Yeşil Başlı Gövel Antilop
yeşil başlı gövel antilop
böğürüyor çöle karşı
peşine takılmış bir kaplan
topukluyor bayır aşağı
toprak zeminde aslan kovalar
dereye sığınsa timsah yakalar
belgeselcileri görende
poz atıyor kameraya karşı
boynuzum var sürüm var
kıçımı döven toynağım var
mevlam besin piramidinin dibine yazmış
benim ah-ü zarım var
hani antilobum hani
çöl ortamının şamar oğlanı
kutup ayısı beni görende
bedeviyi bırakır bana verir ayarı
yöre: kenya
kaynak kişi: izzet altınmeşe
düzenleme: feridun düzağaç
21 Eylül 2009
15 Eylül 2009
Geleneksel Tatlarımızı Tanıyalım
Kanalımızın kadrolu, bağ-kur'lu gurmesi Satılmış Taşdöğen bu hafta sizler için geleneksel tadlarımızı geleneksel bir dille irdeliyor. Sendeyiz Satılmış.
Eveet sayın izleyicilerim yine ben. Yediklerinize dikkat ediyonuz deel mi? Çok yağlı yemeyin, ama açsanız yeyin gitsin anasını satayım. Açlık çok fena. Neyse ben bu hafta size tarhanayı irdeleyecem. Bizim hanım geçen de tarhana yaptı ama sadece çorbasını değil, bizzat sıfırdan tarhana üretti. Şöyle yapılışına bi göz attım, ulan o ne? Hangi anamızın ninemizin aklına gelmiş bunu yapmak? Sen tarhana otunu al, bunu kırmızı biber, domates, süzme yoğurt, unla karıştır, yoğur. Sonra efendime söylüm bi kaç gün beklettikten sonra rüzgarlık yere ser, kurut. Biraz da orda beklesin. Kuruyunca da toz haline getir, işi bitir. Bence bu kadar kompleks bir gıda maddesi insanın aya ayak basması ve hatta Nihat Doğan'ın sahneleri terketmesi kadar önemli bir olaydır. Kimin nasıl aklına gelir bu kadar şeyi karıştırıp, değişik işlemler uygulamak. Yoksa atalarımız yapacak başka işleri olmayan bu yüzden evde ne var ne yok karıştıran asosyal bir topluluk muydu? İşte ben bunları düşünürken uyuyakalmışım. Tarhana çorbasının kokusuyla uyandım, gittim hemen bi kaşık aldım tarhanadan ama bir de ne olsa beğenirsiniz? Tarhananın tuzu az. Hemen hanıma ters bir bakış fırlattım ve bu kadar şeyi karıştırıp tarhana oluşturmasına rağmen tuz gibi basit bir elemanı az miktarda ekleyerek ninelerimizin ruhuna saygısızlık ettiği için kendisini orta şiddette dövdüm. Sebebini kendisine açıklayınca o da bana hak verdi ve akşam mutlu bir şekilde var mısın yok musun izledik.
Ertesi gün eve geldiğimde ise hanım benden dayak yeme riskine rağmen yine zor bir yemek olan mantı hazırlamaktaydı. Bir hamuru olanca genişliğiyle açmış, minik karelere bölmüş ve içlerini minik kıymalarla doldurarak kapatıyordu. Ben akşama mantı yeme hayalini kurarak Yemekteyiz programını izlerken uyuyakalmışım. Ama o da ne? Ulan yine tarhana çorbası kokusu. Hemen mutfağa koşup mantının nerede olduğunu sordum. "Bütün gün mantı kapatmaktan belim kırıldı, yine tarhana yaptım" cevabını alınca çılgına döndüm. Sonra ne yaptığımı ben de hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde ifadesiz bir suratla Flash TV Ana Haber Bülteni izleyerek tarhana yiyordum. Hanım ise hayati tehlikeyi atlatmış dantel örüyordu. Mantıyı irdelemek ise başka bir programa kaldı malesef.
Bir programın daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarım ve hanımım adına hepinize esenlikler diliyorum. Pekmez yeyin, domates yeyin. Bunlar kırmızı renkli olduğu için kan yapar.
Eveet sayın izleyicilerim yine ben. Yediklerinize dikkat ediyonuz deel mi? Çok yağlı yemeyin, ama açsanız yeyin gitsin anasını satayım. Açlık çok fena. Neyse ben bu hafta size tarhanayı irdeleyecem. Bizim hanım geçen de tarhana yaptı ama sadece çorbasını değil, bizzat sıfırdan tarhana üretti. Şöyle yapılışına bi göz attım, ulan o ne? Hangi anamızın ninemizin aklına gelmiş bunu yapmak? Sen tarhana otunu al, bunu kırmızı biber, domates, süzme yoğurt, unla karıştır, yoğur. Sonra efendime söylüm bi kaç gün beklettikten sonra rüzgarlık yere ser, kurut. Biraz da orda beklesin. Kuruyunca da toz haline getir, işi bitir. Bence bu kadar kompleks bir gıda maddesi insanın aya ayak basması ve hatta Nihat Doğan'ın sahneleri terketmesi kadar önemli bir olaydır. Kimin nasıl aklına gelir bu kadar şeyi karıştırıp, değişik işlemler uygulamak. Yoksa atalarımız yapacak başka işleri olmayan bu yüzden evde ne var ne yok karıştıran asosyal bir topluluk muydu? İşte ben bunları düşünürken uyuyakalmışım. Tarhana çorbasının kokusuyla uyandım, gittim hemen bi kaşık aldım tarhanadan ama bir de ne olsa beğenirsiniz? Tarhananın tuzu az. Hemen hanıma ters bir bakış fırlattım ve bu kadar şeyi karıştırıp tarhana oluşturmasına rağmen tuz gibi basit bir elemanı az miktarda ekleyerek ninelerimizin ruhuna saygısızlık ettiği için kendisini orta şiddette dövdüm. Sebebini kendisine açıklayınca o da bana hak verdi ve akşam mutlu bir şekilde var mısın yok musun izledik.
Ertesi gün eve geldiğimde ise hanım benden dayak yeme riskine rağmen yine zor bir yemek olan mantı hazırlamaktaydı. Bir hamuru olanca genişliğiyle açmış, minik karelere bölmüş ve içlerini minik kıymalarla doldurarak kapatıyordu. Ben akşama mantı yeme hayalini kurarak Yemekteyiz programını izlerken uyuyakalmışım. Ama o da ne? Ulan yine tarhana çorbası kokusu. Hemen mutfağa koşup mantının nerede olduğunu sordum. "Bütün gün mantı kapatmaktan belim kırıldı, yine tarhana yaptım" cevabını alınca çılgına döndüm. Sonra ne yaptığımı ben de hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde ifadesiz bir suratla Flash TV Ana Haber Bülteni izleyerek tarhana yiyordum. Hanım ise hayati tehlikeyi atlatmış dantel örüyordu. Mantıyı irdelemek ise başka bir programa kaldı malesef.
Bir programın daha sonuna geldim. Yayında ve yapımda emeği geçen tüm arkadaşlarım ve hanımım adına hepinize esenlikler diliyorum. Pekmez yeyin, domates yeyin. Bunlar kırmızı renkli olduğu için kan yapar.
06 Eylül 2009
İş Görüşmesinde Dikkat Edilecek Hususlar
Kriz hafifledi, millet gevrek aldı, gazoz aldı, ekonomiye can geldi, piyasa açıldı diye mi düşünüyorsunuz? Oğlum valla adam olmaz sizden, alayı palavra bunların. Bugün bi Lacoste triko olmuş 429 lira, ne giyecek bu fakir? Mango'su Zara'sı bomboş yatıyo, nice zarif bayan geçen sene aldıklarını giyiyor. Allah kimseyi böyle terbiye etmesin. Şimdi yakında av yasağı kalkar, iş görüşmesi sezonu açılır, cv ler elden ele dolaşır, nicedir yeni yüz görmeyen insan kaynakları departmanları misafir ağırlamaya başlar. E aday da çok olduğu için aradan sıyrılmak da zor tabi. İşte bu yüzden tam 12 kere işe girmiş ve bu süre zarfında da 80 civarı iş görüşmesi yapmış olan kanalımızın değerli üyesi Ökkeş Pirezantıbıl deneyimlerini siz değerli izleyenlerimize aktarıyor. Sendeyiz Ökkeş:
Sayın iş adayları, hepinizin yeni dönemde şansı bol olsun. İnşallah 5 sene sonra kendinizi iyi bi yerlerde bulursunuz. Ben mülakatlarda sorulan soruların cevaplarını ele geçirdim. Bunları iyi ezberleyin o zaman iş garanti. Şimdi siz cillop gibi giyindiniz, görüşme saatinden 15 dk. önce firmaya vardınız ve bekliyorsunuz. Gidin bi elinizi yüzünüzü yıkayın önce, leş gibi terlemişsiniz sıkıntıdan. Bi dahakine de o jöleyi az sürün, saçınız kazık gibi olmuş. Geçelim kritik sorulara:
-İnglizce seviyeniz?
-Eğer ki bu soruyu orta diye yanıtlarsanız, mülakatçı dolaptan Sabri Sarıoğlu'nu çıkarıp sizi ortalıyor. E ortayı Sabri yaptığı için dağlara taşlara gitmeniz de kaçınılmaz oluyor. Bu sorunun yanıtı "iyi seviyede" olmalıdır. Ha ama "Let's continue in Engilsh" derlerse benim yapabileceğim pek bi şey yok. Yaradana sığınıp okey, olrayt deyip idare edeceksiniz. Bi ihtimal beklemediğiniz bi performans sergiler durumu kotarırsınız. Ama kesinlikle orta demeyin, dolapta Sabri var.
-Bir önceki işinizden ayrılma nedeniniz nedir?
-İnsanların %80'i nin önceki işinden ayrılma nedeni düşük maaştır ama çaktırmayın. Sigortamı yatırmadı şerefsizler deyin, şirket battı canımı zor kurtardım deyin, müdür gaydi akşam mesaisinde bana hallendi deyin ama kesinlikle maaş azdı demeyin. Sizi paragöz sanırlar ve vereceği maksimum 1500 lirayı sizden esirgerler.
-Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?
-Çoğu kez benim de bu soruya "Bir ağustos akşamında, denizden 300 metre açıkta bir sandalın içinde soğuk biramı yudumlarken görüyorum" cevabı veresim geldi. Hatta bi keresinde söyledim ve bana hemen kapıyı gösterdiler. Kapı öyle pek sıradışı bir özelliği olmayan gri renkli bir ofis kapısıydı. Gördüğümü söyledim ve görüşmeye kaldığımız yerden devam ettik ama bu cevabım görüşmeye pek olumlu bir katkı sunmadı. Hani belki edebiyat dergisine yazar arayan bir yerle görüşüyor olsaydım hayal gücüm geniş diye prim yapabilirdim ama öyle bir yer değildi.
Siz şimdiki pozisyonumdan en az bir kademe yüksek bir yerde görüyorum deyin, müdür olcam deyin, parayı basıp fabrikayı içindekilerle beraber satın alıcam, ilk iş olarak da seni kovacam eşşooleşşek deyin. Ya da bu son dediğimi demeyin, kıllanıp sizi işe almayabilirler. Evet saçma bir soru. Ama bunu soruyorlar hep.
-Neden bu pozisyona başvurdunuz?
-"E oğlum bu pozisyona ilan vermişsiniz biz de geldik işte" derseniz ofiste çok soğuk bir hava esiyor. Yan tarafta fotokopi çeken stajerler bile dönüp size bakıyor. Mülakatçı cvnin üzerine kocaman bir çizik atıyor ve size kapıyı gösteryiorlar. Siz kapıyı inceledikten sonra bi de arkanızı dönüp bakıyorsunuz ki kimse yok, hepsi kaçmış. Boynu bükük ortamı terk ediyorsunuz. Bu yüzden siz o pozisyonu övdükçe övün. Özelliklerinizin ne kadar da o pozisyon için uygun olduğundan bahsedin. Hayatım boyunca overlokçu olmak istemiştim, kısmet bugüneymiş deyin. Ama bunları doğal bir tonlamayla söyleyin. Öyle kağıttan okur gibi söylerseniz olmaz. Sıradaki lütfen diye bağırırlar, kapıya baka baka odadan çıkarsınız.
Eveeeet, hepsini ezberledik mi? Hadi bakalım koşun şimdi firmalara, içinde masa ve sandalyeden başka bi bok olmayan mülakat odalarına. Rastgele gençler.
Sayın iş adayları, hepinizin yeni dönemde şansı bol olsun. İnşallah 5 sene sonra kendinizi iyi bi yerlerde bulursunuz. Ben mülakatlarda sorulan soruların cevaplarını ele geçirdim. Bunları iyi ezberleyin o zaman iş garanti. Şimdi siz cillop gibi giyindiniz, görüşme saatinden 15 dk. önce firmaya vardınız ve bekliyorsunuz. Gidin bi elinizi yüzünüzü yıkayın önce, leş gibi terlemişsiniz sıkıntıdan. Bi dahakine de o jöleyi az sürün, saçınız kazık gibi olmuş. Geçelim kritik sorulara:
-İnglizce seviyeniz?
-Eğer ki bu soruyu orta diye yanıtlarsanız, mülakatçı dolaptan Sabri Sarıoğlu'nu çıkarıp sizi ortalıyor. E ortayı Sabri yaptığı için dağlara taşlara gitmeniz de kaçınılmaz oluyor. Bu sorunun yanıtı "iyi seviyede" olmalıdır. Ha ama "Let's continue in Engilsh" derlerse benim yapabileceğim pek bi şey yok. Yaradana sığınıp okey, olrayt deyip idare edeceksiniz. Bi ihtimal beklemediğiniz bi performans sergiler durumu kotarırsınız. Ama kesinlikle orta demeyin, dolapta Sabri var.
-Bir önceki işinizden ayrılma nedeniniz nedir?
-İnsanların %80'i nin önceki işinden ayrılma nedeni düşük maaştır ama çaktırmayın. Sigortamı yatırmadı şerefsizler deyin, şirket battı canımı zor kurtardım deyin, müdür gaydi akşam mesaisinde bana hallendi deyin ama kesinlikle maaş azdı demeyin. Sizi paragöz sanırlar ve vereceği maksimum 1500 lirayı sizden esirgerler.
-Kendinizi 5 yıl sonra nerede görüyorsunuz?
-Çoğu kez benim de bu soruya "Bir ağustos akşamında, denizden 300 metre açıkta bir sandalın içinde soğuk biramı yudumlarken görüyorum" cevabı veresim geldi. Hatta bi keresinde söyledim ve bana hemen kapıyı gösterdiler. Kapı öyle pek sıradışı bir özelliği olmayan gri renkli bir ofis kapısıydı. Gördüğümü söyledim ve görüşmeye kaldığımız yerden devam ettik ama bu cevabım görüşmeye pek olumlu bir katkı sunmadı. Hani belki edebiyat dergisine yazar arayan bir yerle görüşüyor olsaydım hayal gücüm geniş diye prim yapabilirdim ama öyle bir yer değildi.
Siz şimdiki pozisyonumdan en az bir kademe yüksek bir yerde görüyorum deyin, müdür olcam deyin, parayı basıp fabrikayı içindekilerle beraber satın alıcam, ilk iş olarak da seni kovacam eşşooleşşek deyin. Ya da bu son dediğimi demeyin, kıllanıp sizi işe almayabilirler. Evet saçma bir soru. Ama bunu soruyorlar hep.
-Neden bu pozisyona başvurdunuz?
-"E oğlum bu pozisyona ilan vermişsiniz biz de geldik işte" derseniz ofiste çok soğuk bir hava esiyor. Yan tarafta fotokopi çeken stajerler bile dönüp size bakıyor. Mülakatçı cvnin üzerine kocaman bir çizik atıyor ve size kapıyı gösteryiorlar. Siz kapıyı inceledikten sonra bi de arkanızı dönüp bakıyorsunuz ki kimse yok, hepsi kaçmış. Boynu bükük ortamı terk ediyorsunuz. Bu yüzden siz o pozisyonu övdükçe övün. Özelliklerinizin ne kadar da o pozisyon için uygun olduğundan bahsedin. Hayatım boyunca overlokçu olmak istemiştim, kısmet bugüneymiş deyin. Ama bunları doğal bir tonlamayla söyleyin. Öyle kağıttan okur gibi söylerseniz olmaz. Sıradaki lütfen diye bağırırlar, kapıya baka baka odadan çıkarsınız.
Eveeeet, hepsini ezberledik mi? Hadi bakalım koşun şimdi firmalara, içinde masa ve sandalyeden başka bi bok olmayan mülakat odalarına. Rastgele gençler.
17 Ağustos 2009
Fotoğraf Sevinci
"Ülen biz tatilde boş oturacak adam mıyız?" dedi ve sarıldı makineye. Tam deklanşöre basacakken kadının biri kareye girdi. Fotoğraf çekene has bir sinir-sabır karışımı duyguyla bir süre kadının kareden çıkmasını bekledi. Kadın gider gitmez deklanşöre bastı. Fotoğrafı görmek için ekrana baktığında sağlam bir küfür savurdu. Makine manuel ayarda kalmış, fotoğraf kapkara çıkmıştı. Birden durdu, "Lan amma da gerilim yaptım, altı üstü bi fotoğraf" dedi ve elinde makinasıyla ufukta kayboldu.








08 Ağustos 2009
Yıllık İzin
07 Ağustos 2009
Türkiye Sahillerinde Yeni Bir Canlı Türü Keşfedildi (Flash TV Gibi Adam)
Tatil için Türkiye'ye gelen bir grup İsviçreli bilim adamı sahil sahil dolaşırken yeni bir canlı türü keşfetti. Büyük ölçüde insanı andıran ve kısakalınküt sapiens adı verilen bu canlının evrim sürecinde ortaya çıkmış olan bir ara form olabileceği düşünülüyor. Aha da fotoğrafı:

Bu canlıyı tanıyalım:
Mutlaka evli ve 5 çocuğu var. Vücudu büyük ölçüde kıllıdır. Neredeyse özerkliğini ilan etmiş değirmen taşı gibi bir göbeğe sahiptir. Boy 1.50 civarı, bel çevresi 140 cm. Kimi türlerinde bel çevresinin boya oranı 1'in üzerinde. Vücut kalın ve küt. Kalas yapısından ötürü ilk bakışta farkedilemese de bir ayak bileği bulunur. El bileği ise yoktur, koldan sonra her hangi bir eklem olmadan direk el başlar. Fotoğrafta da görüldüğü üzere işaret parmağı bile 4 cm uzunluğundadır. Bütün parmakları başparmak gibi tek boğumdur, serçe parmak ise kullanılmadığı için körelmiştir. Elinin şekli bir boks eldivenini andırır. Bıyık olmazsa olmazdıdır ve genellikle badem tabir edilen şekildedir.
Kafada mutlaka sıhhi tesisatçıdan alınmış bir eşantiyon şapka vardır. Denize kamyon iç lastiğiyle (şambrel) girer ve girdiğinde su seviyesinde belirgin bir yükselme meydana gelir. Ancak plajdaki vaktinin çoğunu etraftaki kadına kıza bakarak geçirir. Sırtını kayaya dayar ve bu halde kıpırdamadan 1 saat boyunca etrafı izleyebilir.Gözleri denizde yüzen en uzaktaki kadını dahi görebilecek kadar keskindir. Avını dikkatle izler ancak herhangi bir fiziksel müdahalede bulunmadan bütün işi kafasında bitirir. Denizede labada lubada yüzmesinden ötürü etraftaki kayalara çarptığı için bacaklarında bazı morluklar bulunur. Günün yorgunluğunu peynir domates yieyerek atar ve gün sonunda dolmuşa binip eve döner.

Bu canlıyı tanıyalım:
Mutlaka evli ve 5 çocuğu var. Vücudu büyük ölçüde kıllıdır. Neredeyse özerkliğini ilan etmiş değirmen taşı gibi bir göbeğe sahiptir. Boy 1.50 civarı, bel çevresi 140 cm. Kimi türlerinde bel çevresinin boya oranı 1'in üzerinde. Vücut kalın ve küt. Kalas yapısından ötürü ilk bakışta farkedilemese de bir ayak bileği bulunur. El bileği ise yoktur, koldan sonra her hangi bir eklem olmadan direk el başlar. Fotoğrafta da görüldüğü üzere işaret parmağı bile 4 cm uzunluğundadır. Bütün parmakları başparmak gibi tek boğumdur, serçe parmak ise kullanılmadığı için körelmiştir. Elinin şekli bir boks eldivenini andırır. Bıyık olmazsa olmazdıdır ve genellikle badem tabir edilen şekildedir.
Kafada mutlaka sıhhi tesisatçıdan alınmış bir eşantiyon şapka vardır. Denize kamyon iç lastiğiyle (şambrel) girer ve girdiğinde su seviyesinde belirgin bir yükselme meydana gelir. Ancak plajdaki vaktinin çoğunu etraftaki kadına kıza bakarak geçirir. Sırtını kayaya dayar ve bu halde kıpırdamadan 1 saat boyunca etrafı izleyebilir.Gözleri denizde yüzen en uzaktaki kadını dahi görebilecek kadar keskindir. Avını dikkatle izler ancak herhangi bir fiziksel müdahalede bulunmadan bütün işi kafasında bitirir. Denizede labada lubada yüzmesinden ötürü etraftaki kayalara çarptığı için bacaklarında bazı morluklar bulunur. Günün yorgunluğunu peynir domates yieyerek atar ve gün sonunda dolmuşa binip eve döner.
Maziden Futbol Anıları
Hiç unutmam sene 1969 muyduu, 1754 müydüü işte o sıralar büyük bi maç var. Karagümrük İdman Ocağı'yla Tasarruf-u Teşkilatiye maç edecek. O zamanlar takımların bir kısmına divan edebiyatından esintiler taşıyan antika isimler koymak mecburiydi. Koymayanlara 50 sopa atıyorlar, o takımın bütün toplarını sinirli bıyıklı amcalara bıçakla kestiriyorlardı. Neyse efendim takımlar yanlarına meşin yuvarlaklarını da alıp maçın yapılacağı Aşağıbayır top sahasına geldiler. Hakem Karagümrük eşrafından Vehbi Bey, yardımcıları ise zamanında Vehbi Bey'in yanında bulunmuş, çokca ekmeğini yemiş, sonra da çoluk çocuğa karışmış efendi insanlar olan Galip Rıza ile Bahadır Kamil idi. Hakem zurnayı çaldı, maç başladı. O zamanlar düdük henüz icad olunmadığı için geleneksel çalgılarla başlardı maçlar.
İlk 20 dakika hal hatır sormayla geçti. Önce sırayla Vehbi Bey'in eli öpüldü, daha sonra da uzun zamandır görüşemeyen rakip takım fitbolcuları birbirlerine sarılıp hasret giderdi. Ölmüşler rahmetle anıldı, hastalara acil şifalar dilendi, pederlerin, validelerin elleri öpüldü. Muhabbet iyice koyulaşıp, topçular çimlere yayılınca hakem tekrar zurnayı çaldı ve bütün oyunculara sarı kart gösterdi. Ama oyuncular gidip af dileyince hakem kararını geri aldı. Bu babacan tavrın neticesinde çok duygusal anlar yaşandı. İşte o maçı anlatan bendeniz bu olay üzerine türk spor literatürüne "ağlamak istiyorum sayın seyirciler" lafını kazandırdım.
Maçtaki ilk gol bir iddia üzerine geldi. Karagümrüklü Hasan rakip takımın kalecisi Şevki'ye "Şevki bey biladerim, alim allah ben seni 40 metreden avlamaya haizim" deyince Şevki de "var mısın iddiasına?" diye karşılık verdi. Neyse efendim top konuldu, baraj kuruldu, hasan gerildikçe gerildi. O sıra staddan çıt çıkmıyordu. Hasan olanca hızıyla topa koştu ve sağ ayağının içiyle topa öyle bir falso verdi ki kaleci önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakıp direğe tosladı. Top da tabiri caizse laaap diye 90 a takıldı. Hasan hem takımını öne geçirdiği hem de iddiadan 10 mecidiye kazandığı için epey bahtiyar oldu. İDDAA oyunu da işte bu olayın neticesinde ortaya çıkmıştır.
İkinci yarıyı ben de pek hatırlamıyorum. Zira önüme o zamanın ünlü kabadayılarından Gürbüz Davut dikilmiş idi. Davut hem enine hem boyuna geniş olan babayiğit bir insandı. Bendenizde de Davut'a önümden çekilir misin diyecek büzük olmadığı için artık Davut'un sağından, solundan, omzunun üstünden maçı ne kadar görebilirsem o kadar anlattım. Davut o gün haki yeşil bir ceket giymişti ve ense traşı gayet düzgündü. Bi ara yine seyirciler sevince gark oldu, muhtelemelen Tasarruf-u Teşkilatiye beraberlik golünü buldu diye düşündümse de maç sonunda öğrendim ki meğer Karagümrük 2-0 yapmış. Efendime söyleyeyim maç bitti. Futbolcular toplu halde sahanın kenarındaki dereye girip yıkandılar. Zaten akşam ezanı da okunmuş idi, millet hepten dağıldı. Ben de akşam hanımı alıp kayınbabamlara gittim falan.. Öyle işte.
İlk 20 dakika hal hatır sormayla geçti. Önce sırayla Vehbi Bey'in eli öpüldü, daha sonra da uzun zamandır görüşemeyen rakip takım fitbolcuları birbirlerine sarılıp hasret giderdi. Ölmüşler rahmetle anıldı, hastalara acil şifalar dilendi, pederlerin, validelerin elleri öpüldü. Muhabbet iyice koyulaşıp, topçular çimlere yayılınca hakem tekrar zurnayı çaldı ve bütün oyunculara sarı kart gösterdi. Ama oyuncular gidip af dileyince hakem kararını geri aldı. Bu babacan tavrın neticesinde çok duygusal anlar yaşandı. İşte o maçı anlatan bendeniz bu olay üzerine türk spor literatürüne "ağlamak istiyorum sayın seyirciler" lafını kazandırdım.
Maçtaki ilk gol bir iddia üzerine geldi. Karagümrüklü Hasan rakip takımın kalecisi Şevki'ye "Şevki bey biladerim, alim allah ben seni 40 metreden avlamaya haizim" deyince Şevki de "var mısın iddiasına?" diye karşılık verdi. Neyse efendim top konuldu, baraj kuruldu, hasan gerildikçe gerildi. O sıra staddan çıt çıkmıyordu. Hasan olanca hızıyla topa koştu ve sağ ayağının içiyle topa öyle bir falso verdi ki kaleci önce sola sonra sağa sonra tekrar sola bakıp direğe tosladı. Top da tabiri caizse laaap diye 90 a takıldı. Hasan hem takımını öne geçirdiği hem de iddiadan 10 mecidiye kazandığı için epey bahtiyar oldu. İDDAA oyunu da işte bu olayın neticesinde ortaya çıkmıştır.
İkinci yarıyı ben de pek hatırlamıyorum. Zira önüme o zamanın ünlü kabadayılarından Gürbüz Davut dikilmiş idi. Davut hem enine hem boyuna geniş olan babayiğit bir insandı. Bendenizde de Davut'a önümden çekilir misin diyecek büzük olmadığı için artık Davut'un sağından, solundan, omzunun üstünden maçı ne kadar görebilirsem o kadar anlattım. Davut o gün haki yeşil bir ceket giymişti ve ense traşı gayet düzgündü. Bi ara yine seyirciler sevince gark oldu, muhtelemelen Tasarruf-u Teşkilatiye beraberlik golünü buldu diye düşündümse de maç sonunda öğrendim ki meğer Karagümrük 2-0 yapmış. Efendime söyleyeyim maç bitti. Futbolcular toplu halde sahanın kenarındaki dereye girip yıkandılar. Zaten akşam ezanı da okunmuş idi, millet hepten dağıldı. Ben de akşam hanımı alıp kayınbabamlara gittim falan.. Öyle işte.
03 Ağustos 2009
Kültürlenelim Sanatlanalım
-Yarı ünlü tiyatro sanatçısı Celal Mermer bir an önce ünlü olmak istediğini bu yüzden bu dönem yayınlanacak ağalı marabalı dizilerden birinde rol almak istediğini belirtti. Ana tarafının bir ucunun Mardin'e dokunduğunu bu yüzden böyle ağaların, bazı bıyıklı adamların ve sürekli ağlayan kadınların olduğu dizilerde rahatlıkla rol alabileceğini ifade eden Mermer "Benim o dizilerde oynayanlardan hiç bir eksiğim yok, ben de gayet güzel bir şekilde, yerel bir şiveyle babo, napirsen, yıkıl karşımdan diyebilirim. "Oğul oğul, al bu silahı git hasmımızı vur" ya da "gün bugündür, artık bakkaldan topkek almanın vakti gelmiştir" gibi cümleler kurabilirim. Efendi karakterli ağa görünümü çizip derebeyleriyle, düklerle, baronlarla mücadele edebilirim,. Yapımcı abilerimin beni keşfetmesini bekliyorum" diye konuştu.
-"Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi" ruhu yaşıyor. 75 yıl aradan sonra şehre tekrar senfoni orkestrası gelmesinin ardından, 75 yıl önceki atalarının torunları olduğunu iddia eden bir grup Bayburtlu işkence gördüklerini söyleyerek soluğu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde aldı. Malesef yurtiçindeki yargı yollarının tükendiğini, bu eziyete bir son vermek için AİHM'e başvurmaktan başka çare kalmadığını belirten grup adına konuşan Bilal Zurna "Bizi İsmail Türüt geldi diye kandırdılar, meğer senfoni orkestrasıymış. 2 yengem aşırı yüklemeden bayıldı, benim de kulaklarım hala gıy gıy diye çınlıyor, bunun hesabını elbet soracağız" diye haykırdı.
-Dün açılan 5. İstanbul Bienali'nde enteresan anlar yaşandı. İçeriye yanlışlıkla giren bir vatandaş o sırada sohbet etmekte olan bir grup entelektüele "Bienal ne demek?" diye sordu. Soru üzerine birbirine bakan diğer ziyaretçiler "Valla biz de tam bilmiyoruz. Hakkatten lan, her sene gider geliriz, nedir bu bienal?" diye karşılık verince ortalık bir an karıştı. O kadar şarap, kanepe, ara sıcak ve bir takım sanatsal eserler yerlere yuvarlandı telef oldu. Yazık lan, yapılır mı bu vicdansızlar?
-Zuhal Olcay, dün öğle saatlerinde yemek yediği restoranda aniden sesli bir şekilde geğirince sinir krizi geçirdi. Bu yaşa kadar çizdiği zarif bayan imajının 10 cm3 gaz yüzünden yerle bir olmasına dayanamayan Zuhal Olcay kendini yerden yere vurdu. Etraftakilerin müdahalesiyle evine götürülen deneyimli sanatçıdan hala haber alınamadı.
-"Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi" ruhu yaşıyor. 75 yıl aradan sonra şehre tekrar senfoni orkestrası gelmesinin ardından, 75 yıl önceki atalarının torunları olduğunu iddia eden bir grup Bayburtlu işkence gördüklerini söyleyerek soluğu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde aldı. Malesef yurtiçindeki yargı yollarının tükendiğini, bu eziyete bir son vermek için AİHM'e başvurmaktan başka çare kalmadığını belirten grup adına konuşan Bilal Zurna "Bizi İsmail Türüt geldi diye kandırdılar, meğer senfoni orkestrasıymış. 2 yengem aşırı yüklemeden bayıldı, benim de kulaklarım hala gıy gıy diye çınlıyor, bunun hesabını elbet soracağız" diye haykırdı.
-Dün açılan 5. İstanbul Bienali'nde enteresan anlar yaşandı. İçeriye yanlışlıkla giren bir vatandaş o sırada sohbet etmekte olan bir grup entelektüele "Bienal ne demek?" diye sordu. Soru üzerine birbirine bakan diğer ziyaretçiler "Valla biz de tam bilmiyoruz. Hakkatten lan, her sene gider geliriz, nedir bu bienal?" diye karşılık verince ortalık bir an karıştı. O kadar şarap, kanepe, ara sıcak ve bir takım sanatsal eserler yerlere yuvarlandı telef oldu. Yazık lan, yapılır mı bu vicdansızlar?
-Zuhal Olcay, dün öğle saatlerinde yemek yediği restoranda aniden sesli bir şekilde geğirince sinir krizi geçirdi. Bu yaşa kadar çizdiği zarif bayan imajının 10 cm3 gaz yüzünden yerle bir olmasına dayanamayan Zuhal Olcay kendini yerden yere vurdu. Etraftakilerin müdahalesiyle evine götürülen deneyimli sanatçıdan hala haber alınamadı.
28 Temmuz 2009
Şimdi Haberleri Veriyoruz (Bir Yudum Anadolu)
-Dün yatsı ezanından sonra, Hakkari'de bir köye ufo indi. İleri bir medeniyetten gelen uzaylıları yöre halkı bağrına bastı. Geceyi muhtarın evinde geçiren uzaylılar sabah dinç bir şekilde uyandı ve kendisi yer yatağında yatarken misafire divanını veren muhtara şükranlarını sundu. Köyde kaldıkları 3 gün boyunca en iyi şekilde ağırlanan ve balla çökelekle beslenen uzaylılar, köyden ayrılırken gözyaşlarını tutamadı. Bu dostluğun bir nişanesi olarak el işi dokuma kilim alan uzaylıların, köylülere karşılık olarak 2 kilo plütonyumla bol miktarda işlenmemiş uranyum bıraktığı ancak köylülerin bu madenleri alırlar diye devletten gizlediği de gelen haberler arasında.
-Bir grup İsviçreli bilimadamı, yaklaşık 3 ay süren bir araştırmadan sonra aslen Afyonlu olduklarını keşfetti. Bunun üzerine hemen İsviçre vatandaşlığından çıkan bu gruptaki bilimadamları, Türk vatandaşlığına geçip kütüklerini Afyon'a aldırdılar. Grup adına konuşan Hermürger Mahenaym; "İnsanın memleketinin havası bir başka oluyor. Burda biz bir grup bilimadamı olarak 6 kişi bekar evine çıktık, sabah akşam Afyon kaymağı yiyip araştırma yapıyoruz. Ancak 2 arkadaşımız dün dayanamayıp düz duvara tırmandı. Hayatımızdan çok memnunuz ama eve bi kadın eli değmesi lazım." dedi.
-Uzaylıların verdiği plütonyumla çörek yapan Hakkari'li köylüler yakayı ele verdi. Konuyla ilgili konuşan köy muhtarı; "Yokardan adamlar geldi geçen, giderken de bize bunları bıraktılar. Biz de hepsiye çörek yaptık, çökeleğe kattık, ayrana kattık. Ama bunu yiyen adam ertesi gün yeşile döndü. Kasabadaki doktor siz radyasyon kapmışsınız, artık iflah olmazsınız dedi. Köycek mağdur olduk. O uzaylıların boyu devrilsin." dedi. Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız bir vatandaş "Lan bari tezeğe katıp atom bombası yapsaydınız" diyerek tepkisini dile getirdi.
-Son albümü "Alkolik Melankolik" ile sonbahara yaprak gibi giren romantik şarkıcı Bahadır Tarlabaşı ilginç açıklamalarda bulundu. Aslında amacının yaza bomba gibi girmek olduğunu ancak prodüksiyon işleri gecikip, proje sarkınca mecburen albümü sonbaharda çıkarıp romantik imajı çizmek zorunda kaldığını belirten Tarlabaşı, "Ya biraz daha gecikip de kışa kalsaydım o zaman halim nic'olurdu? Kışa havuç portakal gibi mi girecektim?" dedi.
-Bir grup İsviçreli bilimadamı, yaklaşık 3 ay süren bir araştırmadan sonra aslen Afyonlu olduklarını keşfetti. Bunun üzerine hemen İsviçre vatandaşlığından çıkan bu gruptaki bilimadamları, Türk vatandaşlığına geçip kütüklerini Afyon'a aldırdılar. Grup adına konuşan Hermürger Mahenaym; "İnsanın memleketinin havası bir başka oluyor. Burda biz bir grup bilimadamı olarak 6 kişi bekar evine çıktık, sabah akşam Afyon kaymağı yiyip araştırma yapıyoruz. Ancak 2 arkadaşımız dün dayanamayıp düz duvara tırmandı. Hayatımızdan çok memnunuz ama eve bi kadın eli değmesi lazım." dedi.
-Uzaylıların verdiği plütonyumla çörek yapan Hakkari'li köylüler yakayı ele verdi. Konuyla ilgili konuşan köy muhtarı; "Yokardan adamlar geldi geçen, giderken de bize bunları bıraktılar. Biz de hepsiye çörek yaptık, çökeleğe kattık, ayrana kattık. Ama bunu yiyen adam ertesi gün yeşile döndü. Kasabadaki doktor siz radyasyon kapmışsınız, artık iflah olmazsınız dedi. Köycek mağdur olduk. O uzaylıların boyu devrilsin." dedi. Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız bir vatandaş "Lan bari tezeğe katıp atom bombası yapsaydınız" diyerek tepkisini dile getirdi.
-Son albümü "Alkolik Melankolik" ile sonbahara yaprak gibi giren romantik şarkıcı Bahadır Tarlabaşı ilginç açıklamalarda bulundu. Aslında amacının yaza bomba gibi girmek olduğunu ancak prodüksiyon işleri gecikip, proje sarkınca mecburen albümü sonbaharda çıkarıp romantik imajı çizmek zorunda kaldığını belirten Tarlabaşı, "Ya biraz daha gecikip de kışa kalsaydım o zaman halim nic'olurdu? Kışa havuç portakal gibi mi girecektim?" dedi.
24 Temmuz 2009
20 Temmuz 2009
Nasıl Rezalet Bir Otobüs Firması Kurulur?
Size rahat mı batıyor? Bütün gün annenizin kulaklarının çınlamasını mı istiyorsunuz? Otobüsünüze aldığınız yolculara tarifi imkansız işkenceler çektirmek sizin için adeta bir zevk mi? Öyleyse hazırlayın makasları kartonları, rezalet bir otobüs firması yapacağız.
-Öncelikle bir grup vasıfsız adam toplanır. (Yaklaşık 30-40 kişi)
-Bu adamların yarısıyla ufak çaplı bir mafyatik örgütlenmeye gidilir. (Bu arkadaşları ilerde çeşitli amaçlar için kullanacağız)
-Taksitle 4 tane otobüs alınır. Taksitleri düşünmeyin çünkü bu işten çok para kıracaksınız.
-Akşamdan hazırlamış olduğumuz mafya kullanılarak bir güzergahtaki otobüs firmaları tehditle safdışı bırakılır. Böylece artık o civarda keyfimize göre hareket edebiliriz.
-Kurulan mafyanın elemanlarının 7-8 tanesi acil durumlar için hazırda bulundurulur, geri kalanı muavin yapılır.
-Eldeki adamlardan araba kullanmasını bilen 4 kişi şoför yapılır. Bu şoförlerin öyle pek de şoförlükten anlamasına gerek yoktur. Arabayı kaldırıp 50 metre yürütsün yeter. Yol düz zaten, ver gazı gitsin.
-Geri kalan adamların hepsi de sık aralıklarla konuşlandırılmış bürolara yerleştirilir ve bilet satışında kullanılır. Bu akadaşların da özellikle gelen kadın müşterilere yavşayan tipler olmasına dikkat edilmelidir.
-Otobüs seferleri mümkün olduğunca seyrek tutulur. Şimdi siz "e o zaman kazandığımız para azalır" diyebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. İşin püf noktası burada. O güzergahta at koşturan tek firma siz olduğunuz için yolcular size mecburdur, eşşek gibi binecekler arabanıza.
-Gönlünüze göre bir fiyat politikası güdülür ve koltuklar satılır.
-Otobüs seferlerini seyrek tuttuğunuz için kapasitenin üzerinde talep gelecektir. Bu fazla talepler de "bazen koltuk ayırtanlar gelmiyor, onların yerine oturursunuz" diye savuşturulur. Bu palavra kullanılarak otobüsün yarısı kadar yolcuya da bilet satılır. Böylece minimum sayıda otobüsle maksimum yolcu taşınmış olur.
-Yolculuk esnasında tek tük boşalan koltuklara ayaktakiler sırayla oturtularak idare edilir. "Ayakta gitmeseydiniz orada kalacaktınız" argümanıyla yapılan şerefsizliğe iyilik görünümü verilir.
-Yolcular otobüste sıcaktan pembeleşmeye başlayınca su ve adi kolonya servisi yapılır.
-2 saatlik yolda tam 12 yerde durup yolcu alarak şehiriçi dolmuşların dur kalk havası yaratılır. (Bu işlemden sonra yolcular basar kalayı)
-Vasıfsız muavinler mutlaka bayan yolculara asılmalı, yol boyunca şoförle muhabbet etmeli ve otobüsün allaha emanet gitmesi sağlanmalıdır. Yoksa yeterince küfür yiyemezsiniz ve bunca emek heba olur gider.
-En önemli aşama ise bu otobüs firmasının adının METRO TURİZM konulmasıdır.
Evet başardınız. Artık tüm sülaleniz ve bu otobüs firmasının işletilemsinde emeği geçen herkes doyasıya küfür yiyecek. Yurt çapında bazı anaların, bacıların ve ebelerin kulakları çınlayacak. Üstelik kazandığınız para da cabası. Bu haftalık bizden bu kadar. Bir sonraki programda görüşmek ümidiyle, esen kalın
-Öncelikle bir grup vasıfsız adam toplanır. (Yaklaşık 30-40 kişi)
-Bu adamların yarısıyla ufak çaplı bir mafyatik örgütlenmeye gidilir. (Bu arkadaşları ilerde çeşitli amaçlar için kullanacağız)
-Taksitle 4 tane otobüs alınır. Taksitleri düşünmeyin çünkü bu işten çok para kıracaksınız.
-Akşamdan hazırlamış olduğumuz mafya kullanılarak bir güzergahtaki otobüs firmaları tehditle safdışı bırakılır. Böylece artık o civarda keyfimize göre hareket edebiliriz.
-Kurulan mafyanın elemanlarının 7-8 tanesi acil durumlar için hazırda bulundurulur, geri kalanı muavin yapılır.
-Eldeki adamlardan araba kullanmasını bilen 4 kişi şoför yapılır. Bu şoförlerin öyle pek de şoförlükten anlamasına gerek yoktur. Arabayı kaldırıp 50 metre yürütsün yeter. Yol düz zaten, ver gazı gitsin.
-Geri kalan adamların hepsi de sık aralıklarla konuşlandırılmış bürolara yerleştirilir ve bilet satışında kullanılır. Bu akadaşların da özellikle gelen kadın müşterilere yavşayan tipler olmasına dikkat edilmelidir.
-Otobüs seferleri mümkün olduğunca seyrek tutulur. Şimdi siz "e o zaman kazandığımız para azalır" diyebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. İşin püf noktası burada. O güzergahta at koşturan tek firma siz olduğunuz için yolcular size mecburdur, eşşek gibi binecekler arabanıza.
-Gönlünüze göre bir fiyat politikası güdülür ve koltuklar satılır.
-Otobüs seferlerini seyrek tuttuğunuz için kapasitenin üzerinde talep gelecektir. Bu fazla talepler de "bazen koltuk ayırtanlar gelmiyor, onların yerine oturursunuz" diye savuşturulur. Bu palavra kullanılarak otobüsün yarısı kadar yolcuya da bilet satılır. Böylece minimum sayıda otobüsle maksimum yolcu taşınmış olur.
-Yolculuk esnasında tek tük boşalan koltuklara ayaktakiler sırayla oturtularak idare edilir. "Ayakta gitmeseydiniz orada kalacaktınız" argümanıyla yapılan şerefsizliğe iyilik görünümü verilir.
-Yolcular otobüste sıcaktan pembeleşmeye başlayınca su ve adi kolonya servisi yapılır.
-2 saatlik yolda tam 12 yerde durup yolcu alarak şehiriçi dolmuşların dur kalk havası yaratılır. (Bu işlemden sonra yolcular basar kalayı)
-Vasıfsız muavinler mutlaka bayan yolculara asılmalı, yol boyunca şoförle muhabbet etmeli ve otobüsün allaha emanet gitmesi sağlanmalıdır. Yoksa yeterince küfür yiyemezsiniz ve bunca emek heba olur gider.
-En önemli aşama ise bu otobüs firmasının adının METRO TURİZM konulmasıdır.
Evet başardınız. Artık tüm sülaleniz ve bu otobüs firmasının işletilemsinde emeği geçen herkes doyasıya küfür yiyecek. Yurt çapında bazı anaların, bacıların ve ebelerin kulakları çınlayacak. Üstelik kazandığınız para da cabası. Bu haftalık bizden bu kadar. Bir sonraki programda görüşmek ümidiyle, esen kalın
15 Temmuz 2009
Kilo Aldıran Muhteşem Dİyet
Abi ne yesem yaramıyor, her öğün bir ekmeği yutuyorum yine de kaburgalarım sayılıyor, hafif bi rüzgar esse dengem bozuluyor mu diyorsunuz? Yalan söylemeyin oğlum günde 3 ekmek yiyenin sırtı yere gelmez be. Ama bak yine de ben kilo aldırıcı diyet yazıyorum buraya, alın yiyn.
Sabah:
1 televizyon kutusu büyüklüğünde beyaz peynir (72 ekran)
4 gevrek, 7 boyoz, 6 yumurta
1 leğen salata
Alahop tereyağlı ballı ekmek
2 demlik çay
1 şişe maden suyu
Öğlen:
Yarım tencere mercimek çorbası
1 tam ekmeğin arasına salam, sosis, sucuk, domates, kaşar, ketçap, mayonez, allah ne verdiyse
1 kavanoz şokella (dibi ekmekle sıyrılacak)
1 sürahi ayran
1 şişe maden suyu
Akşam:
Orta boy bir dana (pişmiş)
1 damacana boğma rakı
Ortaya karışık bişeyler (turşu, salata, haydari, kavun, yerine göre yeşil erik)
Teybe neşeli bi kaset koyun
2-3 samimi arkadaş (yenmeyecek, muhabbet için)
Gece:
Buzdolabını açın, gözünüzün kestiğinden atıştırın
Bir miktar fındık ezmesi
Anam o ne! Yemekten köfte artmış, indir mideye
1 şişe maden suyu
Sabah:
1 televizyon kutusu büyüklüğünde beyaz peynir (72 ekran)
4 gevrek, 7 boyoz, 6 yumurta
1 leğen salata
Alahop tereyağlı ballı ekmek
2 demlik çay
1 şişe maden suyu
Öğlen:
Yarım tencere mercimek çorbası
1 tam ekmeğin arasına salam, sosis, sucuk, domates, kaşar, ketçap, mayonez, allah ne verdiyse
1 kavanoz şokella (dibi ekmekle sıyrılacak)
1 sürahi ayran
1 şişe maden suyu
Akşam:
Orta boy bir dana (pişmiş)
1 damacana boğma rakı
Ortaya karışık bişeyler (turşu, salata, haydari, kavun, yerine göre yeşil erik)
Teybe neşeli bi kaset koyun
2-3 samimi arkadaş (yenmeyecek, muhabbet için)
Gece:
Buzdolabını açın, gözünüzün kestiğinden atıştırın
Bir miktar fındık ezmesi
Anam o ne! Yemekten köfte artmış, indir mideye
1 şişe maden suyu
14 Temmuz 2009
11 Temmuz 2009
Daha İçeriğini Okur Okumaz 250 gr Verdiren İnsanüstü Diyet
Diğer diyetleri unutun, evdeki eskimiş tenecerelerinizi atın, bulaşık makinenizi bozun, çoluğunuzun çocuğunuzun rızkını pavyon karılarıyla yiyin!!! Artık mucize diyet var:
Sabah:
4 mikrogram marul
1 mikrodalga fırın
1 ikametgâh ilmuhaberi
Adli sicil kaydı
12 adet vesikalık fotoğraf
Nüfus cüzdanının sağlı sollu fotokopisi (oh yes)
Öğlen:
Bir koli brokoli (ama kibrit kolisi büyüklüğünde)
1 tatlı kaşığı kibrit kutusu
Yarım bardak su
Aldığı kadar un
20 mandal, bir de çamaşır leğeni
Akşam:
47 gram haşlanmış dut yaprağı
1 tane mercimek (böyle ufak, yeşil, tatlı mı tatlı, canım benim)
3 oda 1 salon
20 kupon değerinde süper mega kupon
1 Ersen ve bazı dadaşlar
Bunlardan damak tadınıza uygun olanları yiyeceksiniz. Ölmez de sağ kalırsanız yaz bitince haşlanmış mısır yiyerek kutlarız bunu. Hadi kaçtım ben byeeeess.
Sabah:
4 mikrogram marul
1 mikrodalga fırın
1 ikametgâh ilmuhaberi
Adli sicil kaydı
12 adet vesikalık fotoğraf
Nüfus cüzdanının sağlı sollu fotokopisi (oh yes)
Öğlen:
Bir koli brokoli (ama kibrit kolisi büyüklüğünde)
1 tatlı kaşığı kibrit kutusu
Yarım bardak su
Aldığı kadar un
20 mandal, bir de çamaşır leğeni
Akşam:
47 gram haşlanmış dut yaprağı
1 tane mercimek (böyle ufak, yeşil, tatlı mı tatlı, canım benim)
3 oda 1 salon
20 kupon değerinde süper mega kupon
1 Ersen ve bazı dadaşlar
Bunlardan damak tadınıza uygun olanları yiyeceksiniz. Ölmez de sağ kalırsanız yaz bitince haşlanmış mısır yiyerek kutlarız bunu. Hadi kaçtım ben byeeeess.
09 Temmuz 2009
Belgesel
4. Gün:
Ekibimiz soyları bi türlü kurumayan boyu devrilesice çok vahşi yaban kuğularını görüntülemeyi başarıyor. Besin zincirindeki yeri zirvelerde olan bu kuğular önlerine çıkan her şeyi yiyebilir. Aynı anda 3 tane vali kebabını yiyip, üstüne bi damacana ayran içmek onların normal bir akşam yemeğini tarif eder. Sabahları ise bir tencere işkembe çorbası içerler. Öğlenleri de köşedeki sulu yemekçiye gidip ne kadar yemek varsa yerler hatta dibini de ekmekle sıyırırlar. Yöre esnafını ciddi anlamda tehdit eden bu kuğular işi pisliğe vurup hesap falan da ödemezler. Eğer direnen bir esnafa denk gelirlerse bir çelik kadar sert ve özel sektör mesaisi kadar esnek olan boyunlarıyla hasımlarını boğarlar. Ancak sanırım bir esnafın ahı tutmuş ve boğazlarına bir şey kaçmış, kıvranıyor şerefsizler.
5. Gün:
Namı 7 düvelde söylenegelmiş Madagaskar ayıları orman ortamında tek tabanca dolaşırlar. Daha çok çiftleşmek ve okey oynamak için bir araya gelen ayılar malesef pek fotojenik değillerdir. O yüzden sadece aynın basenlerini fotoğraflayabildik. Madagaskar ayıları asil hayvanlardır. Oturmasını kalkmasını bilirler ve efendi bir kişiliğe sahiptirler. Aynı anda 6 aileyi misafir edebilir, misafirliğe gittiği evin yengesine kendilerini sevdirebilirler. Bizi de ormanda yabanı görünce gelip hal hatır sordular, yedirdiler içirdiler, akşam da iyi yerde yatırdılar sağolsunlar. Ancak bu ayılar asaletlerinden ötürü çok fazla kişiyle muhatap olmazlar ve pek sosyalleşemezler. Sırf bu asosyalliği üzerlerinden atmak ve bir kaç hatun görebilmek için salsa kursuna yazılacak kadar kişiliklerinden taviz veren bazı ayılar hemen toplumdan dışlanır ve görmezden gelinir. "Ağabey vallaha dans edeceğidim, kötü bi niyetim yoğudu ekmek çarpsın" diye Çankırı ağzıyla yavşayanlara kesinlikle yüz verilmez. Fotoğraftaki efendi ayımızı çilekeş anasının elini öpüp hayır duasını almak için baba ocağına uğrarken görüyoruz. Ne kalender hayvan be.
6. Gün:
Ormanın en ipsiz sapsız kuşları Balıkesirli Tavus Kuşlarıdır. Aslen Selanik göçmendirler ama 3 kuşaktır bu ormanda yaşamaktadırlar. Bu hayvanların genç olanları akşama kadar mal mal dolaşır, gelip geçene laf atarlar. Ortamdan bir kız geçmeye başladı mı hemen işi gücü bırakıp kıza kitlenirler. Son derece lümpen bir hayvan olan bu kuşlar, serseri oldukları kadar tırsaktırlar da. Daha içlerinden herhangi birinin gidip de bir kızla konuşmaya cesaret ettiği görülmemiştir. Fotoğrafta da bir grup şuursuz tavus kuşu çalıştığı konfeksiyon atölyesinden eve dönen hanım leyleği keserken görülüyor. Belli belirsiz "Lan bunun da hastasıyım ha tıtsıtısı, beyaz ten en sevdiğim" gibi laflar eden tavus kuşları, kız geçip gittikten sonra yaklaşık 1 saat bunun muhabbetini yapacaklar ve bakkaldan bira alıp geceyi mahalleliye zehir edecekler.
5. Gün:
6. Gün:
06 Temmuz 2009
Belgesel
Vahşi hayvanların, otun böceğin arasında 15 gün... Ekibimiz Bayburt'un balta girmemiş ormanlarına sizin için daldı. Artık oralar balta girmiş orman oldu. Doğal yaşam alanlarında, daha önce hiç görmediğiniz şekilde fotoğraflanan hayvanatı, bir yazı dizisi halinde sizlere sunuyoruz.
1.Gün
Ormana girer girmez bizi bir Mozambik sırtlanı karşılıyor. Hemen bulunduğumuz yere gizleniyoruz ancak 5000 metre mesafedeki canlıları bile yüksek çözünürlükte görebilen sırtlan bizi farkediyor ve yanımıza yaklaşıyor. Maalesef ekibimizden bir arkadaşımız korkudan altına doldurdu. Sırtlan yavaş adımlarla yanımıza geliyor ve bizden 50 lira borç istiyor. Ay başında eline bi yerden para geçeceğini, 2 haftaya kadar parayı geri ödeyeceğini söylüyor. Sırtlanların çenesi çok kuvvetlidir, aynı anda 18 geyiği kafalayıp parasını söğüşleyebilirler. Güçlü ikna yetenekleri karşısında direnmek beyhudedir. Çaresizce 50 lirayı veriyoruz. Sırtlan eyvallah biladerim dedikten sonra yanımızdan ayrılıyor ve köşedeki tekel bayiine gidiyor. Yalan oldu bizim 50 lira.
2. Gün
İlerleyişimiz esnasında bir göle rastlıyoruz. İçerisinde envai çeşit vahşi hayvanın yaşadığı bu gölün dibi tehlikelerle dolu. İşte sonunda beklediğimiz an... Vahşi Gümüşhane ördeği mekan basmak üzere aşağıdaki kahveden arkadaşlarını toplamış olay çıkarmaya gidiyor. Bu ördekler türünün en tehlikelisidirler. Gagalarında bulunan ölümcül zehirler kocaman bir öküzü bile 2 saniye içerisinde buzağıya çevirir. Kitleler halinde saldırdıklarında kurtulmak imkansızdır. Organize bir şekilde saldırırlar ve ortamda ne kadar adam varsa haşlayıp camı çerçeveyi indirirler. Bize de bulaşmasınlar diye kenardan kenardan yürüyoruz. Mevzuya odaklandıkları için onları fotoğrafladıklarımızı farketmiyorlar bile.
3. Gün
Su aygırlarının lideri Baron necmi adamlarıyla beraber zebraları inceliyor. Lan eşşek desen değil, at desen değil... Bi türlü ısınamadım şu hayvana diye söyleniyor. Etrafındaki adamlar ise serserilikleriyle nam salmış düdüklü tencere kuşları. Aynı anda 75 adamın birden huzurunu kaçırabilir, gıcıklık olsun diye gece gece mahallede bağırabilirler. Kavgayı ilk onlar başlatsın diye zebralar hakkında atıp tutuyorlar. Erkek adamın rengi siyah, kadının beyaz olur. Bunlar böyle çizgili çizgili homoya dönmüş be hoahahaaa diyerek gülüyorlar.
Zebralar uyanık hayvanlardır. Aslen Malatyalıdırlar ancak kütükleri Afyon'dadır. Tam 3 saat boyunca gözlerini kırpmadan etrafa bakabilirler ve kolay oltaya gelmezler. Şu an sayıları az olduğu için söylenenleri duymazdan geliyorlar. Ancak yakında çoğalacaklar ve Baron Necmi için zor günler başlayacak.
1.Gün
2. Gün
3. Gün
Zebralar uyanık hayvanlardır. Aslen Malatyalıdırlar ancak kütükleri Afyon'dadır. Tam 3 saat boyunca gözlerini kırpmadan etrafa bakabilirler ve kolay oltaya gelmezler. Şu an sayıları az olduğu için söylenenleri duymazdan geliyorlar. Ancak yakında çoğalacaklar ve Baron Necmi için zor günler başlayacak.
03 Temmuz 2009
30 Haziran 2009
Siz Sorun, Biz Cevaplayalım
Soru: Etrafta çok fazla sayıda kocaman güneş gözlüğü takan ve bavul büyüklüğünde çanta taşıyan kadınlar var. Bunların gizemi nedir?
Cevap: Yakın bir zamana kadar bu çantaların içinde, çantayı takan kadının diğer 16 çantası olduğu sanılıyordu. Çünkü araştırmalar bir kadının ortalama 17 çantaya sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. E biri kolundaysa diğerleri nerede diye sorulduğu vakit bu cevapla yetinilmişti. Ancak sanayi sitelerinde yapılan gözlemler sonucu bu kadınların o gözlükleri kaynak gözlüğü olarak kullanan, kocaman çantalarında ise kaynak makinesi ve elektrot taşıyan, yani ekmek parasının peşinde olan kadınlar olduğu anlaşıldı. Lütfen bu hanımlarla dalga geçmeyiniz. Çoluğunun çocuğunun rızkını çıkarıyorlar.
Soru: Michael Jackson hangi dindendi, müslüman olduğu doğru mudur?
Cevap: Dünyaca ünlü pop yıldızının müslüman olduğu doğrudur. Kendisi bundan 6 sene önce, ortalarda pek görünmediği sıralarda Ayşe Özgün'ün programlarında demirbaş ilahiyatçı olarak çalışan Yaşar Nuri Öztürk'ü izleyip etkisinde kalarak müslüman olmuştur. Bu 6 sene boyunca sürekli kuran okuyup kıraat etmiş, her ramazan 30 gün oruç tutmuştur. Hatta öldüğü zaman yanında bulunanlardan bazıları rahmetlinin ağzından belli belirsiz "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü muhammeden eni veci vokke" laflarının döküldüğünü söylemiştir.
Soru: Abi üniversitede kızlar teklif ediyormuş diyorlar. Allahını seversen söyle doğru mu? Ona göre ÖSS'ye hazırlanıcam.
Cevap: Evet sayın ergen, doğru. Lise yıllarında okulda 3 kişilik gruplar halinde dolaşan kızlar, üniversiteye gelince birden değişiyorlar. Çünkü kampüse girmeden önce fakülte dekanı kızları bir odaya toplayıp onları bu konuda sert bir dille uyarıyor ve erkek milletini helak etmekten vazgeçmelerini öğütlüyor. Bu uyarıyı dikkate almayan kızların okulu otomatikman 1 sene uzuyor. Hadi ergen gözün aydın, yaşadın yine köftehor.
Soru: Abi bizim topraklarımızda 85 trilyon dolarlık Hasanyum elementi varmış ama Mozambik devleti kendi çıkarları için bunu çıkarmamızı engelliyormuş, doğru mu?
Cevap: Yanlış. Kardeşim nerden uyduruyosunuz bu hurafeleri anlamıyorum ya. Bi kere o element Hasanyum değil Yumiyum. Ayrıca piyasa değeri de taş çatlasın 20 trilyon dolar. Mozambik bizim dost ve kardeş ülkemizdir, aramızın bozuk olduğu ülke ise Kanarya Adaları. Hep bu spam maillere inanıyosunuz, sağda solda abarta abarta konuşuyosunuz, benim de canımı sıkıyosunuz.
Cevap: Yakın bir zamana kadar bu çantaların içinde, çantayı takan kadının diğer 16 çantası olduğu sanılıyordu. Çünkü araştırmalar bir kadının ortalama 17 çantaya sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. E biri kolundaysa diğerleri nerede diye sorulduğu vakit bu cevapla yetinilmişti. Ancak sanayi sitelerinde yapılan gözlemler sonucu bu kadınların o gözlükleri kaynak gözlüğü olarak kullanan, kocaman çantalarında ise kaynak makinesi ve elektrot taşıyan, yani ekmek parasının peşinde olan kadınlar olduğu anlaşıldı. Lütfen bu hanımlarla dalga geçmeyiniz. Çoluğunun çocuğunun rızkını çıkarıyorlar.
Soru: Michael Jackson hangi dindendi, müslüman olduğu doğru mudur?
Cevap: Dünyaca ünlü pop yıldızının müslüman olduğu doğrudur. Kendisi bundan 6 sene önce, ortalarda pek görünmediği sıralarda Ayşe Özgün'ün programlarında demirbaş ilahiyatçı olarak çalışan Yaşar Nuri Öztürk'ü izleyip etkisinde kalarak müslüman olmuştur. Bu 6 sene boyunca sürekli kuran okuyup kıraat etmiş, her ramazan 30 gün oruç tutmuştur. Hatta öldüğü zaman yanında bulunanlardan bazıları rahmetlinin ağzından belli belirsiz "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü muhammeden eni veci vokke" laflarının döküldüğünü söylemiştir.
Soru: Abi üniversitede kızlar teklif ediyormuş diyorlar. Allahını seversen söyle doğru mu? Ona göre ÖSS'ye hazırlanıcam.
Cevap: Evet sayın ergen, doğru. Lise yıllarında okulda 3 kişilik gruplar halinde dolaşan kızlar, üniversiteye gelince birden değişiyorlar. Çünkü kampüse girmeden önce fakülte dekanı kızları bir odaya toplayıp onları bu konuda sert bir dille uyarıyor ve erkek milletini helak etmekten vazgeçmelerini öğütlüyor. Bu uyarıyı dikkate almayan kızların okulu otomatikman 1 sene uzuyor. Hadi ergen gözün aydın, yaşadın yine köftehor.
Soru: Abi bizim topraklarımızda 85 trilyon dolarlık Hasanyum elementi varmış ama Mozambik devleti kendi çıkarları için bunu çıkarmamızı engelliyormuş, doğru mu?
Cevap: Yanlış. Kardeşim nerden uyduruyosunuz bu hurafeleri anlamıyorum ya. Bi kere o element Hasanyum değil Yumiyum. Ayrıca piyasa değeri de taş çatlasın 20 trilyon dolar. Mozambik bizim dost ve kardeş ülkemizdir, aramızın bozuk olduğu ülke ise Kanarya Adaları. Hep bu spam maillere inanıyosunuz, sağda solda abarta abarta konuşuyosunuz, benim de canımı sıkıyosunuz.
29 Haziran 2009
İş Arayanlar İçin Meslek Rehberi
Siz de mi "Bulamadık anasını satayım şöyle bir iş" diyerek hayıflananlardansınız? Başka departmanlarda çalışanların işine mi gıpta ediyorsunuz? Komşunuzun tavuğu artık size kaz gibi mi gelmeye başladı? Evdeki bütün eskimiş tencerelerinizi atın, şimdi trt2gibiadam var. Sizin için geleceğin gözde mesleklerini araştırıp bulduk.
Gassal (Ölü Yıkayıcı): Eğer iş hayatınızdaki en büyük sıkıntınız insanlarla uğraşmak, asla hayatınıza almayacağınız kişilerin kaprislerini çekmek zorunda kalmak ise bu meslek tam size göre. Gerçi yine insanla uğraşıyosunuz ama ölü oldukları için kapris falan yapmıyorlar. Beeeyle kuzu kuzu yatıyorlar. Sigortası var emekliliği var. Sabah 9, akşam 5 oh mis valla.
Uzun Yol Kamyon Şoförlüğü: Günün hayhuyu içerisinde kendinize ayıracak vakit bulamıyorsanız, sık sık başınızı alıp uzak diyarlara gitme hayali kuruyorsanız ve işinizde tatlı bir heyecan arıyorsanız uzun yol kamyon şoförlüğünü mutlaka düşünmelisiniz. Bu mesleği yapan birinin ağzından dinleyelim:
Şeyhmuz Hastarla (37): Biladerim geçen Karabağlar'da malı yükledim vurdum Ankara asfaltına. Karıyı çoluğu çocuğu evde bıraktım, yol boş, kafam mis. Afyon'a gelinceye kadar 6 saatte bi paket Samsun'u bitirmişim. O ara vantilatör kayışı kopmasın mı sana? Çıkardım gömleği yırttım, kayışı bağladım tekrar. Cıgarasızlıktan da kafam tuttu şerefsizim, etrafta saman bile yok ki sarıp içeyim. O kayışla Allah'a emanet merkeze indim, girdim sanayiye verdim kamyonu. Kamyonculuk zor iş yiğenim benim. Ama deseler ki sana masa başı iş bulduk valla bırakıp da gitmem. Ben olmuşum kamyon, memur işi gelmez bize.
Yönetici Asistanı: Kafanızda ne zamandır "hem fazla tahsil yapmayayım hem de fiyakalı bir isme sahip mesleğim olsun" düşüncesi varsa son zamanlarda ortaya çıkmış olan Yönetici Asistanlığını sanki sizin için icat etmişler. Sanki böyle yöneticinin sorumluluklarını büyük ölçüde taşıyan, süper iş beceren, deveyi hendekten atlatan ancak buna rağmen mütevazılığından bir şey kaybetmeyen bir havası var. "Kapıcı değil oğlum apartman görevlisi" gibi hani, bildiğin sekreter. Ama daha çok bayan kimselere yönelik. Erkekler pek heves etmesin.
Seyyar Pilavcı: Kendi işinin patronu olmak isteyenlerin son zamanlarda rağbet ettiği mesleklerden olan seyyar pilavcılık aynı zamanda geleceğin gözde meslekleri arasında yer alıyor. Bir tabak pilavın üstüne serpilen tavuk ya da ciğer, doğranmış domates ve yanında kornişon ile birlikte muazzam bir damak tadı yakalayan seyyar pilavcılar müşterileri arasında da zamanla meşhur hale geliyor ve kalabalık ortamların aranan adamları oluyor. Pilavı satmaya istediği saat başlayan ve kimi zaman pilavı bile bitirmeden mesaiyi tamamlama özgürlüğüne sahip bu bireysel patronlar canları çekmezse işe bile çıkmıyorlar. Pilavı evde hanım yapıyor, bizimki de yaya yaya turluyor dışarda. Emekliliği sigortası yok ama zaten gerek de yok. Bakarsın ilerde ufak bi dükkan açarsın, oğlan işe bakar sen de kasanın başında paraları sayarsın. Bak gördün mü pilavdan taa nerelere geldik.Bugün bi mühendis eşşekler gibi çalışıyor aldığı para 1500. Yemişim doktoru mühendisi, pilavda iyi para var.
Gassal (Ölü Yıkayıcı): Eğer iş hayatınızdaki en büyük sıkıntınız insanlarla uğraşmak, asla hayatınıza almayacağınız kişilerin kaprislerini çekmek zorunda kalmak ise bu meslek tam size göre. Gerçi yine insanla uğraşıyosunuz ama ölü oldukları için kapris falan yapmıyorlar. Beeeyle kuzu kuzu yatıyorlar. Sigortası var emekliliği var. Sabah 9, akşam 5 oh mis valla.
Uzun Yol Kamyon Şoförlüğü: Günün hayhuyu içerisinde kendinize ayıracak vakit bulamıyorsanız, sık sık başınızı alıp uzak diyarlara gitme hayali kuruyorsanız ve işinizde tatlı bir heyecan arıyorsanız uzun yol kamyon şoförlüğünü mutlaka düşünmelisiniz. Bu mesleği yapan birinin ağzından dinleyelim:
Şeyhmuz Hastarla (37): Biladerim geçen Karabağlar'da malı yükledim vurdum Ankara asfaltına. Karıyı çoluğu çocuğu evde bıraktım, yol boş, kafam mis. Afyon'a gelinceye kadar 6 saatte bi paket Samsun'u bitirmişim. O ara vantilatör kayışı kopmasın mı sana? Çıkardım gömleği yırttım, kayışı bağladım tekrar. Cıgarasızlıktan da kafam tuttu şerefsizim, etrafta saman bile yok ki sarıp içeyim. O kayışla Allah'a emanet merkeze indim, girdim sanayiye verdim kamyonu. Kamyonculuk zor iş yiğenim benim. Ama deseler ki sana masa başı iş bulduk valla bırakıp da gitmem. Ben olmuşum kamyon, memur işi gelmez bize.
Yönetici Asistanı: Kafanızda ne zamandır "hem fazla tahsil yapmayayım hem de fiyakalı bir isme sahip mesleğim olsun" düşüncesi varsa son zamanlarda ortaya çıkmış olan Yönetici Asistanlığını sanki sizin için icat etmişler. Sanki böyle yöneticinin sorumluluklarını büyük ölçüde taşıyan, süper iş beceren, deveyi hendekten atlatan ancak buna rağmen mütevazılığından bir şey kaybetmeyen bir havası var. "Kapıcı değil oğlum apartman görevlisi" gibi hani, bildiğin sekreter. Ama daha çok bayan kimselere yönelik. Erkekler pek heves etmesin.
Seyyar Pilavcı: Kendi işinin patronu olmak isteyenlerin son zamanlarda rağbet ettiği mesleklerden olan seyyar pilavcılık aynı zamanda geleceğin gözde meslekleri arasında yer alıyor. Bir tabak pilavın üstüne serpilen tavuk ya da ciğer, doğranmış domates ve yanında kornişon ile birlikte muazzam bir damak tadı yakalayan seyyar pilavcılar müşterileri arasında da zamanla meşhur hale geliyor ve kalabalık ortamların aranan adamları oluyor. Pilavı satmaya istediği saat başlayan ve kimi zaman pilavı bile bitirmeden mesaiyi tamamlama özgürlüğüne sahip bu bireysel patronlar canları çekmezse işe bile çıkmıyorlar. Pilavı evde hanım yapıyor, bizimki de yaya yaya turluyor dışarda. Emekliliği sigortası yok ama zaten gerek de yok. Bakarsın ilerde ufak bi dükkan açarsın, oğlan işe bakar sen de kasanın başında paraları sayarsın. Bak gördün mü pilavdan taa nerelere geldik.Bugün bi mühendis eşşekler gibi çalışıyor aldığı para 1500. Yemişim doktoru mühendisi, pilavda iyi para var.
25 Haziran 2009
Bacak Kadar Boyu Olan Çocuğun Hiçbir Yerde Yayınlanmayan Fotoğrafları
Çocuğun şapşal fotoğrafları için tıklayınız.

-Hala büyümedin mi len kerata?
-Yok abi, boy 85 santimde sabitlendi kaldı. Kapı mandalına ulaşmak benim için hala bir hayal.
-E paso gofret yersen böyle bonzai ağacı gibi kalırsın işte.
-Orası öyle ama, çocuk olduğum için doğam gereği hıyarlık yapmak durumundayım. Sebzeyi, pilavı boşverip bütün gün abur cubur yemek, dondurma reklamı izlemek, bonibona sempati duymak daha cazip geliyor.
-Yani halinden memnunsun öyle mi?
-Pek sayılmaz. Çünkü ben her ne kadar abur cubur sevsem de, annem dayak zoruyla veriyor ıspanağı veryior fasülyeyi. Nice pırasayı gözyaşları içinde tükettim, sanırım yakın pes edeceğim.
-Süt içiriyor mu peki?
-Maalesef. Her gece zorla yarım bardak içiriyor. Ben hayatımda beeyle rezil bir gıda maddesi görmedim arkadaş. Renginden tiksindim artık. Hele dün bi de içinde bal katmış, aklıma geldikçe dişlerim uyuşuyo şerefsizim. Abi çok zor günler geçiriyorum evde ya. Rica etsem bizimkilerle bi konuşsanız. Böyle giderse bi çılgınlık yapabilirim. Yani illa gidip elbise dolabına mı saklanayım, evin içinde onları dört mü döndereyim? Beni bunu yapmaya mecbur etmesinler. Bu konuda ciddiyim bak.
-Sıs lan, çükünden habersiz vizyonu dar velet. Dolaba saklanacan he mi?
-Peki abicim öyle olsun Sen de vefasız çıktın. Şu yalan dünyada tele tabilerden başka dostum kalmadı. Yıllar yılııı, dert yolundaaa, ne ilk ne dee sonuncuyum. Kahrediyooor, hayat beniii, ben acılaaar, çocuğuyum...
-Hala büyümedin mi len kerata?
-Yok abi, boy 85 santimde sabitlendi kaldı. Kapı mandalına ulaşmak benim için hala bir hayal.
-E paso gofret yersen böyle bonzai ağacı gibi kalırsın işte.
-Orası öyle ama, çocuk olduğum için doğam gereği hıyarlık yapmak durumundayım. Sebzeyi, pilavı boşverip bütün gün abur cubur yemek, dondurma reklamı izlemek, bonibona sempati duymak daha cazip geliyor.
-Yani halinden memnunsun öyle mi?
-Pek sayılmaz. Çünkü ben her ne kadar abur cubur sevsem de, annem dayak zoruyla veriyor ıspanağı veryior fasülyeyi. Nice pırasayı gözyaşları içinde tükettim, sanırım yakın pes edeceğim.
-Süt içiriyor mu peki?
-Maalesef. Her gece zorla yarım bardak içiriyor. Ben hayatımda beeyle rezil bir gıda maddesi görmedim arkadaş. Renginden tiksindim artık. Hele dün bi de içinde bal katmış, aklıma geldikçe dişlerim uyuşuyo şerefsizim. Abi çok zor günler geçiriyorum evde ya. Rica etsem bizimkilerle bi konuşsanız. Böyle giderse bi çılgınlık yapabilirim. Yani illa gidip elbise dolabına mı saklanayım, evin içinde onları dört mü döndereyim? Beni bunu yapmaya mecbur etmesinler. Bu konuda ciddiyim bak.
-Sıs lan, çükünden habersiz vizyonu dar velet. Dolaba saklanacan he mi?
-Peki abicim öyle olsun Sen de vefasız çıktın. Şu yalan dünyada tele tabilerden başka dostum kalmadı. Yıllar yılııı, dert yolundaaa, ne ilk ne dee sonuncuyum. Kahrediyooor, hayat beniii, ben acılaaar, çocuğuyum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









