun üzerine Hitler hışımla döner ve elinde bıyıklarını düzelttiği permatik jilet olmasına rağmen hiddetle şunu söyler:
-Sen ne dediğinin farkında mısın lan keriz? Türkler öyle bir millettir ki bu niyetmizi duydukları anda Berlin'e kamyonla adam yığar hepimizin ebesini zker. Bi daha böyle ortalık yerde konuşma, aramızda ajanlar olabilir der.
*Hitler yine bir gün evinin bahçesine çıkmış falçatayla yahudi yontuyormuş. O sırada onu gören yaveri "Führerim bütün yahudileri kesip doğradınız, bari 3-5 tane bıraksaydınız, bakkala permatik almaya gönderecek adam bile kalmadı" demiş. Hitler de alnına doğru sarkıttığı saçlarını gururlu bir Alman gibi savurarak "Bir gün gelecek, bana öldürmediğim her yahudi için ayrı ayrı küfredeceksiniz, ben de bu küfredenleri bulup hepsinin etini kemiğinden sıyırcam, suyundan da çorba yapıcam" demiş. Bunu duyan yaver hemen ordan topuklamış ve onu bir daha gören olmamış.
*Hitler bir gün Alman ırkçısı olmasına rağmen, bahçesinde yetiştirdiği domatesi öven emekli öğretmen edasıyla Türkler'i övmektedir. Bunu duyan yaveri saklandığı yerden çıkıp "Führerim acaba bu katliam, faşizm maşizm ayaklarını bırakıp komple Türkiye'ye mi sığınsak" der. Bunun üzerine führer yaklaşık 4 dk boyunca yaverinin gözlerinin içine bakar ve şu tarihi sözleri söyler: Siktirgitlanburdan!! Bunun üzerine de yaveri hemen ordan topuklar. Çünkü adamın şafağı 23 tür, plakalardan Dresden'e gelmiştir. Askerliğini yakmak istememiştir.
*Hitler bir gün topu tüfeği kucaklamış kâh Sovyetler'e kâh Polonya'ya saldırmakta imiş. Bu durum olayları takip eden Türk hükümetini çok gücendirmiş ve Hitler'i cepten ödemeli arayıp neden bize de saldırmıyorsunuz diye sormuş. O sırada yahudilerden yaptığı sabunla ellerini yıkamakta olan Hitler birden yaverine dönmüş ve "Türkler öyle bir millettir ki böyle bişeye kalkışırsak hepsini öldürmemiz gerekir ama şimdi ellerim sabunlu uğraşamıycam" demiş. Yaver de bunun üzerine "Führerim rica ederim beni bu işe karıştırmayın, benim Türk arkadaşlarım da var" demiş.
*Hitler bir gün Feysbuk'a girmiş, bilgisayar programcılarına yaptırdığı özel uygulamayı kullanarak profiline kimlerin baktığını kontrol ediyormuş. Birdenbire kendisini ziyaret eden bir çok Türk milliyetçisinin profilinde kendi fotoğrafını görünce hemen oracıkta kahrından ölmüş. Çünkü uygulama feysbuk onaylıymış ve %100 çalışıyormuş. Bunun üzerine 2. Dünya Savaşı'da durur mu? Hemen bir barış antlaşması imzalayarak kendi kendini feshetmiş ve böylece bir grup hıyar feysbuk kullanıcısının sayesinde yurtta sulh cihanda sulh olmuş.
28 Mayıs 2010
Ek İş Yapmadan Ayda 200 Lira Civarı Bir Para Kazanmak İster misiniz?
Güneş Sistemince ve bazı civar karadeliklerce tanınan meşhur ekonomistimiz Ord. Prof. Dr. Rüsum Tröst bu hafta size ek iş yapmadan ayda 300 TL para kazanmanın yolunu anlatacak. Kanalımızın isteyeni maaşa bağlayacağını düşünenler malesef yanılıyorlar, kendisi bu parayı harcamalarımızı kısmayı öğreterek kazandıracak. Öyle havadan para gelsin diye bekliyosanız çok beklersiniz. Bugün bakınız sağlam bir iddaa kuponu için bile insanlar saatlerce Finlandiya 2. ligini inceliyor, yeri geliyor bahis sitelerinde karşılıklı fikir teatisinde bulunuyor. Neyse lafı fazla uzatmadan Rüsum beye verelim.
Herkese merhabalar. Efendim ne demişler: "Ona vereceğin parayı boğazına ver". İşte geçmişten günümüze ışık tutan bu söz bugünkü anlatacaklarımın da temel felsefesini oluşturuyor. Gidiyosunuz abur cubura parayı yığıyorsunuz, gaza gelip bir sürü şey alıyosunuz, ondan sonra vay efendim neden cepte para kalmadı, neden kredi kartlarım ekside, ay başı ne zaman gelecek şu bu... Şimdi ben size yapacaklarınızı maddeler halinde sıralıycam, bunları uygulayın paranız cebinizde kalsın. Kısın, biriktirin, cüzdana can verin.
1- Canın cips mi çekti? 1 çikolata alana 1 bedava mıymış? Aaa ne güzel, hemen al, onları ye, göbeği büyüt, sonra spor salonuna yazıl eriticem diye. Sonra vay efendim bu para nasıl bitti. E biter tabi güzelim, biter tabi yiğidim. Hayır duası karşılığında mı veriyolar onları sana? Bırak o cipsi oraya, çikolatayı da yerine koy. Hayır efendim balık kraker de alma. Sen şu an açsın o yüzden canın çekiyo. Evde bi fasülye pilav ye hepsini unutacaksın bak.
2- Porsiyon köfte 10 TL, Ortaya salata 5 TL, Kutu Kola 3 TL, Şık bir restoranda yemek yemek paha biçilemez. En iyisi evde yemek yiyin siz. O neredeyse bedava.
3- İçme şu sigarayı ciğerlerine yazık. Günde 5 liradan ayda verdiğin paraya bak. Yok illa içicem diyosan yarım yarım iç. Yarım içemem diyosan kiloyla tütün al kendin sar iç. Yok onu da istemiyosan zıkkım iç, sonra bana gelmeyin hacım bana bi 50 lira bağlar mısın, ay başında veririm diye. Offf sinir yaptım şimdi durduk yere bak yaa. Ver şurdan bi sigara, sinirlerim yatışsın.
4- Dostum şimdi kendine gel ve elindeki ayakkabıyı yavaşça yere bırak. Ellerin havada dükkandan çık ve kalabalığa karış. Sakın bi alışveriş yapayım deme bizi zor kullanmaya mecbur bırakma. Şu ayakkabılıktaki üzeri tozlanmış ayakkabını silip parlatsan bu sene de götürür seni. Bunu sen de biliyorsun, neden böyle yapıyorsun?
5- Odadan çıkarken ışığı kapat, musluğu iyice sık, telefonu meşgul etme, ayakkabını bağlarını çözdükten sonra çıkar arkası yırtılmasın, o tişörtü öyle savurup bi kenara atma hemen eskimesin, domatesin kabuklarını kalın kalın soyma, o elmanın da hepsini ye. Bunların hepsi israf yav. Bizim vaktiyle internete bile karneyle girerdik, maillerimize bile zar zor bakardık.
Daha çok şeyler yazardım ama hepsini bi anda bitirip israf etmek istemiyorum. Bunları uygulayarak para artırabilen seyircilerimiz arasında yapılacak çekilişte 1 şanslı seyircimize benim tarafımdan ödül olarak 10 adet kavanoz kapağı verilecektir. Haydi bakalım eller çıksın cepten, tasarrufa yeltensin bünyeler. İyi günler, sağlıcakla kalın.
Herkese merhabalar. Efendim ne demişler: "Ona vereceğin parayı boğazına ver". İşte geçmişten günümüze ışık tutan bu söz bugünkü anlatacaklarımın da temel felsefesini oluşturuyor. Gidiyosunuz abur cubura parayı yığıyorsunuz, gaza gelip bir sürü şey alıyosunuz, ondan sonra vay efendim neden cepte para kalmadı, neden kredi kartlarım ekside, ay başı ne zaman gelecek şu bu... Şimdi ben size yapacaklarınızı maddeler halinde sıralıycam, bunları uygulayın paranız cebinizde kalsın. Kısın, biriktirin, cüzdana can verin.
1- Canın cips mi çekti? 1 çikolata alana 1 bedava mıymış? Aaa ne güzel, hemen al, onları ye, göbeği büyüt, sonra spor salonuna yazıl eriticem diye. Sonra vay efendim bu para nasıl bitti. E biter tabi güzelim, biter tabi yiğidim. Hayır duası karşılığında mı veriyolar onları sana? Bırak o cipsi oraya, çikolatayı da yerine koy. Hayır efendim balık kraker de alma. Sen şu an açsın o yüzden canın çekiyo. Evde bi fasülye pilav ye hepsini unutacaksın bak.
2- Porsiyon köfte 10 TL, Ortaya salata 5 TL, Kutu Kola 3 TL, Şık bir restoranda yemek yemek paha biçilemez. En iyisi evde yemek yiyin siz. O neredeyse bedava.
3- İçme şu sigarayı ciğerlerine yazık. Günde 5 liradan ayda verdiğin paraya bak. Yok illa içicem diyosan yarım yarım iç. Yarım içemem diyosan kiloyla tütün al kendin sar iç. Yok onu da istemiyosan zıkkım iç, sonra bana gelmeyin hacım bana bi 50 lira bağlar mısın, ay başında veririm diye. Offf sinir yaptım şimdi durduk yere bak yaa. Ver şurdan bi sigara, sinirlerim yatışsın.
4- Dostum şimdi kendine gel ve elindeki ayakkabıyı yavaşça yere bırak. Ellerin havada dükkandan çık ve kalabalığa karış. Sakın bi alışveriş yapayım deme bizi zor kullanmaya mecbur bırakma. Şu ayakkabılıktaki üzeri tozlanmış ayakkabını silip parlatsan bu sene de götürür seni. Bunu sen de biliyorsun, neden böyle yapıyorsun?
5- Odadan çıkarken ışığı kapat, musluğu iyice sık, telefonu meşgul etme, ayakkabını bağlarını çözdükten sonra çıkar arkası yırtılmasın, o tişörtü öyle savurup bi kenara atma hemen eskimesin, domatesin kabuklarını kalın kalın soyma, o elmanın da hepsini ye. Bunların hepsi israf yav. Bizim vaktiyle internete bile karneyle girerdik, maillerimize bile zar zor bakardık.
Daha çok şeyler yazardım ama hepsini bi anda bitirip israf etmek istemiyorum. Bunları uygulayarak para artırabilen seyircilerimiz arasında yapılacak çekilişte 1 şanslı seyircimize benim tarafımdan ödül olarak 10 adet kavanoz kapağı verilecektir. Haydi bakalım eller çıksın cepten, tasarrufa yeltensin bünyeler. İyi günler, sağlıcakla kalın.
19 Mayıs 2010
Adab-ı Muaşeret Kuralları
Cemiyet hayatımızın önde gelen isimlerinden Muteber Namlıoğlu bu haftadan itibaren toplumsal hayatımızı düzenleyen adab-ı muaşeret kurallarından bahsederek adeta bir serseri gibi yaşayan avam halka çekidüzen verecek.
Efendim öncelikle hepinizi en içten dileklerimle selamlar bana bu zırvaları anlatma fırsatı verdiği için de trt2gibiadam ailesine teşekkür ederim. Hepimiz yemek yiyor, otobüse biniyor, barda hanımefendi kesiyor, misafirlikte gelen meyve tabağına halleniyoruz. Peki bütün bunları yaparken yazılı olmayan fakat bizim toplumsal saygınlığımızı belirleyen kurallara uyuyor muyuz? O ne lan dediğinizi duyar gibiyim. Dersiniz tabi, sizi görgüsüz, yarım terbiyeli cemiyet düşmanları. Hepsini öğreticem size.
Yemek Esnasında: Efendim adam eve geliyor saat olmuş 11. Belli ki dışarda arkadaşlarla takılmış. Ev ahalisi çoktan yemeğini yemiş, dizisini izliyorken bu salona dalıp yemek ne var diye soruyor. Önce iyi akşamlar demez iseniz sizi evde çok ayıplarlar. Bu saate kadar nerdeydin ulan it derler ve size mutfağa gidip zıkkım yemeniz konusunda telkinlerde bulunurlar. Bu yüzden önce kibar bir sesle "İyi akşamlar peder bey, iyi akşamlar valide hanım. Mesai çıkışında bir müddet arkadaşlarımla cafede hasbihal ettiğim içün biraz geciktim, mazeretimi kabul ediniz. Ancak dışarda uyduruk bi salataya dahi 10 lira vermek suretiyle kazık yemek istemediğimden çaya abanmış bulundum. Ol sebepten ötürü tabiri caizse hayvanlar gibi açım. Aceba yiyecek bir şeyler var mı?" demelisiniz. Bu kibar girizgâh aileniz tarafından anlayışla karşılanacak ve sizi aynı kibarlıkla mutfağa gidip bulduğunuzu yemeye davet edeceklerdir. Unutmayınız ki ufak detaylar kişiliğinize saygınlık katan elmas taneleridir.
Misafirlikte Meyve Yerken: Misafirliğe gidilmiş, yemek yenilmiş ve bir müddet sonra da tabaklar içerisinde meyveler gelmiş. Ama o da ne? Görgüsüz bir toplum canavarı daha diğer insanlar elmasını soymamışken 2 muzla bir avuç kayısıyı yutmuş bir yandan da gözlerini belertmiş üzümü kesiyor. Ev sahipleri şaşkın, bu saygısızın yerine kendileri utanıyor. Hiç mi meyve görmedin be münasebetsiz? Bak ellerim titremeye başladı sinirden ya. Efendim gelen meyveye öyle sirk maymunu gibi atlayacağınıza gidin damdan atlayın daha iyi. Hele bi de o eliniz önce tropikal meyvelere uzanmışsa sizi orda yarım saat rencide etseler yeridir. Meyve sıralamasında yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için öncelik elma, portakal gibi her eve girebilen meyvelere verilmelidir. Elma mutlak surette soyulmalı ve 4 eşit parçaya dilimlenmelidir. her dilimdeki çekirdek taneleri ayıklandıktan sonra dilimler 3 lokmada bitirilmelidir. Siz zaten bir elmayı bu şekilde yiyene kadar yarım saat geçeceği için diğerlerine pek vakit kalmayacaktır. Kalsa bile eğer bir muzu yemeye niyetlendiyseniz yarısını yiyiniz ve çok meyvenin midenize dokunduğunu söyleyiniz. Hiç merak etmeyin siz gittikten sonra o muz bir şekilde tüketilecek, ziyan olmayacaktır. Bildiğimiz gibi adab-ı muaşeret kuralları yalnızca yanımızda tanımadığımız kişiler varken geçerlidir. Yoksa isterseniz pilavı elle yiyin, isterseniz salonun ortasında oğlunuzla güreş tutun, sorun değil.
Bir sonraki programı olduğu gibi otobüs seyahati esnasında dikkat etmemiz gerekenlere ayıracağım. Haftaya kadar hareketlerinize dikkat edin, nazik, kentsoylu gibi insanlar olun. Hoşçakalın.
Efendim öncelikle hepinizi en içten dileklerimle selamlar bana bu zırvaları anlatma fırsatı verdiği için de trt2gibiadam ailesine teşekkür ederim. Hepimiz yemek yiyor, otobüse biniyor, barda hanımefendi kesiyor, misafirlikte gelen meyve tabağına halleniyoruz. Peki bütün bunları yaparken yazılı olmayan fakat bizim toplumsal saygınlığımızı belirleyen kurallara uyuyor muyuz? O ne lan dediğinizi duyar gibiyim. Dersiniz tabi, sizi görgüsüz, yarım terbiyeli cemiyet düşmanları. Hepsini öğreticem size.
Yemek Esnasında: Efendim adam eve geliyor saat olmuş 11. Belli ki dışarda arkadaşlarla takılmış. Ev ahalisi çoktan yemeğini yemiş, dizisini izliyorken bu salona dalıp yemek ne var diye soruyor. Önce iyi akşamlar demez iseniz sizi evde çok ayıplarlar. Bu saate kadar nerdeydin ulan it derler ve size mutfağa gidip zıkkım yemeniz konusunda telkinlerde bulunurlar. Bu yüzden önce kibar bir sesle "İyi akşamlar peder bey, iyi akşamlar valide hanım. Mesai çıkışında bir müddet arkadaşlarımla cafede hasbihal ettiğim içün biraz geciktim, mazeretimi kabul ediniz. Ancak dışarda uyduruk bi salataya dahi 10 lira vermek suretiyle kazık yemek istemediğimden çaya abanmış bulundum. Ol sebepten ötürü tabiri caizse hayvanlar gibi açım. Aceba yiyecek bir şeyler var mı?" demelisiniz. Bu kibar girizgâh aileniz tarafından anlayışla karşılanacak ve sizi aynı kibarlıkla mutfağa gidip bulduğunuzu yemeye davet edeceklerdir. Unutmayınız ki ufak detaylar kişiliğinize saygınlık katan elmas taneleridir.
Misafirlikte Meyve Yerken: Misafirliğe gidilmiş, yemek yenilmiş ve bir müddet sonra da tabaklar içerisinde meyveler gelmiş. Ama o da ne? Görgüsüz bir toplum canavarı daha diğer insanlar elmasını soymamışken 2 muzla bir avuç kayısıyı yutmuş bir yandan da gözlerini belertmiş üzümü kesiyor. Ev sahipleri şaşkın, bu saygısızın yerine kendileri utanıyor. Hiç mi meyve görmedin be münasebetsiz? Bak ellerim titremeye başladı sinirden ya. Efendim gelen meyveye öyle sirk maymunu gibi atlayacağınıza gidin damdan atlayın daha iyi. Hele bi de o eliniz önce tropikal meyvelere uzanmışsa sizi orda yarım saat rencide etseler yeridir. Meyve sıralamasında yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için öncelik elma, portakal gibi her eve girebilen meyvelere verilmelidir. Elma mutlak surette soyulmalı ve 4 eşit parçaya dilimlenmelidir. her dilimdeki çekirdek taneleri ayıklandıktan sonra dilimler 3 lokmada bitirilmelidir. Siz zaten bir elmayı bu şekilde yiyene kadar yarım saat geçeceği için diğerlerine pek vakit kalmayacaktır. Kalsa bile eğer bir muzu yemeye niyetlendiyseniz yarısını yiyiniz ve çok meyvenin midenize dokunduğunu söyleyiniz. Hiç merak etmeyin siz gittikten sonra o muz bir şekilde tüketilecek, ziyan olmayacaktır. Bildiğimiz gibi adab-ı muaşeret kuralları yalnızca yanımızda tanımadığımız kişiler varken geçerlidir. Yoksa isterseniz pilavı elle yiyin, isterseniz salonun ortasında oğlunuzla güreş tutun, sorun değil.
Bir sonraki programı olduğu gibi otobüs seyahati esnasında dikkat etmemiz gerekenlere ayıracağım. Haftaya kadar hareketlerinize dikkat edin, nazik, kentsoylu gibi insanlar olun. Hoşçakalın.
15 Mayıs 2010
Sabaha Doğru - Kültürlenelim Sanatlanalım
-Güzel Sanatları Güzelleştirme Derneği dün görkemli bir törenle kuruluşunun 4. yılını kutladı. Törende konuşan dernek başkanı ressam, müzisyen, astrolog, vantrolog, öykü yazarı ve 12 köy ağası Murtaza Cörtlek yaptığı konuşmada derneğinin geldiği başarılı noktaya vurgu yaptı. 4 yıl gibi kısa bir süre içerisinde bir çok güzelleştirme faaliyetinin altına imza attıklarını söyleyen Cörtlek yapılanları şöyle sıraladı:
-Geçen yıl güzel sanatlarda okuyan tüm uzun saçlı ve şekilli sakallı erkek öğrenciler için belediyeyle anlaşıp toplu berber festivali düzenleyip traş ettik. Hepsinin yüzü gözü açıldı adama benzediler, mis gibi oldular.
-Alternatif sanat kisvesi altında milletimizin kafasını karıştıran tüm akımlara karşı mücadele yürüttük, açtığımız davaları kazandık ve bunlara bi yasak getirdik. Bundan sonra en alternatif ressamımız Kenan Evren oldu, gerisini siz düşünün artık.
-Şenaylar Plastik firmasıyla sponsorluk anlaşması imzalatıp tüm plastik sanatla uğraşan öğrencilere maddi olanaklar sağladık. Bizzat ben 12 leğen alarak buna destek oldum.
-Halk oyunlarını güzel sanatlardan çıkardık. Yok öyle bütün öğretim yılı boyunca hoplaya zıplaya oynayıp sonra da ben okuyorum demek. Aynısını ben düğünlerde de yapıyorum, hani bana diploma? Evet oynamak güzel bişey ama buna müsade edemeyiz.
-İhtiyaç sahibi öğrencilere bölümlerine göre, 5 keman, 5 bağlama, 2 obua, 250 kilo alçı, 4 ton halis Afyon mermeri, 2500 tüp boya, 10 fotoğraf makinesi, 4 dikiş makinesi, 4 fön makinesi, 4 top ipek kumaş, 50 adet 6 ortalı harita metod defteri, 500 adet litrelik pastörize süt ve bol miktarda kalemtraş, silgi, elişi kağıdı yardımında bulunduk.
Konuşmasını alkışlar eşliğinde sonlandıran dernek başkanı cörtlek bu sene de aynı azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.
-Serdar Ortaç malesef bi albüm daha çıkardı. Böyle bir felaketi engellemek için ellerinden geleni yaptıklarını ifade eden İçişleri bakanı Beşir Atalay yaptığı açıklamada "Valla biz bakanlık olarak tüm imkanlarımızla bu elim olayı önlemeye çalıştık. Tüm valiliklere talimat yolladık, tüm plak şirketlerini böyle bir işe kalkışmamaları yönünde tehdit ettik ama bu adam yine bi yolunu bulmuş, Kıbrıs'a gidip orda çıkarmış albümünü. Yavru vatan olduğu için dışişleri bakanlığımız vasıtasıyla nota da vermedik. Zaten topu topu 7 nota var, onu da öyle sağa sola verirsek bize ne kalacak? diye konuştu. Ne yazık ki Serdar Ortaç 'ın albümünün yakında tüm radyoları, plajları, ve müzik yayını yapan TV kanallarını ele geçirmesi bekleniyor.
-Geçen yıl güzel sanatlarda okuyan tüm uzun saçlı ve şekilli sakallı erkek öğrenciler için belediyeyle anlaşıp toplu berber festivali düzenleyip traş ettik. Hepsinin yüzü gözü açıldı adama benzediler, mis gibi oldular.
-Alternatif sanat kisvesi altında milletimizin kafasını karıştıran tüm akımlara karşı mücadele yürüttük, açtığımız davaları kazandık ve bunlara bi yasak getirdik. Bundan sonra en alternatif ressamımız Kenan Evren oldu, gerisini siz düşünün artık.
-Şenaylar Plastik firmasıyla sponsorluk anlaşması imzalatıp tüm plastik sanatla uğraşan öğrencilere maddi olanaklar sağladık. Bizzat ben 12 leğen alarak buna destek oldum.
-Halk oyunlarını güzel sanatlardan çıkardık. Yok öyle bütün öğretim yılı boyunca hoplaya zıplaya oynayıp sonra da ben okuyorum demek. Aynısını ben düğünlerde de yapıyorum, hani bana diploma? Evet oynamak güzel bişey ama buna müsade edemeyiz.
-İhtiyaç sahibi öğrencilere bölümlerine göre, 5 keman, 5 bağlama, 2 obua, 250 kilo alçı, 4 ton halis Afyon mermeri, 2500 tüp boya, 10 fotoğraf makinesi, 4 dikiş makinesi, 4 fön makinesi, 4 top ipek kumaş, 50 adet 6 ortalı harita metod defteri, 500 adet litrelik pastörize süt ve bol miktarda kalemtraş, silgi, elişi kağıdı yardımında bulunduk.
Konuşmasını alkışlar eşliğinde sonlandıran dernek başkanı cörtlek bu sene de aynı azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdüreceklerini ifade etti.
-Serdar Ortaç malesef bi albüm daha çıkardı. Böyle bir felaketi engellemek için ellerinden geleni yaptıklarını ifade eden İçişleri bakanı Beşir Atalay yaptığı açıklamada "Valla biz bakanlık olarak tüm imkanlarımızla bu elim olayı önlemeye çalıştık. Tüm valiliklere talimat yolladık, tüm plak şirketlerini böyle bir işe kalkışmamaları yönünde tehdit ettik ama bu adam yine bi yolunu bulmuş, Kıbrıs'a gidip orda çıkarmış albümünü. Yavru vatan olduğu için dışişleri bakanlığımız vasıtasıyla nota da vermedik. Zaten topu topu 7 nota var, onu da öyle sağa sola verirsek bize ne kalacak? diye konuştu. Ne yazık ki Serdar Ortaç 'ın albümünün yakında tüm radyoları, plajları, ve müzik yayını yapan TV kanallarını ele geçirmesi bekleniyor.
13 Mayıs 2010
Erim Erim Eriten Yaz Diyeti
Ne zamandır diyet yazmıyoruz diye diyet konusunu artık önemsemediğimizi sanan okuyucularımız malesef yanıldı. Alın size tam da mevsimine uygun, cereyan yapan, şort giyen, kliması 18 dereceye ayarlanmış püfür püfür yaz diyeti:
Sabah:
-19 gr haşlanmış flamingo bifteği
-1 kibrit çöpü peynir
-73 ml sirke
-1 bardak deo parfümlü alo
Öğlen:
-koca_bir_tabak_yogurtlu_mantı.jpeg (nıahahaha resme bakın ağzınız sulansın)
-50 gram kokain (kullananlar zayıflıyo valla, ben bilmem)
-2 dilim kepek ekmeği
-1 kibrit çöpü (barutunu ayıklayın, gaz yapar)
Akşam:
-4 mikrogram potasyum permanganat
-1 kolonyalı mendil
-1/2 kayısı
-kuzu çevirme.mpeg (hıahahaahaa, başa al bi daha izle)
Sinirden hemen yarım kilo verdiğinizi görür gibiyim. Ben uyguladım şu an ulaşımımı rüzgarda savrularak sağlıyorum, o derece. Siz de uygulayın, beraber savrulalım. Haydi esen kalın.
Sabah:
-19 gr haşlanmış flamingo bifteği
-1 kibrit çöpü peynir
-73 ml sirke
-1 bardak deo parfümlü alo
Öğlen:
-koca_bir_tabak_yogurtlu_mantı.jpeg (nıahahaha resme bakın ağzınız sulansın)
-50 gram kokain (kullananlar zayıflıyo valla, ben bilmem)
-2 dilim kepek ekmeği
-1 kibrit çöpü (barutunu ayıklayın, gaz yapar)
Akşam:
-4 mikrogram potasyum permanganat
-1 kolonyalı mendil
-1/2 kayısı
-kuzu çevirme.mpeg (hıahahaahaa, başa al bi daha izle)
Sinirden hemen yarım kilo verdiğinizi görür gibiyim. Ben uyguladım şu an ulaşımımı rüzgarda savrularak sağlıyorum, o derece. Siz de uygulayın, beraber savrulalım. Haydi esen kalın.
05 Mayıs 2010
Sıcaklar Geliyor Napalım?
Kanalımızın aklında geldikçe bişeyler karalayan sözleşmeli personeli Resul Palandiz bu hafta aniden sıcakların gelmesi üzerine siz değerli izleyenleri yaza hazırlayacak tarihsel içerikli bir yazı kaleme aldı.Bakın bakalım biz halk olarak neler yapıyomuşuz yazları:
*Bu yaz da çok sıcak geçecek hacı. Öyle kış çok soğuktu, bahar uzun sürdü, acaba yaz bu sene serin geçer mi diye boş yere heveslenmeyin. Malesef bu sene de yine otobüslerde ter ensenizden sırtınıza ordan da çatala inecek, klima ancak kendini soğutacak, rüzgar falan esmeyecek. Bu iş 1960 larda da böleydi. O zamanlar hiç unutmam Adanada'yım, saat olmuş gecenin ikisi... Sıcak uyutmuyor arkadaş, düşün ki balkonda donla yatıyorum. Derken 27 mayıs darbesi patlak verdi, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Balkonun demirlerinden kafayı uzattım, döndüm askere, ben dedim şu an hem evde gibiyim, hem de sokakta gibiyim, napayım dedim. Gir ulan içeri eşşek herif dedi. Ben tabi aynen içeri kaçtım. Hey gidi günler hey...
*Karpuzlara geçen sene maliyeti ucuza gelsin diye kabak geni aşılamışlardı. Tipe bakarsan karpuz ama tadı bildiğin naylon. Oysa eski karpuzlar öyle miydi? Mutfakta ikiye yarılan karpuzun kokusu ta salona gelirdi. Burdan karpuz üreticileri kooperatifine sesleniyorum; eğer bu sene de böyle bişey yaparsanız tarlalarınıza tankla dalarım. Bi karpuz keyfimiz var zaten, bozmayın adamın kafasını.
*Bi yandan bakınca da iyi lan aslında sıcak hava. Soğuk suyla banyo yapıyosun, hemen dışarı çıkıyosun, hasta falan da olmuyosun. Hele bi de akşama bal gibi karpuzla üzüm yersen senden güzeli yok. Ayrıca şeftali vaar, kayısı vaaar, kiraz vaar... İşte bi de diziler tatile girmese nefis olacak. Mecburen akşamları hanımla Sır Kapısı'na falan bakıyoruz adamın huzuru kaçıyo.
*Erkek okuyucularımızın abi dekoltelerden, kısa kollulardan, mini eteklerden de bahset dediğini duyar gibiyim. Hepimizin anası bacısı var ulan, atmıyim kafanıza vantilatörü.
*Erkeklerin askerlik anısı neyse, kadınların da yaz tatili anıları odur. Bildiğimiz gibi 1 hafta yapılan tatil yaklaşık 2 sene boyunca anlatılır. Emekli olunca yerleşilecek yerler belirlenir, yenen balığın tadı unutulamaz, gidilen barda ilgi odağı olunur, deniz kenarında 250 fotoğraf çektirilir falan... Hepiniz her akşam dondurma yalıyosunuz, sadece bi gün de bara gidip bi biraya 20 lira veriyosunuz, sonra da efenim şöyle oldu böyle oldu. Yemeyin artık bizi arkadaşım, sene olmuş 2010, yutmuyoruz.
*Bazen düşünürüm acaba yeryüzünden sinekler ve sivrisinekler silinse insanlık ne kaybeder? Tarihimiz malesef bu iki hayvan yüzünden psikolojisi bozulmuş insanlarla doludur. Sultan 3. Mücbir'in bir sohbet esnasında sivrisineklere sinirlenip 50 sinin birden boynunu vurdurduğu rivayet olunur. Yine aynı şekilde İngiltere Kralı baştan ikinci Vilyım da çocukken sinekleri etipuf ambalajına hapsedip işkence çektirirmiş. Rahmetli dedem de hiç sevmezdi sinekleri ama öyle kaydadeğer bi tepki vermedi malesef.
*Klimayı en düşük 18 dereceye indirebiliyom yav, oğlum bunun -20 ye ayarlananından yokmu? Bak daha bu sıcaklar hiç bişey, çöl sıcakları geliyomuş. O zaman İsmail Türüt gibi terliycez, yazık olcak hepimize.
*Benden bu kadar ben uyarımı yaptım. Siz yine de altınıza atlet giyin, teri çeker. Hadi görüşürüz.
*Bu yaz da çok sıcak geçecek hacı. Öyle kış çok soğuktu, bahar uzun sürdü, acaba yaz bu sene serin geçer mi diye boş yere heveslenmeyin. Malesef bu sene de yine otobüslerde ter ensenizden sırtınıza ordan da çatala inecek, klima ancak kendini soğutacak, rüzgar falan esmeyecek. Bu iş 1960 larda da böleydi. O zamanlar hiç unutmam Adanada'yım, saat olmuş gecenin ikisi... Sıcak uyutmuyor arkadaş, düşün ki balkonda donla yatıyorum. Derken 27 mayıs darbesi patlak verdi, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Balkonun demirlerinden kafayı uzattım, döndüm askere, ben dedim şu an hem evde gibiyim, hem de sokakta gibiyim, napayım dedim. Gir ulan içeri eşşek herif dedi. Ben tabi aynen içeri kaçtım. Hey gidi günler hey...
*Karpuzlara geçen sene maliyeti ucuza gelsin diye kabak geni aşılamışlardı. Tipe bakarsan karpuz ama tadı bildiğin naylon. Oysa eski karpuzlar öyle miydi? Mutfakta ikiye yarılan karpuzun kokusu ta salona gelirdi. Burdan karpuz üreticileri kooperatifine sesleniyorum; eğer bu sene de böyle bişey yaparsanız tarlalarınıza tankla dalarım. Bi karpuz keyfimiz var zaten, bozmayın adamın kafasını.
*Bi yandan bakınca da iyi lan aslında sıcak hava. Soğuk suyla banyo yapıyosun, hemen dışarı çıkıyosun, hasta falan da olmuyosun. Hele bi de akşama bal gibi karpuzla üzüm yersen senden güzeli yok. Ayrıca şeftali vaar, kayısı vaaar, kiraz vaar... İşte bi de diziler tatile girmese nefis olacak. Mecburen akşamları hanımla Sır Kapısı'na falan bakıyoruz adamın huzuru kaçıyo.
*Erkek okuyucularımızın abi dekoltelerden, kısa kollulardan, mini eteklerden de bahset dediğini duyar gibiyim. Hepimizin anası bacısı var ulan, atmıyim kafanıza vantilatörü.
*Erkeklerin askerlik anısı neyse, kadınların da yaz tatili anıları odur. Bildiğimiz gibi 1 hafta yapılan tatil yaklaşık 2 sene boyunca anlatılır. Emekli olunca yerleşilecek yerler belirlenir, yenen balığın tadı unutulamaz, gidilen barda ilgi odağı olunur, deniz kenarında 250 fotoğraf çektirilir falan... Hepiniz her akşam dondurma yalıyosunuz, sadece bi gün de bara gidip bi biraya 20 lira veriyosunuz, sonra da efenim şöyle oldu böyle oldu. Yemeyin artık bizi arkadaşım, sene olmuş 2010, yutmuyoruz.
*Bazen düşünürüm acaba yeryüzünden sinekler ve sivrisinekler silinse insanlık ne kaybeder? Tarihimiz malesef bu iki hayvan yüzünden psikolojisi bozulmuş insanlarla doludur. Sultan 3. Mücbir'in bir sohbet esnasında sivrisineklere sinirlenip 50 sinin birden boynunu vurdurduğu rivayet olunur. Yine aynı şekilde İngiltere Kralı baştan ikinci Vilyım da çocukken sinekleri etipuf ambalajına hapsedip işkence çektirirmiş. Rahmetli dedem de hiç sevmezdi sinekleri ama öyle kaydadeğer bi tepki vermedi malesef.
*Klimayı en düşük 18 dereceye indirebiliyom yav, oğlum bunun -20 ye ayarlananından yokmu? Bak daha bu sıcaklar hiç bişey, çöl sıcakları geliyomuş. O zaman İsmail Türüt gibi terliycez, yazık olcak hepimize.
*Benden bu kadar ben uyarımı yaptım. Siz yine de altınıza atlet giyin, teri çeker. Hadi görüşürüz.
27 Nisan 2010
Rek-lam-laaaar
-Şimşiroğlu Tekel Bayii'nden öğrencilere dev hizmet. Öğrenci evinde çeşitli şekillerde dizilip paylaşım sitelerine fotoğraf ekleyerek dikkat çekmek için kullanılacak boş bira şişesi ve karton sigara paketi satışlarımız başlamıştır. 100 boş efes şişesi 30 lira, 200 sigara paketi 20 lira olup fiyatlarımız gayet uygundur. Ayrıca evdeki boş şişe ve sigara kutularınız alınır. Şimşiroğlu Tekel Bayi Basmane'de Oteller Sokağı'nın oralarda bi yerde. Şimşiroğluuu, kime sorsanız gösterir!!!
-Dün gece barda bi kadınla gözgöze mi geldiniz? Kendisinden sinyal aldığınızı mı sandınız? Lan yoksa öylesine mi baktı acaba diye düşündünüz? Gidip de konuşacak cesaret mi bulamadınız? Ajansımızın deneyimli personelleri sırf siz ertesi gün "Oğlum dün barda hatunun biriyle acayip kesiştik haa, cepte para olsa gidip konuşcaktım" diye palavra sıkmamanız için gidip o hatunla sizin adınıza konuşuyor ve gerçekleri öğreniyor. Türker Ajans bu işi üstelik tamamen hayrına yapıyor. Telefonla sipariş alınır, telefonlarımız 433 34 64-65-66-67-68-69 (Çok talep var anca yetişiyoz)
-Düş Bahçesi Kültür Sanat Atölyesi, maymun iştahlılar için 2 haftalık ebru, resim, keman, salsa ve alçı heykel kursları açıyor. Gaza gelip de sanki yıllarca uğraşacakmış gibi malzemeye şuna buna o kadar para vermeyin. 2 hafta buralarda takılın hevesinizi alın sonra da naparsanız yapın. Devam edecek olan zaten alır yürür. Fiyatlarımız tüm kurslar için 2 haftalık 50 liradır. Düş Bahçesi Kültür Sanat Atölyesi'yle düşlerinizi avutun.
-Bize sormadan kitap almayın, adamın kafasını bozmayın. Ustura kitapevinde kampanyalar bitmiyor. 2 kilo kitap alana 10 yumurta bedava. Ayrıca tek seferde 50 liralık alışveriş yapanlar arasında yapılacak çekilişte 3 ballı müşterimize çeyrek altın veriyoruz. Bu sizler için yapılan son çağrıdır. Aldınız aldınız, almadınız memleketten akrabaları çağırıyorum, feci dayak var. Dükkanın yerini biliyosunuz, hadi selametle.
-Dün gece barda bi kadınla gözgöze mi geldiniz? Kendisinden sinyal aldığınızı mı sandınız? Lan yoksa öylesine mi baktı acaba diye düşündünüz? Gidip de konuşacak cesaret mi bulamadınız? Ajansımızın deneyimli personelleri sırf siz ertesi gün "Oğlum dün barda hatunun biriyle acayip kesiştik haa, cepte para olsa gidip konuşcaktım" diye palavra sıkmamanız için gidip o hatunla sizin adınıza konuşuyor ve gerçekleri öğreniyor. Türker Ajans bu işi üstelik tamamen hayrına yapıyor. Telefonla sipariş alınır, telefonlarımız 433 34 64-65-66-67-68-69 (Çok talep var anca yetişiyoz)
-Düş Bahçesi Kültür Sanat Atölyesi, maymun iştahlılar için 2 haftalık ebru, resim, keman, salsa ve alçı heykel kursları açıyor. Gaza gelip de sanki yıllarca uğraşacakmış gibi malzemeye şuna buna o kadar para vermeyin. 2 hafta buralarda takılın hevesinizi alın sonra da naparsanız yapın. Devam edecek olan zaten alır yürür. Fiyatlarımız tüm kurslar için 2 haftalık 50 liradır. Düş Bahçesi Kültür Sanat Atölyesi'yle düşlerinizi avutun.
-Bize sormadan kitap almayın, adamın kafasını bozmayın. Ustura kitapevinde kampanyalar bitmiyor. 2 kilo kitap alana 10 yumurta bedava. Ayrıca tek seferde 50 liralık alışveriş yapanlar arasında yapılacak çekilişte 3 ballı müşterimize çeyrek altın veriyoruz. Bu sizler için yapılan son çağrıdır. Aldınız aldınız, almadınız memleketten akrabaları çağırıyorum, feci dayak var. Dükkanın yerini biliyosunuz, hadi selametle.
13 Nisan 2010
Biraz da Yiyelim
İlk programıyla gurmeler arasında infial yaratan ve 16 sıra birden yükselerek listenin bir numarasına oturan kanalımızın kadrolu, sigortalı, 3 ayda bir maaş ikramiyeli gurmesi Satılmış Taşdöğen bu hafta sizlere gece yatmadan yemek yemenin inceliklerini anlatacak. Buyrun sayın Taşdöğen mikrofon sizde.
Sağol yiğenim. Nassınız bakayım sayın seyirciler? Karnınız tok mu yoksa şöyle hafiften bi açlık mı var? Eğer aç gibiyseniz hemen yemeyin, 2 saat daha dayanın, o zaman yenen yemek daha bi iştahlı olur. Neyse efendim ben bu hafta gece yatarken yenen yemeklerden bir seçme sunacam.
Gece yatarken yenen yemek, yemeklerin en tatlısı en iştahlısıdır. Öyle kahvaltı gibi uyku mahmurluğuyle gitmez, öğle yemeği gibi tostla geçiştirilmez, akşam yemeği gibi tören havasında geçmez. Gece acıkması hiç beklenmeyen bir dostun gelmesi gibi gelir. Böyle ellerinde torbalar. Torbanın biri bira dolu, ötekinde atıştırmalık bişeyler. Oğlum der hazırda bişey varsa ısıt yiyelim sonra da hayvanlar gibi içelim dercesine sızar bünyeye. Reddetme imkanı yoktur, çaresiz buzdolabına gidilir. İşte böyle bir duruma evde yakalandıysanız yapılacak ilk şey akşamdan kalan yemeği ısıtmadan hemen bitirmektir. Hele de tencerenin dibinde biraz yaprak sarması kalmışsa onu hemen oracıkta soğuk olarak tüketiniz. Sarmanın içi bünyeye şifa veren çeşit çeşit gıdayla doludur. Kan yapar, vücuda kuvvet verir, fikri parlatır, hislere cila atar. E peki doyduk mu? Tabi ki hayır, çünkü sarmayı ekmeksiz yedik. Bildiğiniz gibi ortalama bir Türk insanı ekmek yemediği sürece iki varil pilav da yese doyması mümkün değildir. O yüzden hemen ekmek kovasından biraz ekmek alıyoruz ve içine peynir, zeytin, domat ne bulursak dolduruyoruz. Bu tür kahvaltılık şeyler gece vakti mideye çok cazip gelir. Mide o sırada sevinçten ne yapacağını bilemez bir halde sağa sola asit salgılamaya başlar, bunu gören yan organlar da coşkuya katılır ve görkemli bir birlik havası doğar. Bünyenin kızamık işgalinden kurtuluşunun 21. yıl dönümü törenlerle kutlanır. Onu da yedik bittiii ama hala bi eksik var di mi? Evet bildiniz tatlı yemedik. Bak orda ekmekten ufak bi parça kalmış, yatır arasına helvayı, indir üç ısırıkta. Şimdi söyleyin bakalım; var mı lan şimdi senden benden güzeli? Tabi ki de yok. Üstüne de bi bardak suyu içtik. Sonra hop yatağa. Gece tabi ki biraz aksiyonlu geçecek. Karabasan falan çökebilir aldırmayın, uyanınca hepsi geçiyor. Yani şimdi kabus görmeyecez diye yatağa aç mı gircez? Aç adamın uykusu gelmez be. Lütfen kendimizi kandırmayalım, bi insan acıkmışsa acıkmıştır. Diyet falan bunların alayı dış mihrakların oyunudur.
Bi programın daha sonuna geldik. Ben iştah açan kardeşiniz Satılmış Taşdöğen hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Yediğiniz yarasın, löp löp et olsun, afiyet olsun.
Sağol yiğenim. Nassınız bakayım sayın seyirciler? Karnınız tok mu yoksa şöyle hafiften bi açlık mı var? Eğer aç gibiyseniz hemen yemeyin, 2 saat daha dayanın, o zaman yenen yemek daha bi iştahlı olur. Neyse efendim ben bu hafta gece yatarken yenen yemeklerden bir seçme sunacam.
Gece yatarken yenen yemek, yemeklerin en tatlısı en iştahlısıdır. Öyle kahvaltı gibi uyku mahmurluğuyle gitmez, öğle yemeği gibi tostla geçiştirilmez, akşam yemeği gibi tören havasında geçmez. Gece acıkması hiç beklenmeyen bir dostun gelmesi gibi gelir. Böyle ellerinde torbalar. Torbanın biri bira dolu, ötekinde atıştırmalık bişeyler. Oğlum der hazırda bişey varsa ısıt yiyelim sonra da hayvanlar gibi içelim dercesine sızar bünyeye. Reddetme imkanı yoktur, çaresiz buzdolabına gidilir. İşte böyle bir duruma evde yakalandıysanız yapılacak ilk şey akşamdan kalan yemeği ısıtmadan hemen bitirmektir. Hele de tencerenin dibinde biraz yaprak sarması kalmışsa onu hemen oracıkta soğuk olarak tüketiniz. Sarmanın içi bünyeye şifa veren çeşit çeşit gıdayla doludur. Kan yapar, vücuda kuvvet verir, fikri parlatır, hislere cila atar. E peki doyduk mu? Tabi ki hayır, çünkü sarmayı ekmeksiz yedik. Bildiğiniz gibi ortalama bir Türk insanı ekmek yemediği sürece iki varil pilav da yese doyması mümkün değildir. O yüzden hemen ekmek kovasından biraz ekmek alıyoruz ve içine peynir, zeytin, domat ne bulursak dolduruyoruz. Bu tür kahvaltılık şeyler gece vakti mideye çok cazip gelir. Mide o sırada sevinçten ne yapacağını bilemez bir halde sağa sola asit salgılamaya başlar, bunu gören yan organlar da coşkuya katılır ve görkemli bir birlik havası doğar. Bünyenin kızamık işgalinden kurtuluşunun 21. yıl dönümü törenlerle kutlanır. Onu da yedik bittiii ama hala bi eksik var di mi? Evet bildiniz tatlı yemedik. Bak orda ekmekten ufak bi parça kalmış, yatır arasına helvayı, indir üç ısırıkta. Şimdi söyleyin bakalım; var mı lan şimdi senden benden güzeli? Tabi ki de yok. Üstüne de bi bardak suyu içtik. Sonra hop yatağa. Gece tabi ki biraz aksiyonlu geçecek. Karabasan falan çökebilir aldırmayın, uyanınca hepsi geçiyor. Yani şimdi kabus görmeyecez diye yatağa aç mı gircez? Aç adamın uykusu gelmez be. Lütfen kendimizi kandırmayalım, bi insan acıkmışsa acıkmıştır. Diyet falan bunların alayı dış mihrakların oyunudur.
Bi programın daha sonuna geldik. Ben iştah açan kardeşiniz Satılmış Taşdöğen hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Yediğiniz yarasın, löp löp et olsun, afiyet olsun.
02 Nisan 2010
Cinsel Sağlık Saati
Kanalımızın halk tarafından benimsenmiş, cinsel sağlık alanının önde giden, bayrak taşıyan, marş söyleyip slogan atan önemli şahsiyeti Prof. Dr. Gürbüz Şakir ORGAN sizlerin cinsel problemlerinizi dinleyip, çözüme ulaştırmaya devam ediyor. Kendisinin mücadelesi ülke çapında sevişmemiş tek kişi kalmayıncaya dek sürecek. Sendeyiz profesör.
Nassınız bakalım sevişgenler?
Ulu seksler oldu mi
Banyolar yapıldu mi
Bornozlar giyuldu mi
İmdi çarşaf irtulur
Programıma bir şiirle başlayıp romantik bir hava yaratayım istedim. Eğer bir çiftin bile sevişmesine katkım olursa ne mutlu bana. Şimdi mektuplara geçelim:
İlk mektubumuz Rize'den. Uzun uzun kamışlar rumuzlu okurumuz şöyle diyor: "Hocam merhaba. Ben 32 yaşına gelmiş olmasına rağmen hayatında bir kere bile erotik olaylara girmemiş bekar bir erkeğim. Gül gibi ömrüm bir seks yapamadan, bir yuvarlak hat yarıçapı ölçemeden geçip gidiyor. Bir keresinde geneleve gittim, "vizite kaça bacım?" dedim, "sen bacınla mı cima ediyon lan it" cevabı üzerine oradan da kaçtım ve bi daha gidemedim. Eğer bir süre daha sevişemezsem sanırım kadın cinsinin neye benzediğini tamamen unutacağım. Bu işler nasıl oluyo hocam, bana bi çare.
Sevgili okurum. Sen bu yaşına kadar bir kadına bulaşmadıysan bir sürü birikmiş paran vardır. Şimdi sen yanına biraz para al İstanbul'a gel. Beyoğlunda Filiz Oteli'ni bul, resepsiyona benim adımı verip 300 lira para bırak. Görevlinin sana verdiği odaya çık içerdeki kadınla naparsan yap. Kadını konuşmaya zorlama, pek Türkçe bilmiyor. Ha ama Rusçan varsa istediğin kadar konuş tabi. Çıkarken bi 300 lira da ona bırak. Bana hayır dualarını yolla, memleketine geri dön. Bu kıyağımı da sakın ha unutma.
Bu hafta 2 mektup alıyorum, çünkü son bölümde hepinize ödev vercem. 2. mektubumuz ise Sinop'tan gelmiş. Bakalım
akşam simidi gibi yanıyorum rumuzlu okurumuz ne demiş? Hocam ben normalde gayet efendi bir hanım olmama rağmen, ne zaman üniformalı bi erkek görsem kendimden geçiyorum. Üniforma giymiş erkeklere karşı büyük bir zaafım var. Şu ana kadar 5 subay, 4 astsubay, 2 uzman çavuş, 18 er ve erbaşın yanı sıra, hatırı sayılır miktarda polis, zabıta ve güvenlik görevlisiyle beraber oldum. Bu zaafım etrafta da bilindiği için mesleği ne olursa olsun bir çok erkek bi yerden bi üniforma denkleştirip kapımın önüne dikiliyor. Geçen biri abartıp mareşal ünformasıyla geldi. Herifi kovaladım gitti ama aklım da yine üniformada kaldı. Hocam napcaz böyle? Televizyonda 30 Ağustos kutlamaları çıkıyor ben evde üçlü koltukla boğuşuyorum. Kurtarın beni bu dertten.
Sayın okurum askerliğini asteğmen olarak yapmış biri olarak bu konuyu seninle karşılıklı konuşmak isterim. O günlerin hatrına hala bir takım üniformam dolabımda asılıdır. Seninle seviyeli bir görüşme yaptıktan sonra İstanbul'a 1 mayıs tarihli bir uçak bileti alacağız. (Bileti ben temin ederim 300-400 lira bişey zaten) Sen kutlamalara katılacaksın, gaz bombasını, copu yiyince ne üniforma sevdası kalacak ne de başka bişey. Evin yansa itfaiye çağırmayacaksın o derece. Sonra bana çok teşekkür edeceksin. Şimdiden hayırlı olsun, ben yeşilleri çektim bekliyorum.
Gelelim bu haftanın ödevine. Gelecek programa kadar herkes bir partner bulup sevişecek ve neler hissettiğini anlatan bir kompozisyon yazacak. Ayrıca, seksapel, libido, histerik kelimelerini de cümle içinde kullanacaksınız. Partner bulamayan erkekler Filiz Otel'ine gitsin, partner bulamayan kadınlar bana gelsin. Haftaya ödevleri kontrol edicem ona göre. Erotizmden yoksun bir milletin haline acırım. Hadi öptüm bye.
Nassınız bakalım sevişgenler?
Ulu seksler oldu mi
Banyolar yapıldu mi
Bornozlar giyuldu mi
İmdi çarşaf irtulur
Programıma bir şiirle başlayıp romantik bir hava yaratayım istedim. Eğer bir çiftin bile sevişmesine katkım olursa ne mutlu bana. Şimdi mektuplara geçelim:
İlk mektubumuz Rize'den. Uzun uzun kamışlar rumuzlu okurumuz şöyle diyor: "Hocam merhaba. Ben 32 yaşına gelmiş olmasına rağmen hayatında bir kere bile erotik olaylara girmemiş bekar bir erkeğim. Gül gibi ömrüm bir seks yapamadan, bir yuvarlak hat yarıçapı ölçemeden geçip gidiyor. Bir keresinde geneleve gittim, "vizite kaça bacım?" dedim, "sen bacınla mı cima ediyon lan it" cevabı üzerine oradan da kaçtım ve bi daha gidemedim. Eğer bir süre daha sevişemezsem sanırım kadın cinsinin neye benzediğini tamamen unutacağım. Bu işler nasıl oluyo hocam, bana bi çare.
Sevgili okurum. Sen bu yaşına kadar bir kadına bulaşmadıysan bir sürü birikmiş paran vardır. Şimdi sen yanına biraz para al İstanbul'a gel. Beyoğlunda Filiz Oteli'ni bul, resepsiyona benim adımı verip 300 lira para bırak. Görevlinin sana verdiği odaya çık içerdeki kadınla naparsan yap. Kadını konuşmaya zorlama, pek Türkçe bilmiyor. Ha ama Rusçan varsa istediğin kadar konuş tabi. Çıkarken bi 300 lira da ona bırak. Bana hayır dualarını yolla, memleketine geri dön. Bu kıyağımı da sakın ha unutma.
Bu hafta 2 mektup alıyorum, çünkü son bölümde hepinize ödev vercem. 2. mektubumuz ise Sinop'tan gelmiş. Bakalım
akşam simidi gibi yanıyorum rumuzlu okurumuz ne demiş? Hocam ben normalde gayet efendi bir hanım olmama rağmen, ne zaman üniformalı bi erkek görsem kendimden geçiyorum. Üniforma giymiş erkeklere karşı büyük bir zaafım var. Şu ana kadar 5 subay, 4 astsubay, 2 uzman çavuş, 18 er ve erbaşın yanı sıra, hatırı sayılır miktarda polis, zabıta ve güvenlik görevlisiyle beraber oldum. Bu zaafım etrafta da bilindiği için mesleği ne olursa olsun bir çok erkek bi yerden bi üniforma denkleştirip kapımın önüne dikiliyor. Geçen biri abartıp mareşal ünformasıyla geldi. Herifi kovaladım gitti ama aklım da yine üniformada kaldı. Hocam napcaz böyle? Televizyonda 30 Ağustos kutlamaları çıkıyor ben evde üçlü koltukla boğuşuyorum. Kurtarın beni bu dertten.
Sayın okurum askerliğini asteğmen olarak yapmış biri olarak bu konuyu seninle karşılıklı konuşmak isterim. O günlerin hatrına hala bir takım üniformam dolabımda asılıdır. Seninle seviyeli bir görüşme yaptıktan sonra İstanbul'a 1 mayıs tarihli bir uçak bileti alacağız. (Bileti ben temin ederim 300-400 lira bişey zaten) Sen kutlamalara katılacaksın, gaz bombasını, copu yiyince ne üniforma sevdası kalacak ne de başka bişey. Evin yansa itfaiye çağırmayacaksın o derece. Sonra bana çok teşekkür edeceksin. Şimdiden hayırlı olsun, ben yeşilleri çektim bekliyorum.
Gelelim bu haftanın ödevine. Gelecek programa kadar herkes bir partner bulup sevişecek ve neler hissettiğini anlatan bir kompozisyon yazacak. Ayrıca, seksapel, libido, histerik kelimelerini de cümle içinde kullanacaksınız. Partner bulamayan erkekler Filiz Otel'ine gitsin, partner bulamayan kadınlar bana gelsin. Haftaya ödevleri kontrol edicem ona göre. Erotizmden yoksun bir milletin haline acırım. Hadi öptüm bye.
23 Mart 2010
Şimdi Haberleri Veriyoruz
-Geçen hafta Beyoğlu'nda yapılan uyuşturucu operasyonunda ceketinin iç cebinde kokainle yakalanarak gündemi sarsan rock müziğin asi ismi Cenk Yıldırım'ın "Rocker adam uyuşturucu kullanır, serserilik yapar" klişesinden faydalanıp albüm satışlarını artırmak için, uyuşturucu kullanmadığı halde bizzat kendi kendini ihbar ettiği ortaya çıktı. Normalde sigarayı bile içine çekmediği, hemen dumanı üflediği ve gerçek adının da Cabbar Çayırbaşı olduğu anlaşılan ünlü isim cümlealeme rezil oldu. Bütün popülaritesinin bir anda yerle bir olduğunu ve artık rock müzikten ekmek yiyemeyeceğini anladığını söyleyen Cabbar Çayırbaşı, Tatlıses TV'den gelen sunuculuk teklifini kabul etmek zorunda kaldığını gözyaşları içinde kamuoyuna açıkladı.
-Messi'nin son 3 maçta 8 gol atmasının ardından rakip defans oyuncusu tarafından "Belki de insan değil" sözleriyle övülmesine milli futbolcu İbrahim Üzülmez'den sert tepki geldi: Ben de insan değilim! 2-3 gol attı diye 23 yaşındaki bir veletin hemen göklere çıkarılmaması gerektiğini ifade eden Üzülmez "Şu bi gerçek ki ondan daha hızlı koşuyorum, daha hızlı adam tartaklıyorum, sakallarım daha çabuk uzuyor ve en önemlisi ondan yaşça büyüğüm. Spor medyasının yaşa hürmet etmesi gereken yerde el kadar bebeyi övmesine anlam veremiyorum. Benim kafamı bozmasınlar yoksa orta yaparım." dedi.
-Bundan bir kaç yıl önce görkemli bir törenle basına tanıtılan ve büyük ilgi toplayan ancak o günden beri kendisinden haber alınamayan Erke Dönergeci nihayet tekrar kendini gösterdi. Bu sefer ufak bir basın toplantısıyla tekrar kamuoyuna gösterilen Erke Dönergeci'nin aslında aldığı enerjiden daha fazlasını üretemediğini, bu konuda çok büyük eşşeklik yaptıklarını, işe yeni alınan asistanın formülü yazarken virgülü bi basamak yana kaydırdığı ve bu yüzden yoktan enerji üretiyomuş gibi bir sonuç elde ettiklerini ve onca fizik kanununa rağmen bunu utanmadan açıkladıklarını ifade eden firma genel müdürü, ortalarda görünmedikleri süre içinde bu aletin başka ne işe yarayabileceğini araştırdıklarını söyledi. Uzun çalışmalar sonucunda modifiye edilen ve çok güzel mantı kapattığı öğrenilen alet "Mantı Dönergeci" olarak piyasaya sürülecek.
-Messi'nin son 3 maçta 8 gol atmasının ardından rakip defans oyuncusu tarafından "Belki de insan değil" sözleriyle övülmesine milli futbolcu İbrahim Üzülmez'den sert tepki geldi: Ben de insan değilim! 2-3 gol attı diye 23 yaşındaki bir veletin hemen göklere çıkarılmaması gerektiğini ifade eden Üzülmez "Şu bi gerçek ki ondan daha hızlı koşuyorum, daha hızlı adam tartaklıyorum, sakallarım daha çabuk uzuyor ve en önemlisi ondan yaşça büyüğüm. Spor medyasının yaşa hürmet etmesi gereken yerde el kadar bebeyi övmesine anlam veremiyorum. Benim kafamı bozmasınlar yoksa orta yaparım." dedi.
-Bundan bir kaç yıl önce görkemli bir törenle basına tanıtılan ve büyük ilgi toplayan ancak o günden beri kendisinden haber alınamayan Erke Dönergeci nihayet tekrar kendini gösterdi. Bu sefer ufak bir basın toplantısıyla tekrar kamuoyuna gösterilen Erke Dönergeci'nin aslında aldığı enerjiden daha fazlasını üretemediğini, bu konuda çok büyük eşşeklik yaptıklarını, işe yeni alınan asistanın formülü yazarken virgülü bi basamak yana kaydırdığı ve bu yüzden yoktan enerji üretiyomuş gibi bir sonuç elde ettiklerini ve onca fizik kanununa rağmen bunu utanmadan açıkladıklarını ifade eden firma genel müdürü, ortalarda görünmedikleri süre içinde bu aletin başka ne işe yarayabileceğini araştırdıklarını söyledi. Uzun çalışmalar sonucunda modifiye edilen ve çok güzel mantı kapattığı öğrenilen alet "Mantı Dönergeci" olarak piyasaya sürülecek.
22 Mart 2010
Anketi Kaldırıyoruz
trt2gibiadam yönetim kurulunun oybirliği ile aldığı karar sonucu "Hacı zahmet olmazsa bi 10 kaat iteler misin bana?" konulu anketi kaldırıldı. Yönetim kurulu adına konuşan bizzat kendim, yaptığım açıklamada şöyle dedim: "Millete bi soru sorduk 10 lira verir misin diye, yarısından fazlası "bi sor bakalım 10 liram var mı?" şıkkını işaretlemiş. Oğlum bu kadar mı yokluk çekiyosunuz lan? Hani olur da vermek istemezsiniz tamam da, resmen yarımızın cebinde maksimum 9 lira civarı bi para var. Eğri oturup doğru konuşalım, bu parayla bi bok yapılmaz. Ulaşımı otostopla, beslenmeyi haşlanmış patatesle, barınmayı çekyatla yapsanız bile olmaz. Bu paraya ancak sebze halinin duvarının dibinde şarapçı olunur, bilemedin öğrenim kredisi yatmamış, evden de para gelmemiş üniversite öğrencisi olunur. Eğer bakın durumunuz bu kadar kötüyse bende biraz para var, size 5-10 lira koltuk çıkarım*. Ama bende de çok yok tabi. Kanalı reklam gelirleriyle ayakta tutuyoruz, devletten para gelmiyor. Ay sonu yine kdv yatacak, millet hep veresiye yazdırıyor... Neyse konu dağıldı, ben daha fazla sizi üzmek istemiyorum ve başka anket koyuyorum. Canınızı sıkmayın, para insanın elinin kiridir. Bugün mesela bakın bi Rahmi Koç bile zengin falan ama ağız tadıyla yumurtalı çökelek yiyemiyor. Herkes bugünlerinin kıymetini bilsin, haline şükretsin, öyle anarşik olaylara karışmasın.
*Koltuk çıkmak: Argoda maddi anlamda destekte bulunmak, kişiyi parayla ihya etmek, ihtiyacını gidermek.
*Koltuk çıkmak: Argoda maddi anlamda destekte bulunmak, kişiyi parayla ihya etmek, ihtiyacını gidermek.
15 Mart 2010
Şiir Saati
Çıkarmış olduğu şiir kitabıyla ancak eş dost arasında heyecan yaratabilen ve bu yüzden kitabı -12 satan (7 adet satış, 19 adet eşe dosta hediye) deneysel şair Sedat Dumanaltı, imgenin, soyutun, kelime oyununun bokunu çıkardığı şiirilerinden birini bizlerle paylaşmak istedi biz de kıramadık adamı. Çok yufka yürekliyiz lan, böyle kanal idare edilmez ama napalım işte.
Ergen Battaniye
Sen salı pazarında bir tutam yeşil soğan
Ben ise seçkin kitapçılardaki Bulvar gazetesiydim
Kırlangıçlar göçüyor aristo dağının muhtarlığına
Kasaplar neden optimist neden jandarma pilav yapmaz
Akıllı beni bulmaz deli dibimden ayrılmaz
Aşkımız hiç gelmeyecek bir otobüsü beklemek gibi
Galiba sen yeşil soğanda takıldın kaldın
Ben ise can atıyorum içinde kaotik geçen dize yazayım diye
Akhilleus'un yorgun savaşçısı Kalimedes buradaydı az önce
Bazen kavurma alıyorum yavruma apansız
Robdöşambır, merdane, ingiliz anahtarı, hayalet orman
Birden laz uşağı oluyor elimdeki yeşil soğan
Horon tepiyoruz alt kata doğru, sıvaları döküyoruz kaygısız
Beni terk edecekmişsin, ayağının altını öpeyim etme
En azından amcaoğlumla beraber ol, yabancıya gitme
Bi yeşil soğan dedik diye yaptığın bu tavırlar
Gün gelir olmadık bi yerini coverlar
Bu dizeye bi mitolojik kahraman bi de yitik lafı gelecek
Paramparça gündüzleri tarumar oluşlarım
Sarı karpuzlar görüyorum Üsküdar ufuklarında
Artık hangi Mozart'a öykünsem faydasız
Bu şiirimi anlamayan
Ya ibnedir ya umarsız
Ergen Battaniye
Sen salı pazarında bir tutam yeşil soğan
Ben ise seçkin kitapçılardaki Bulvar gazetesiydim
Kırlangıçlar göçüyor aristo dağının muhtarlığına
Kasaplar neden optimist neden jandarma pilav yapmaz
Akıllı beni bulmaz deli dibimden ayrılmaz
Aşkımız hiç gelmeyecek bir otobüsü beklemek gibi
Galiba sen yeşil soğanda takıldın kaldın
Ben ise can atıyorum içinde kaotik geçen dize yazayım diye
Akhilleus'un yorgun savaşçısı Kalimedes buradaydı az önce
Bazen kavurma alıyorum yavruma apansız
Robdöşambır, merdane, ingiliz anahtarı, hayalet orman
Birden laz uşağı oluyor elimdeki yeşil soğan
Horon tepiyoruz alt kata doğru, sıvaları döküyoruz kaygısız
Beni terk edecekmişsin, ayağının altını öpeyim etme
En azından amcaoğlumla beraber ol, yabancıya gitme
Bi yeşil soğan dedik diye yaptığın bu tavırlar
Gün gelir olmadık bi yerini coverlar
Bu dizeye bi mitolojik kahraman bi de yitik lafı gelecek
Paramparça gündüzleri tarumar oluşlarım
Sarı karpuzlar görüyorum Üsküdar ufuklarında
Artık hangi Mozart'a öykünsem faydasız
Bu şiirimi anlamayan
Ya ibnedir ya umarsız
09 Mart 2010
Sokağın Nabzı
Sırf halkla daha bi bütün olalım, güncel olaylar hakkındaki fikirlerini alalım, acaba zerre kitap okumadan, ana haber bülteni, yerli dizi ve gerzek yarışma programı izleyerek ne kadar bilgi sahibi olunabilir öğrenelim diye tuttuk ekip olarak sokağa çıktık ve vatandaşa sorduk: Nolacak bu opera ve balenin hali?
Hayriye Tomruk (Ev Hanımı - 56): Nolacağı var mı kardeşim, bu ikisi ben bildim bileli nişanlılar. Nişanlılık bu kadar uzatılır mı hiç? Bana kalırsa o opera denen deyyus oyalıyo kızı. Yok efendim Figaro'nun bi düğünü kaç paraya patlıyomuş da, yok böyle bi dünyaya etkinlik getirmek istemiyomuş da... O herif artık bıraksın bu işleri, bak gül gibi mesleği var, iyi kötü müşterisi var. Yavrucuğum bale evde oturmaktan kartlaştı, bacağını açamaz oldu. Artık evlensinler, çoluk çocuğa karışsınlar, güzel güzel evde oturup televizyon izlesinler.
Cabir Çuhadar (Serbest - 44): Operacılardan rahmetli Pavorotti'yi iyi tanırdım. Çok güzel, içli bi sesi vardı. Ses aralığı 3 Oktay diye duymuştum. Ortalama bi Oktay'ın boyuna 1.75 desek, demek ki herifte 5 metreyi geçkin ses varmış. E bu adamın bel çevresi de nerden baksan 2,5 metre var. Şimdi bu herife ne kefen bezi gitmiştir var sen hesapla. O öldüğünden beri kederimden opera falan dinleyemez oldum, eve de yasakladım. Baleye ise en başından beri ısınamadım. Öyle 35-40 kiloluk kızları havaya atıp tutmak maharet değil. Ben inşaatta 50 kiloluk çimento torbasıyla yazı-tura atıyorum, aldığım gündelik otuz lira. Biraz hadlerini bilsinler.
Abdürrezzak Mürteci (Şıh - 61): Bale zinhar günahtır, yapan da izleyen de cehennemliktir. Ben geçen kaza eseri Canal+ da denk geldim. Böyle fidan gibi kızlara el bezi kadar eteği giydirmişler, alt takım hepten ortada. Bi beriki herifin kucağına gidiyor, bi ötekinin kollarına atlıyor. Böyle memeler falan hep bıngıl bıngıl. Kız körpecik, etek boyu sonsuzda sıfıra yakınsıyor, vücut desen o biçim. Neden bunlardan bana denk gelmiyor, bu kızlarla kim cima ediyor? Hepsi günah, hepsi zındık, hepsi sıfır beden, gram yağ yok arkadaş. Balerin sevmek günahsa, Allah günahlarımı affetsin.
Hayriye Tomruk (Ev Hanımı - 56): Nolacağı var mı kardeşim, bu ikisi ben bildim bileli nişanlılar. Nişanlılık bu kadar uzatılır mı hiç? Bana kalırsa o opera denen deyyus oyalıyo kızı. Yok efendim Figaro'nun bi düğünü kaç paraya patlıyomuş da, yok böyle bi dünyaya etkinlik getirmek istemiyomuş da... O herif artık bıraksın bu işleri, bak gül gibi mesleği var, iyi kötü müşterisi var. Yavrucuğum bale evde oturmaktan kartlaştı, bacağını açamaz oldu. Artık evlensinler, çoluk çocuğa karışsınlar, güzel güzel evde oturup televizyon izlesinler.
Cabir Çuhadar (Serbest - 44): Operacılardan rahmetli Pavorotti'yi iyi tanırdım. Çok güzel, içli bi sesi vardı. Ses aralığı 3 Oktay diye duymuştum. Ortalama bi Oktay'ın boyuna 1.75 desek, demek ki herifte 5 metreyi geçkin ses varmış. E bu adamın bel çevresi de nerden baksan 2,5 metre var. Şimdi bu herife ne kefen bezi gitmiştir var sen hesapla. O öldüğünden beri kederimden opera falan dinleyemez oldum, eve de yasakladım. Baleye ise en başından beri ısınamadım. Öyle 35-40 kiloluk kızları havaya atıp tutmak maharet değil. Ben inşaatta 50 kiloluk çimento torbasıyla yazı-tura atıyorum, aldığım gündelik otuz lira. Biraz hadlerini bilsinler.
Abdürrezzak Mürteci (Şıh - 61): Bale zinhar günahtır, yapan da izleyen de cehennemliktir. Ben geçen kaza eseri Canal+ da denk geldim. Böyle fidan gibi kızlara el bezi kadar eteği giydirmişler, alt takım hepten ortada. Bi beriki herifin kucağına gidiyor, bi ötekinin kollarına atlıyor. Böyle memeler falan hep bıngıl bıngıl. Kız körpecik, etek boyu sonsuzda sıfıra yakınsıyor, vücut desen o biçim. Neden bunlardan bana denk gelmiyor, bu kızlarla kim cima ediyor? Hepsi günah, hepsi zındık, hepsi sıfır beden, gram yağ yok arkadaş. Balerin sevmek günahsa, Allah günahlarımı affetsin.
08 Mart 2010
trt2gibiadam Kadınlar Günü Etkinlikleri
Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Sanki başka gezegenlerde de kadın varmış gibi... Neyse... Şimdi bunun hikayesi nereden geliyor? Seneler evvel 10 kişilik bir kadın grubu bir araya gelir ve her ay birimizde buluşup ona 50'şer dolar verelim ve bir yandan da bolca kısır, börek yiyip, 3 semaver çay içelim derler. Bu öneri kabul görür ve gün geçtikçe yaygınlaşır. Yan apartmana ordan diğer mahallelere, belde ve bucaklara sıçrar falan. Sonra da bu karışıklığı engellemek için 8 Mart günü belirlenir ve tüm kadınlar o gün bir araya gelmeye başlar. Bu yüzden her 8 Martta dünya bulgur rezevrlerinde %12, çay rezervlerinde ise %9'luk bir azalma gözlemlenir. İşte bu güne kadınlar günü adı verilmiştir. İlk toplanan 10 kişilik kadın grubu ise başka bir olaydan ötürü araya husumet girdiği için bir daha görüşmemişlerdir.
Kadınlar her özel günlerde olduğu gibi (14 şubat, doğum günü, 30 Ağustos Zafer Bayramı vs.) bu günde de çok hassas olurlar. Bu yüzden biz kanal olarak bir dizi devrim niteliğinde uygulamaya imza attık ve bugüne mahsus olmak üzere uygulayacağız. İşte o uygulamalar:
*Bugün erkekler kadınlara trip atmayacak, laf söylemeyecek. "Beni yanlış anlama ben medeni bi erkeğim ama bak hava çok soğuk git daha kapalı bişeyler giy" demeyecek.
*Sevgiliyle yürünürken başka kadınlara çaktırmadan dahi olsa bakılmayacak. Eğer ki kadın kişisi bir bakış yakalarsa gözüm dalmış denmeyecek. Efendi gibi "Özür dilerim hayatım hatun birden ilgimi çekti, bakmış bulundum, bi daha olmaz" denecek. Bu laf üzerine sevgiliniz ya da eşinizin söyleyeceği he laf sineye çekilecek ve karşılık verilmeyecek.
*Bugün ne kadar ayakkabıcı, çantacı vs. dolaşılırla dolaşılsın en ufak bir sıkılma belirtisi gösterilmeyecek. Aksine "aşkım bu sana çok yakıştı, şimdi bu rengin aynısından bi tane de elbise almamız gerek" gibi teşvik edici laflar söylenecek.
*Peki analarımızı unutacak mıyız? Hayır! Bugün herkes anasının elini öpüp, kadınlar gününü kutlayacak ve hayır duası alacak. Alınan hayır duasının bir kısmı kız arkadaşa/eşe hibe edilecek.
*Hatun kişi akşam yemeğe götürülecek ve "sen benim hayatımda olmasaydın şu an en iyi ihtimalle kahvede okeye dönüyo olacaktım, resmen derleyip toparladın, insana benzettin beni" denecek.
*Akşamki Galatasaray maçının bahsi dahi yapılmayacak, özet görüntüleri ancak ertesi gün izlenecek. Ha sevgiliniz futbola meraklıysa bilemem, öyle bi durum varsa paraya kıyılıp deplasmana maç izlemeye bile gidilebilir. Duruma göre yani, sızlanmak yok.
*Üste başa dikkat edilecek, çamurlu ayakkabı, yakası bağrı açık gömlek, bi haftalık pantolon, 3 günlük sakal olmayacak. Berbere gidilip enseler toplatılacak, kravat takılacak ve kokular sürünülecek. Ağızdan tek bir argo laf çıkmayacak. Bir duruma kızılırsa "hayamanağoyum" yerine "hay aksi", bir kişiye kızılırsa da "şerefsizinçocuğubezevenk" yerine en fazla "münasebetsiz" denilecek.
Tüm erkekleri duyarlı olup bu saydıklarımızı yapmaya çağırıyorum. İki dakka efendi olun, canımı yiyin.
Ciddi not: Bugün dünya Kadınlar Günü Değil, Emekçi Kadınlar Günüdür. Bu günü 14 Şubat'la karıştıran her kim olursa olsun, dünyada rahat yüzü görmesin. Hadi iyi günler.
Kadınlar her özel günlerde olduğu gibi (14 şubat, doğum günü, 30 Ağustos Zafer Bayramı vs.) bu günde de çok hassas olurlar. Bu yüzden biz kanal olarak bir dizi devrim niteliğinde uygulamaya imza attık ve bugüne mahsus olmak üzere uygulayacağız. İşte o uygulamalar:
*Bugün erkekler kadınlara trip atmayacak, laf söylemeyecek. "Beni yanlış anlama ben medeni bi erkeğim ama bak hava çok soğuk git daha kapalı bişeyler giy" demeyecek.
*Sevgiliyle yürünürken başka kadınlara çaktırmadan dahi olsa bakılmayacak. Eğer ki kadın kişisi bir bakış yakalarsa gözüm dalmış denmeyecek. Efendi gibi "Özür dilerim hayatım hatun birden ilgimi çekti, bakmış bulundum, bi daha olmaz" denecek. Bu laf üzerine sevgiliniz ya da eşinizin söyleyeceği he laf sineye çekilecek ve karşılık verilmeyecek.
*Bugün ne kadar ayakkabıcı, çantacı vs. dolaşılırla dolaşılsın en ufak bir sıkılma belirtisi gösterilmeyecek. Aksine "aşkım bu sana çok yakıştı, şimdi bu rengin aynısından bi tane de elbise almamız gerek" gibi teşvik edici laflar söylenecek.
*Peki analarımızı unutacak mıyız? Hayır! Bugün herkes anasının elini öpüp, kadınlar gününü kutlayacak ve hayır duası alacak. Alınan hayır duasının bir kısmı kız arkadaşa/eşe hibe edilecek.
*Hatun kişi akşam yemeğe götürülecek ve "sen benim hayatımda olmasaydın şu an en iyi ihtimalle kahvede okeye dönüyo olacaktım, resmen derleyip toparladın, insana benzettin beni" denecek.
*Akşamki Galatasaray maçının bahsi dahi yapılmayacak, özet görüntüleri ancak ertesi gün izlenecek. Ha sevgiliniz futbola meraklıysa bilemem, öyle bi durum varsa paraya kıyılıp deplasmana maç izlemeye bile gidilebilir. Duruma göre yani, sızlanmak yok.
*Üste başa dikkat edilecek, çamurlu ayakkabı, yakası bağrı açık gömlek, bi haftalık pantolon, 3 günlük sakal olmayacak. Berbere gidilip enseler toplatılacak, kravat takılacak ve kokular sürünülecek. Ağızdan tek bir argo laf çıkmayacak. Bir duruma kızılırsa "hayamanağoyum" yerine "hay aksi", bir kişiye kızılırsa da "şerefsizinçocuğubezevenk" yerine en fazla "münasebetsiz" denilecek.
Tüm erkekleri duyarlı olup bu saydıklarımızı yapmaya çağırıyorum. İki dakka efendi olun, canımı yiyin.
Ciddi not: Bugün dünya Kadınlar Günü Değil, Emekçi Kadınlar Günüdür. Bu günü 14 Şubat'la karıştıran her kim olursa olsun, dünyada rahat yüzü görmesin. Hadi iyi günler.
03 Mart 2010
Ustura Kitap Evi'yle Son Çıkan Kitaplara Bakış
Edebiyat dünyasının allahına kadar delikanlı ismi Ustura Kitap Evi yeni çıkan kitapları sizin için irdeledi. Sözü fazla uzatmadan dükkan sahibi Sertaç Derbeder'e bırakıyoruz.
Selamınaleyküm. Ne demiştik? Kitap insanın en has kankasıdır, kankaya ihanet edeni affetmeyiz. Daha raflarda satılmamış bürsürü kitap duruyo ama millet hala çatır çatır kitap yazıyo. Siz de evde mal mal evlilik programı izleyip durun. Adam yazmış oğlum yazmış. Tuğla gibi kitap dolu dükkan, kim okuyacak bunları? Mal kokmaz çürümez dedik, bütün parayı buraya bağladık. Adamı kitap işine girdiğine pişman etmeyin ulan. Yeni çıkan kitapları ben sizin için okudum irdeledim. Hele bu yeni gelen mallar bi bitmesin bak ben napıyorum sizi.
-İlk kitabımız bi kişisel gelişim kitabı. 40 Adımda Vardiya Amiri Olmanın Yolu. Bunu yazan herif daha önceden CEO olmanın yollarını anlatmıştı ama tutmamış demek ki, bu sefer hedefini düşürmüş. Gerçi ben daha kişisel gelişim kitabı okuyup da kendini geliştirmiş bi insan evladına rastlamadım ama iyi satıyo bunlar. Fiyatı ucuz, pazarlıksız 10 lira. Zaten 150 sayfa bişey 2 güne bitirirsiniz kitabı. Sonra da 3 ay boyunca şöyle kitap okudum, en son şunu bitirdim diye anlatırsınız millete. Ha? Noldu? Yalan mı oğlum? Bu iş askerlik gibidir. Askerliği de 15 ay yapar 150 sene anlatırsınız mesela. Darılmaca gücenemece yok.
-İkinci kitabımızı Karl Marx diye bi herif yazmış, adı da Das Kapital. Aslında kitap çıkalı baya olmuş ama bizim dükkana daha yeni geldi. Geçen bi oturdum okuyayım dedim, kafam resmen hipodrom gibi oldu şerefsizim, sanki beynimde atlar koşturuyo. 4 günde anca önsözünün yarısına gelebildim lan. Oğlum niye anlaşılır yazmıyosunuz şunları ya? Bak sonra millet gelip alışveriş yapmıyo. Utanmaz herif yazdıkça yazmış, 1000 sayfa kitap mı olur vicdansız? Bu kitap da sizin gül hatrınız için 40 lira olur. Zaten bize de bişey kalmıyo ki birader, işte anca bi sarmalık ot parası falan.
-Son kitabımız ise Öğretmen Rasim Kaygusuz'un kaleminden Cin Ali'nin Topacı. İşte kitap dediğin böyle olur arkadaş. Yazıları büyük, resimli, anlaşılır ve gayet de ince. Yazarın üslubu son derece efendi ve makul. Bu Ali'nin bi dayısı var. Bi gün işte bu velete bi topaç alıyo ve olaylar gelişiyo. Heyecanı kaçmasın diye sonunu anlatmıyorum. Ben 3 günde sular seller gibi okuyup bitirdim. Sizin de seveceğinizden eminim, sevmezseniz vefasızsınız, şerefsizsiniz. Akşam pazarı 5 liradan gidiyo bu kelepir kitap. Yanında ayracı da bizden üstelik.
Bu hafta bu kadar değerli yiğitlerim ve hanım bacılarım. Ayın 10'unda kiranın yatması lazım daha kasada para yok. Eğer o gün kirayı ödeyemezsem memleketten 3 kamyon akraba yığarım, bütün şehre salarım, hepinizi ensenizden tutar getiririm dükkana. Bak benim tersime gelmeyin sakın, gençliğinize yazık olur. Yarım döner ayrana 5 lira verip karnınızı doyuruyosunuz ama ya entelektüel birikim nolacak? Ahırdaki sığır da biliyo karnını doyurmasını, nedir sizin ondan farkınız? Biraz adam olun. Dükkan sabaha kadar açık, cama bi tıklatın kalkar gelirim. Hadi eyvallah.
Selamınaleyküm. Ne demiştik? Kitap insanın en has kankasıdır, kankaya ihanet edeni affetmeyiz. Daha raflarda satılmamış bürsürü kitap duruyo ama millet hala çatır çatır kitap yazıyo. Siz de evde mal mal evlilik programı izleyip durun. Adam yazmış oğlum yazmış. Tuğla gibi kitap dolu dükkan, kim okuyacak bunları? Mal kokmaz çürümez dedik, bütün parayı buraya bağladık. Adamı kitap işine girdiğine pişman etmeyin ulan. Yeni çıkan kitapları ben sizin için okudum irdeledim. Hele bu yeni gelen mallar bi bitmesin bak ben napıyorum sizi.
-İlk kitabımız bi kişisel gelişim kitabı. 40 Adımda Vardiya Amiri Olmanın Yolu. Bunu yazan herif daha önceden CEO olmanın yollarını anlatmıştı ama tutmamış demek ki, bu sefer hedefini düşürmüş. Gerçi ben daha kişisel gelişim kitabı okuyup da kendini geliştirmiş bi insan evladına rastlamadım ama iyi satıyo bunlar. Fiyatı ucuz, pazarlıksız 10 lira. Zaten 150 sayfa bişey 2 güne bitirirsiniz kitabı. Sonra da 3 ay boyunca şöyle kitap okudum, en son şunu bitirdim diye anlatırsınız millete. Ha? Noldu? Yalan mı oğlum? Bu iş askerlik gibidir. Askerliği de 15 ay yapar 150 sene anlatırsınız mesela. Darılmaca gücenemece yok.
-İkinci kitabımızı Karl Marx diye bi herif yazmış, adı da Das Kapital. Aslında kitap çıkalı baya olmuş ama bizim dükkana daha yeni geldi. Geçen bi oturdum okuyayım dedim, kafam resmen hipodrom gibi oldu şerefsizim, sanki beynimde atlar koşturuyo. 4 günde anca önsözünün yarısına gelebildim lan. Oğlum niye anlaşılır yazmıyosunuz şunları ya? Bak sonra millet gelip alışveriş yapmıyo. Utanmaz herif yazdıkça yazmış, 1000 sayfa kitap mı olur vicdansız? Bu kitap da sizin gül hatrınız için 40 lira olur. Zaten bize de bişey kalmıyo ki birader, işte anca bi sarmalık ot parası falan.
-Son kitabımız ise Öğretmen Rasim Kaygusuz'un kaleminden Cin Ali'nin Topacı. İşte kitap dediğin böyle olur arkadaş. Yazıları büyük, resimli, anlaşılır ve gayet de ince. Yazarın üslubu son derece efendi ve makul. Bu Ali'nin bi dayısı var. Bi gün işte bu velete bi topaç alıyo ve olaylar gelişiyo. Heyecanı kaçmasın diye sonunu anlatmıyorum. Ben 3 günde sular seller gibi okuyup bitirdim. Sizin de seveceğinizden eminim, sevmezseniz vefasızsınız, şerefsizsiniz. Akşam pazarı 5 liradan gidiyo bu kelepir kitap. Yanında ayracı da bizden üstelik.
Bu hafta bu kadar değerli yiğitlerim ve hanım bacılarım. Ayın 10'unda kiranın yatması lazım daha kasada para yok. Eğer o gün kirayı ödeyemezsem memleketten 3 kamyon akraba yığarım, bütün şehre salarım, hepinizi ensenizden tutar getiririm dükkana. Bak benim tersime gelmeyin sakın, gençliğinize yazık olur. Yarım döner ayrana 5 lira verip karnınızı doyuruyosunuz ama ya entelektüel birikim nolacak? Ahırdaki sığır da biliyo karnını doyurmasını, nedir sizin ondan farkınız? Biraz adam olun. Dükkan sabaha kadar açık, cama bi tıklatın kalkar gelirim. Hadi eyvallah.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)